Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 40. Sayfa - Fetih

Mekke’nin Fethi; Kalpleri Fethin Sonucu Olarak Dünyanın Kalbinin Fethi

 

Fetih Hazırlığı:

 

Mekke, sinesinde barındırdığı Kâbe sebebiyle her devirde ehemmiyetli bir merkez olagelmişti. Kâbe'ye terettüp eden değişik hizmetleri ifâ eden Mekkeliler, yani Kureyş Arapları, diğer Araplara nazaran daha itibarlı, daha şerefli kimseler addediliyordu. Arap yarımadasının her tarafında yaşayan muhtelif Arap kabilelerinin Kâbe'ye olan  müşterek saygıları ve tavaf için aynı mevsimlerde yaptıkları ziyâret, Mekkelileri, onların hepsiyle tanışmaya, yakinen tanımaya, dostluklarını kazanmaya sevketmişti. Mekkeliler  itibar ve imtiyazlık durumunda piramidin tepesinde yer alıyordu. Bu yönüyle Mekke, sadece dinî değil, siyasî ve ticarî bakımdan da çok önemli bir merkezdi.

Öncelikle bütün Arapları birleştirerek güçlenmeyi, bu güçle de bütün dünyaya İlâhî mesajı götürmeyi planına alan bir hareket, Mekke'yi fethetmeyi, oranın sağlayacağı maddî ve özellikle mânevî avantajlardan istifade etmeyi gözardı edemezdi. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke'yi bir an önce fethetmeyi planlamıştı. Hudeybiye sulhü bu gâyeye gitmede en iyi atlama taşı oldu, ortamı en güzel şekilde hazırladı. Müslümanlar  sayıca arttı, Hâlid İbn Velid, Amr İbn'l-Âs gibi, Mekke'nin dirâyetli şahsiyetleri de İslâm'a girdi. Hele barışın, bizzat Mekkelilerce ihlâl edilmesi, müslümanların Mekkelilerin üzerine gitmesine meşrû bir gerekçe de hazırlamıştı.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bu maksatla sefer hazırlığına başlamış, Medinelilere ve Eslem, Gifâr gibi müttefiği olan diğer kabilelere de, sefer hazırlığı yapıp yerlerinde beklemelerini emretmişti. Fakat bunun Mekke'ye yönelik olduğunu en yakınlarına bile sezdirmiyordu. Öyle ki, bu çeşit işlerde en yakını, iki vezirinden biri olan Hz. Ebû Bekir (r.a.) bile, hazırlığın ne tarafta olduğunu merak ediyor, öğrenemiyor, kızı ve Rasûlullah'ın zevcesi olan Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)'ya soruyordu. O da Rasûlullah'tan, istihbar etmiş olmak şöyle dursun, tahmin bile edemiyordu ki, şu cevabı vermiştir: "Bilmiyorum. Belki Benî Süleym'e, belki Tâif'e, belki de Havâzin'edir." Cevapta dikkat çekici husus Mekke ihtimalinin zikredilmemiş olmasıdır.

Rasûlullah (s.a.s.), haber sızma ihtimalini asgarîye düşürmek için her çeşit seyahati yasaklar. Bazı rivâyetler Medine'den dışarıya kimsenin çıkamadığını belirtir. Bu tedbirlerdeki asıl gâye, Mekke'yi ânî bir baskınla ele geçirip, savaşa, kan dökmeye meydan vermemektir. Hâtıb İbn Ebî Beltaa'nın mektubunu  yakalatma hâdisesini bu çerçevede anlamalı ve bu gizliliğe yönelik çarpıcı bir vesika nazarıyla bakmalıyız.

Hazırlıklar tamamlanınca, Rasûlullah (s.a.s.) Hicretin sekizinci senesi, 10 Ramazanında Medine'yi terketti, ama yine Mekke istikametine değil. Hazırlanmaları için yazdığı kabilelere uğrayarak, oralardan sefere hazır olanları ordusuna katarak... Böylece hem gittikçe güçleniyor, hem de  gideceği istikamet, asıl hedef husûsunda tereddütleri artırıyordu.

Bu sûretle Mekke önlerine geldiği zaman on bin kişilik bir orduya  ulaşmıştı. Konaklama emri verdiği zaman, her bir kabilenin ayrı ayrı yerlere yerleşmesini, geceleyin her askerin ayrı bir ateş yakmasını emretti.