Muhtelif - 44. Sayfa - Fetih
Mekke'ye Af:
Burada ayrıca belirtilmesi gereken bir husus, 4286 numaralı hadiste belirtilen Mekke'nin ğanîmet kılınmamasıdır. O güne kadar yapılan gazvelerde, mağlup tarafın insanı daima esir edilmiş, malı da ğanîmet. Mekke, sinesinde barındırdığı mukaddes emânetin hürmetine, kandan ve yağmadan korunmuştur. Rasûlullah o ilahi emanetin yani Kâbe mukaddesinin hürmetine, en azılı düşmanları olan Kureyşlileri de o mukaddesi muhafaza ve ona bakımda sebkat eden hizmetleri hatırına aff-ı umumiye mazhar etmiştir.
Peygamberimiz’in Mekkelileri affetmesi, Kureyşlilerin pek beklemediği bir şeydir. Kureyşliler, böyle bir zafer kendilerine müyesser olması halinde, başta Rasûlullah olmak üzere tüm müslümanlara yapacakları muâmeleye paralel bir davranış bekliyor olmalılar. Nitekim bu endişe, bu konudaki hadislerde de dile getirilmektedir. Hatta, rivâyetlerin daha umûmî bir değerlendirilmesine gidilecek olsa, bu meselede, Medine menşe'li Ensâr ile, Mekke menşe'li muhâcirler arasında bile bir fark görmek; Medinelilerin, buranın fethini de diğer fetihler gibi görmeye mütemâyil; Mekke menşelilerin ise şehrin kandan ve yağmadan korunmasına mütemâyil olduklarını görmek mümkündür.
Medineli Sa'd İbn Mu'âz, Ebû Süfyân'a: "Ey Ebû Süfyân! Bugün, savaş günüdür, bugün Kâbe'nin helâl addedileceği gündür!" der. Bu rivâyette açık değilse de, bir başka rivâyette, Sa'd'ın ağzından çıkan bu cümlenin "bir muhâcir tarafından" derhal Rasûlullah (s.a.s.)’a ulaştırıldığı belirtilir.
Ebû Süfyân, Sa'd'ın bu sözü üzerine Rasûlullah'ın amcası Abbas'a, Rasûlullah nezdinde iltimasta bulunarak, şehrin "istihlâl"den yani "kan ve mal" yönüyle helâl sayılmaktan korumasını talep eder: "Ey Abbas, (Sen Mekkelisin, üstelik Rasûlullah'ın amcasısın, müslüman da oldun). Bugün muhâfaza vazifesi yapacağın en iyi fırsat. Göreyim seni (şehri yağmalatma!)" der. Bir başka rivâyet, Abbas'ın bu endişeyi çoktan hissettiğini, Mekke'ye zorla değil, halkına emân verilerek girilmesinin yollarını aradığını, bu maksatla şehre haber gönderecek bir oduncu bulmak üzere Rasûlullah'ın atına binerek gezintiye çıktığını, Erâk Vadisi'ne gelince Ebû Süfyan ve diğer iki arkadaşına rastladığını belirtir.
Rasûlullah (s.a.s.) da zâten öyle düşünmektedir ve kara listeye alınan 3 erkek ve kadın ile, savaşmaya kalkacaklar dışında kimsenin öldürülmemesini komutanlara tenbih etmiş olmasına rağmen, "Mekkeyi istihlâl" esprisi ızhar etmiş olan Medine menşe'li Sa'd'ı, bu ifâdesi kulağına gelir gelmez, derhal komutanlıktan azleder ve onun yerine Mekke menşe'li Hz. Ali'yi tâyin eder. Diğer bir komutan Hâlid İbn Velid (r.a.) zaten Mekkelidir.
Rasûlullah (s.a.s.)'ın kara listeye almış olduklarından, sonradan af dileme fırsatı bulanları bile istisnâsız affetmiş bulunmasına bakarak da Mekke'yi "kan"dan koruma tedbiri olarak görmekteyiz. Böylece hem onların düşmanlıklarından çok çeken müslümanlara bir rahatlama, hislerini tahfife imkân vermiş oldu, hem de "bunlar dışında kimse öldürülmeyecek" fikrinin zihinlerde yer etmesine vesile oldu. Değilse, şahsî kan ve intikam hesapları araya girebilirdi. Kara liste ilânındaki bir başka gâye de, bu kişilere "kaçın!" mesajıdır. Nitekim bir-ikisi dışında hepsi kaçmış veya bir sığınak bularak gizlenmiş, "hissiyatın yatışması ve ortalığın sükûnete ermesinden sonra" eman alanların veya alacakların garantisinde Huzûr-ı Nebevî'ye ulaşarak affa mazhar olmuşlardır. Rasûlullah (s.a.s.) bunların mutlaka öldürülmesini isteseydi "tilkiye kaç" mânâsına dönüşen böyle bir ölüm listesi ilân etmeksizin, onları tevkif ettirebilir veya özel vazifelilere sessiz sedâsız infaz ettirebilirdi.
Bu, birinci düşman Kureyş'in, Feth'e rağmen toptan affı, hele kara listeye girenlerin de çoğunlukla birer birer affı, İslâm'ın civar kabilelerde hızla hüsn-ı kabul görmesine "insanların fevc fevc Allah'ın dini'ne girmesi"ne (110/Nasr, 3) müessir olan mühim âmillerden biri olmalıdır. Böylece İslâm'ın bir sen-ben kavgası, bir dünyalık edinme mâcerâsı, bir nefsi tatmin sevdâsı olmadığı; insanları, puta tapmak alçaklığından yükseltmek, zulüm, işkence, haksızlık, kan bataklığından kurtarmak; insanı insaniyetin mertebelerine tırmandırmak; onu iki dünya saâdetine kavuşturmak dâvâsı olduğu fiilen gösterilmiş oluyordu.
Ayrıca, ileriki hâdiselerde Mekke emin, sarsılmaz bir merkez olacak, Rasûlullah'ın ölümüyle ortaya çıkan irtidad hareketlerinde sâbit kalıp onların yatıştırılmasında, İslâm'ın fetih hareketlerine geniş çapta katkıda bulunacaktır. Mekkeliler, Arabistan'ın kültürel seviyesi yüksek kişileriydi. Komşu beldelerin kırallarıyla iyi ilişki içindeydiler. Eski hissiyatlarla hareket edilmesi ve intikam duygusuyla bunların öldürülmesi İslâm'a bir şey kazandırmaz, ama müslümanlara bazı şeyleri kaybettirirdi. Affın gerisinde bunların da görülmesi gerekir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi