Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sınırsız ve Sınıfsız Fetih - 34. Sayfa

Sınırsız ve Sınıfsız Fetih:

 

"Mutlak hâkimiyetin sahibi olan Allah yücedir. O dilediğini yapmaya kaadirdir. O, hem ölümü hem de hayatı, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için yaratmıştır. O azîzdir, ğafûrdur. Yedi göğü birbiriyle uyumlu tabakalar şeklinde yaratan da O'dur. Rahmân'ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Çevir gözünü, bir aykırılık görüyor musun? Yine, dikkatlice defalarca çevir gözünü, bak. Her bakışın şaşkın ve bitkin bir şekilde hüsrâna uğramış olarak sana geri dönecektir. Biz, en yakın göğü ışıklarla donattık ve onları şeytanların anlamsız spekülasyonlarına konu yaptık ve onlara yakıcı alevden bir azap hazırladık." (67/Mülk, 1-5)

İnsanın halifeliği eğer evrensel ölçekte ise, o zaman fetih de evrensel olmak zorundadır. İnsanın evreni keşfi biraz da kendisini keşfidir. Çünkü insan küçük evren, evren ise büyük insandır. Kâinatla insan arasında garip ve anlaşılması zor ilişkiler mevcuttur. İnsanın beşerî boyutuyla kâinat arasındaki ortaklık bilenen bir gerçektir. Kur’an bu gerçeği sık sık dile getirerek insanın “balçıktan” yaratıldığını vurgular. Bur gerçek farklı formlarla “topraktan”, “kurutulmuş balçıktan”, “pişirilimşi balçıktan”, “balçıktan” şeklinde yer alır.

Ancak, balçıktan, değil insanın, en basit bir virüsün bile hayat bulma ihtimali rakamlara sığmayacak kadar düşüktür (10 üzeri 119776’dır. Bu rakamı okuyacak bilgisiyar yoktur. 119776 tane sıfır yazıp başına 1 ekleyeceksiniz). Bu ihtimal hesabı basit bir virüsün oluşumu içindir. Kaldı ki, bir insanın oluşumu için bir virüsten çok daha kompleks yapıda olan hücrelerden yüz trilyonunun bir araya gelmesi gereklidir. Bu ise insan varlığının tesadüfle değil, ancak Allah’ın varlığıyla açıklanabileceği bir durumdur.

İnsanın fiziğiyle evren arasındaki ilişkiye ayın hareketleri ile kadınların âdet halleri arasındaki garip ilişkiyi, renklerin ve sesin temel birim sayısıyla haftanın sayısı arasındaki uygunluğu, bahar mevsimiyle kimi psikolojik rahatsızlıklar arasındaki zamanlama çakışmasını gösterebiliriz.

İnsan psikolojisiyle evren arasındaki ilişkiler elbet daha karmaşık ve gizemli. Bu meyanda bir İskoç mühtedîsinin yazdığı eserde okuduğum bir notu burada zikretmek isterim: Kâinatın yaydığı bir enerji var ki, insan bu enerjiden mahrum kalınca birtakım psikolojik rahatsızlık ortaya çıkmakta. Prana denilen bu enerjiyi beton engellediği için, modern kentlerin sâkinleri melankoli, ansiyete, nevroz, depresyon vs. gibi psikolojik rahatsızlıklar çekiyor.

İnsanın zaman ve mekânla kısıtlı bir evrende yapacağı yolculuk aklî bir fetihtir. Bir de kalbî yolculuk vardır ki, bu enfüsî âlemden âfâkî âleme, içkin olandan aşkın olana yapılan bir yolculuktur ve bu gerçeği en güzel ifâde eden kelime “miraç”tır. Miraç bir fetihti. Âfâkın kapılarının enfüse açılması. Aşk atıyla aşkına yapılan aşk yolcuğuydu miraç. Miracı fiziğin sınırlı dünyasıyla açıklamakta ısrar etmek, insanın aşkın tarafını, yüreğin gücünü görmezden gelmektir. Ki yürek, atom santrallerinin, yanında yaya kaldığı sınırsız bir güç merkezidir.

Miraç, süflî âlemle ulvî âlem arasındaki kapıların açılarak insanın rûhânî yolculuğa çıkmasıdır. Hz. Peygamber’in şahsında, bir insanın ulaşabileceği yüceliği temsil eder miraç. Çamur tarafına doğru alçaldığında “aşağıların da aşağısına” düşen ve şeytanların dahi kendisine besmeleyle yaklaştığı bir ifrit, ruh tarafına doğru yüceldiğinde melekleri yolda bırakan özgün bir varlık. Urûc/yükselik kökünden gelen “mirac”,insanın ruh kutbuna tutunarak kapasitesinin sınırlarına ulaşmasıdır. Miraç, aklın dahi açıklamakta yaya kaldığı bir aşk termodinamiğiyle sezilebilir. Şüphesiz yakıtı aşk, biniti yürek, rotası hiç/hep olan bir yolculuktur miraç. İşte bu nedenle ışık hızı miraç hızı yanında kartala göre kaplumbağanın hızı gibi kalır. Işık hızından çok daha süratli olan bilincin hızı dahi yetişememektedir ona.

Bir tek mirac’ın hızıyla duânın hızı kıyaslanabilir. İkisi de aynı yasaya bağlıdır. İşte bu nedenle namaz mü’minin miracıdır ve namaz bir fetihtir. Dışa doğru değil, öz benliğin kapalı kapılarını, aşılmaz engellerini aşıp duyuların zincirini kırarak yüreğe doğru gerçekleştirilen bir fetih. Yüreğe, Kur’an’ın ifâdesiyle “şah damarı”na doğru gerçekleştirilen bir fetih.

Bu fethin nasıl gerçekleştirileceğini bize öğreten büyük öğretmen ise Peygamberimiz (s.a.s.)’dir.