Muhtelif - 15. Sayfa - Fetih
Fetih Sûresi
Fetih Sûresi, Kur'an-ı Kerîm'in kırk sekizinci sûresidir. Medine'de, Hudeybiye antlaşmasından sonra Hicret'in altıncı yılında nâzil olmuştur. Yirmi dokuz âyet, beş yüz altmış kelime, iki bin dört yüz otuz üç harftir. Fâsılası elif harfidir. Adı sûrede geçen feth kelimesine dayanır: "Biz sana apaçık bir fetih verdik (müjdeledik)" (âyet 1) Fetih: Bir yeri almak, zaptetmek, ele geçirmek demektir. Sûrenin konusu, kendisinden önce yer alan Muhammed sûresindeki gibi savaş ve fethin müjdelenmesidir.
Sûre, müslümanların geleceğine dâir müjdeler ihtivâ etmektedir. Hudeybiye andlaşmasından önce Rasûlullah (s.a.s.) rüyasında sahâbîleriyle birlikte Mekke'ye gittiklerini ve orada umre ziyâretini yaptıklarını gördü. Bir peygamber için rüya ayrı bir önem ifade eder; Çünkü onların rüyaları bir çeşit vahiydir. Bunun üzerine Rasûlullah ashâbına umreye gitmek üzere hazırlık yapmalarını ve çevreye haber gönderilmesini emretti. Muhâcir ve Ensâr hazırlıklarını yaptılar. Ancak çevre kabîlelerden çağrıya icâbet etmeyenler oldu. Çünkü hicretten sonra Mekkeliler, beş yıldır hiçbir müslümanı Mekke'ye sokmamışlardı. Mekkelilerden izin almadan yapılan bu yolculuk sonucunda müslümanların bir katliâma tâbi tutulacaklarını sanıyorlardı. Hac mevsiminde Mekke'nin kapılarını amansız düşmanlarına bile açan Mekkeliler sadece müslümanların gelmesini kabul etmiyorlardı.
Peygamber (s.a.s.)'le birlikte 1400 sahâbî yola koyuldu. O dönemde umreye gidenlerde âdet olduğu üzere her şahıs beraberinde silâh olarak sadece kılıcını götürürdü. Kurban edilmek üzere beraberlerinde yetmiş deve de götürmüşlerdi. Mikat'a geldiklerinde ihramlarını giyerek yollarına devam ettiler. Harem sınırına yakın Hudeybiye denilen yere geldiklerinde ise Mekkelilerin silâhlanarak pusuya yattıkları haberi duyuldu. Müslümanlar orada konakladılar. Karşılıklı elçiler gönderildi. Nihâyet andlaşma yapmak üzere görüşmeler yapıldı ve andlaşma imzalandı. Andlaşma maddeleri görünürde müslümanların aleyhineydi. Bu sebeple şartlar görüşülürken müslümanlar aşırı derecede huzursuz idiler. Hoşnutsuzluklarını Rasûlullah'ın huzurunda bile söylüyorlardı.
İşte böyle bir andlaşmadan dönerken -ki umre yapma imkânını da bulamamışlardı- fethi ihtivâ edip müjdeleyen Fetih sûresi indi. Sûre, müslümanların gönlüne su serpmişti. Sûre şu fetih müjdesiyle başlar: "Biz sana apaçık bir fetih verdik. Tâ ki Allah, senin günahından, geçmiş ve gelecek olanı bağışlasın ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin. Ve Allah sana şanlı bir zafer versin. O, imanlarına iman katsınlar diye mü'minlerin kalplerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır." (1-4). Böylece müslümanlara sadece umreye gidecekleri değil, Mekke'nin fethedileceği müjdesi de verilmiş oluyordu.
Sûre, mü’minlerin âhirette de mükâfatlandırılacaklarına, münâfık ve müşriklerin ise şiddetli bir azâba çarptırılacaklarına dikkat çektikten sonra; korkuları sebebiyle bu yolculuğa katılmayanların samimî kişiler olmadıklarını, Medine'ye varıldığında asılsız birtakım bahaneler uyduracaklarını haber vermektedir. Söz nihâyet andlaşmaya katılan (bey’at eden) mü’minlere getirilir. Allah'ın o kimselerden râzı olduğu ve yakında bir fetihle mükâfatlandırılacakları anlatılır: "Allah şu mü’minlerden râzı olmuştur; ki onlar, ağacın altında sana bey'at ediyorlardı. Allah onların gönüllerindeki (doğruluk ve vefâyı) bildiği için onların üzerine huzur ve güven indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi. Yine onlara (yakında) alacakları birçok ğanîmetler bahşeyledi. Allah üstündür, hikmet sahibidir" (18-19).
Bu arada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Hudeybiye andlaşmasından önce gördüğü rüya ele alınarak Peygamberin bu rüyasının gerçek çıkacağı bildirilir (27-28). Kuran'da geleceğe dair bu tür pek çok haber vardır ve bunların hepsi anlatıldığı gibi gerçekleşmiştir.
Sûrenin sonunda Peygamber ve onunla birlikte olanlar övülerek üstün hasletlerinden bir kısmı şöylece dile getirilir: "Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onların, rukû ve secde ederek Allah'ın lutuf ve rızâsını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Onların Tevrat'taki vasıfları ve İncil'deki vasıfları da şudur: Filizini çıkarmış, onu güçlendirmiş, kalınlaşmış, derken gövdesinin üstüne dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden bir ekin gibidirler. Onlara karşı kâfirleri de öfkelendirir (bir duruma geldi). Allah, onlardan iman edip sâlih/iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaad etmiştir" (29).
Bu benzetme, Allah Rasûlünün ve arkadaşlarının ilk ve son durumlarını anlatmaktadır. İlk defa yere atılan bir tane gibi filizlenmeye başlayan müslümanlar, gittikçe güçlenerek koca bir ordu olmuşlar; İslâm tohumunu ekenler bu durumdan son derece sevinirlerken, onların bu güçlü durumunu gören kâfirler, öfkeden çatlar hale gelmişlerdi. [1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi