Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 38. Sayfa - Fetih

Fethin Araçları:

 

İman, örnek yaşantı, ilim ve ahlâk, güzel söz, ikram ve iyilik, hoşgörü ve af, adâlet, duâ, namaz ve Kur’an ve yitik farz Emr bi’l-ma’ruf ve nehy ani’l-münker...

...Bugün, İslâm coğrafyasında yaşayan tüm müslüman halklar çeşitli tarihî, siyasî ve sosyal nedenlerden dolayı toplumsal bir hâfıza kaybını yaşamaktadırlar. Bu hâfıza kaybına bağlı olarak kimlik ve kişilik kaybı toplumumuzu oluşturan bireylerin ortak zaafı haline gelmiştir. Bu acınılası durumda en büyük pay, hiç kuşkusuz halka rağmen halkın tepesine silâh zoruyla oturan ya da birilerince oturtulan yönetici elitlerindir. Siyasetçisi, askeri, bürokratı, aydını ve hormonlu zenginleriyle bu yönetici elit, toplumsal yozlaşmanın ve kokuşmanın baş müsebbibidir ama tek müsebbibi değildir. Çünkü bu durumdan en az onlar kadar kendilerine İlâhî mesajı taşıma görevi yüklenen müslümanlar da sorumludur.

Böylesi bir ortamda inanan her insana ağır görevler düşmektedir. Samimi mü’minler sorumluluklarının gereğini yerine getirmek için tanımlamadan tanımayı, yargılamadan yarlığamayı, hüküm vermeden dâvet etmeyi, infaz etmeden ihsan etmeyi öğrenmek zorundadırlar. Çünkü, en azından bu topraklardaki câhil kitleler, dinlerini değil sağlıklı kaynaklardan, tâlî eserlerden bile öğrenmekten mahrum bırakıldılar.

Sistemin projesi “dini olmayan bir halk yaratmak”tı. Tabii ki bu mümkün değildi ve mümkün olmadığı çok geçmeden görüldü. Halk dinsiz olmadı, lâkin dinini öğrenmekten mahrum bırakıldığı için dinli de olamadı. Tek kelimeyle “câhil” oldu. Elbet bu câhiller arasında cesâreti cehâletinden alıp dine düşman olanlar da vardı. Bunların çoğunluğu “kişi bilmediğinin düşmanıdır” sözünü doğrulayan tiplerdi. Elbette İslâm’a bilinçli bir biçimde kin besleyen ve düşman olan azınlık bir gürûhu konumuzun dışında tutuyoruz.

Geniş câhil kitleler bir yana, dini, bu dinin dostlarından değil de düşmanlarından öğrenmiş(!) sözkonusu zümreye şiddetle değil, şefkatle muâmele şarttı. Onlar, bildikleri bir dine değil, bilmedikleri bir dine birilerinin kafa yıkamaları sonucu ite-kaka düşman edilmiştiler. Onların düşman oldukları dini öğrendiğiniz zaman şaşakalıyordunuz. Çoğunlukla bu gibilerin “din” diye düşman oldukları şeyin Allah’ın dini değil “ataların dini” olduğunu görüyor, bu dine Allah’ın da düşman olduğnu hayretle müşâhede ediyordunuz. Bu gerçeği onlara söylediğinizde hayret etme sırası onlara geliyor ve insaf ehli olanlar ana kaynaklarından dini öğrenme sürecine giriyordu.

İlle de hüküm vermek gerekiyorsa, bu hüküm cehâleti dolayısıyla dine düman edilenlerin dinlerini bu dinin dostlarından öğrenmeleri temin edilinceye kadar ertelenmeli, eğer hâlâ düşmanlıklarında direniyorlarsa hüküm o zaman verilmelidir.

Cehâlet zifiri bir karanlıktır. Böylesi bir karanlıkta göz diye bir organın olması, “görme” eyleminin gerçekleşmesi için yeterli değildir. Çünkü, görme eylemi ışıksız gerçekleşmez. En az gözün varlığı kadar ışığın varlığı da gereklidir.

Göz akılsa, sözkonusu ışık da İlâhî mesajdır. İnsanlık kervanının uzun yürüyüşünde bir yol kazâsı olan modern zamanların modern bireylerine yapılabilecek en büyük iyilik, ona hakikatin biricik kaynağını göstermek, onu sanal bir yaşamdan gerçek bir hayata çağırmaktır. Bunu yapabilme gücü sadece İslâm’a gönül veren insanların yüreğinde saklıdır. O güç harekete geçtiğinde, yürekleri sağaltan bir hayat soluğu olacak ve yürek fethi bir kez daha gerçekleşecektir. [1]                     


 

[1] Mustafa İslâmoğlu, Yürek Fethi,  s. 31-94,  207-209