Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ganîmetlerin Taksimi - Fetih - 71. Sayfa

Ganîmetlerin Taksimi:

 

Halkına karşı savaş açılan bir ülke, ya sulh yoluyla, ya da savaşmak sûretiyle zorla fethedilir. Müslümanlar, bir yeri sulh yoluyla fethettikleri takdirde hem o zamanki devlet başkanı, hem de ondan sonra devlet başkanı olacak şahıs, anlaşma şartlarına uymak mecbûriyetindedir. Arâzîler, anlaşmayı kabul eden karşı tarafın elinde bırakılır. Böyle bir yerin arâzîsi üzerine anlaşma şartlarına göre bir vergi konulmamışsa, o arâzî öşr suyu ile (yağmur, dere, kuyu, çeşme) sulanıyorsa, öşr üzerine; haraç suyu (fetih öncesi sahiplerinin açtığı kanal suyu) ile sulanıyorsa, haraç üzerine anlaşma yapılır, buna göre vergi alınır. Müslümanların gayr-i müslimlerden savaşarak elde ettikleri arâzîler hakkında şu hükümler geçerlidir; devlet başkanı bu hükümlerden herhangi birini tatbik etmekte serbesttir.

1) Arâzîyi eski sahipleri elinde bırakır, kendilerine diğer ğanîmet mallarından barınabilecekleri miktarda mal verir. Arâzîlerinden haraç, kendilerinden de cizye alır. Hz. Ömer Irak'ı fethettiğinde böyle yapmıştır.

2) Fethettiği bölge ahâlisini oradan çıkarır, yerlerine hariçten getirilen gayr-i müslimler yerleştirilir. Bu tür arâzî, "haraç arâzîsi" diye adlandırılır.

3) O belde ahâlisi kendi istekleriyle müslüman oldukları takdirde, arâzîleri kendilerine bırakılır veya o arâzî ğanîmetler (ğanîmeti hak eden muhâripler) arasında taksim edilir. Rasûlullah (s.a.s.)'in feth edilen Hayber arâzîsi hakkındaki uygulaması böyledir.

4) Bir kısmı gâzîler arasında taksim edilir, diğer kısmı da hazine masraflarına karşılık devlet için alıkonulur. Bu şekilde ahâliye verilen veya gâzîler arasında taksim edilen arâzîye "öşrî arâzî" denilir.

5) Herhangi bir taksimat yapılmaksızın bütün arâzî, müslümanlar adına devlet tarafından muhâfaza edilir. Böyle arâzîye "memleket arâzîsi, mirî veya, emîrî arâzî" denir.

İmam Mâlik'e göre savaşarak fethedilen arâzîler, gânimler arasında taksim edilmez; devlet tarafından vakıf olarak muhâfaza edilir. Elde edilen haraçı müslümanların, cihad, mescid, köprü gibi masraflarına sarfedilir.

İmam Şâfiî'ye göre böyle arâzîler diğer ğanîmetler gibi beş kısma ayrılır. Bunlardan bir kısmı devlet hazinesine, beşte dördü ise mücâhidlere taksim edilir.

Hanefî mezhebine göre gâzîler arasında taksimatı yapılmasına karar verilen arâzîler, diğer ğanîmet malları oranına göre taksim edilir. Ğanîmetlerden menkul (taşınabilir) malların taksimi: Ğanîmet mallarının beşte biri Allah'a (âyette geçen bu ifade, teberrüken zikredilmiştir), Rasûlune, onunla akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir (8/Enfâl, 41). Yolculardan maksat, yolda parası kalmayanlardır. Geriye kalan beşte dördü ise muhâriplere taksim edilir. Muhâriplerden piyade olanlar bir, süvari olanlar ise iki hisse alırlar. Kumandan da bir fert gibi hisse alır.

Bizzat harbe katılanlar hisse aldığı gibi bunlara yardım için hazır bulunan erler, savaş sahasında bulundukları halde hastalık ve benzeri özür nedeniyle savaşa katılmamış olanlarla, ğanîmet malları henüz İslâm yurduna getirilmeden evvel vefat eden muhâriplerle cihada yardım eden kadınlara, çocuklara, kölelere, zimmîlere ğanîmetten, gâzîlerin paylarından daha az bir miktar verilir. Buna "razh" denilir. Ğanîmet mallarının taksiminden sonra geriye kalan mal (taksimi mümkün olmayacak) kadar az bir miktar ise veliyyü'l-emr tarafından fakirlere dağıtılır.

Ğanîmet mallarını taksim edene "sahibi mekasım, emîri kısmet" denir. Bu memur isterse, taksimdeki güçlük nedeniyle, ğanîmet mallarını satar, elde ettiği parayı taksim eder.

Bu taksim, veliyyü'l-emr'in izni olmadıkça yapılamaz. Düşman ülkesi fethedilmediği halde elde edilen ğanîmetin beşte biri ayrıldıktan sonra geriye kalanı komutan tarafından muhâriplere taksim edilir. Ğanîmet mallarından az da olsa bir şey çalmak, bu mallardan daha taksim edilmeden hıyanet yoluyla birşey almak büyük günahtır. Buna "gulûl" denir. Ğanîmet toplayanlardan biri ğanîmet mallarından birşeyi telef etse ödemez; İmam Şâfiî'ye göre ise öder. Muhâriplerin, gayr-i müslimlerin yurdunda, denizlerinden çıkardıkları balık ve benzeri şeyler ile karada elde ettikleri av hayvanları, madenler, hazineler ğanîmet malından sayılır. Muhâriplerin, İslâm diyarı ile küfür diyarı arasında bulunan ormanda veliyyü'l-emr'in izniyle kesip İslâm yurduna götürdükleri ağaç, ğanîmet mallarından sayılır; mancınık ve gemi yapımı için kesilenler ise ğanîmetten sayılmazlar. Ğanîmet malları, İslâm yurduna götürülmeden taksimi yapılmaz. Harp hâlinde de taksimat câiz değildir. Şâfiî, Hanbelî, Malikî ve Zâhirî müctehidlerine göre bu taksim, düşman yurdunda da yapılabilir. Ğanîmet malları İslâm diyarına hükümetçe taşınması mümkün değil ise, mücâhidler arasında geçici olarak taksim edilir, onlar vasıtasıyla İslâm yurduna taşınır, tekrar hepsi bir yerde toplanır. Esas taksim bundan sonra (ilk taksime göre) yapılır. Muhâripler taksimattan önce ğanîmet malını satamazlar; yenilip içilecek cinsten olanlardan istifade edebilirler, fakat saklayamazlar. Silah, elbise, at gibi mallardan da geçici olarak istifade edilebilir, sonra taksimata tabi tutulur. Taksimattan evvel düşman ülkesinde ölen muhâribin vârislerine ğanîmetten birşey verilmez. Ancak İslâm yurduna döndükten sonra ve ğanîmetin taksiminden evvel ölen muhâribin mirasçılarına ğanîmetten hissesi verilir. İmam Şâfiî ve diğerlerine göre, düşmanın mağlubiyeti kesinlik kazandıktan sonra ölen muhâribin vârislerine ğanîmetten hissesi verilir.

 

Enfâl sûresinin kırk birinci âyetinde de belirtilen Hz. Peygamber'in hissesi O'nun vefatından sonra sözkonusu değildir. Abdulmuttalib oğullarının hisseleri de yoktur. Bu hisseler tamamen devlet hazinesine bırakılır; devlet kanalıyla da fakir yetimler ile diğer miskinler ve parasız kalmış yolculara harcanır. Bu hususta diğer mezhebler değişik görüş iler: sürerler. Veliyyü'1-emr veya komutan lüzum görürse fazla bir pay veya muayyen bir para vermek sûretiyle mücâhidleri harbe teşvikte bulunabilir. Buna "tenfil" denir.

Savaş esirleri hakkında yapılacak işlem: Savaş neticesinde elde edilen esirler hakkında veliyyü'1-emr serbesttir. Bu esirlerden fiilen savaşa katılanları öldürebilir; köle ve câriye yapabilir; İslâm zimmetinde emân vererek hepsine hürriyetini verebilir; İslâm esirleriyle değiş tokuş yapabilir. Arap müşriklerinin esir erkekleri ise ya İslâm'ı kabul ederler ya da öldürülürler.

Evzâî, Hasan İbn Muhammed et-Temîmî, Hasan el-Basrî, Hammâd b. Süleyman gibi müctehidlere göre esirleri öldürmek câiz değildir. Öldürülmelerinin câiz olduğunu ileri süren. müctehidler, bu konuda gereğine göre hareket etmede veliyyü'1-emr'in serbest olduğunu söylerler. Müslümanların eline esir düşmeden evvel müslüman olan ise sadece köle yapılır. Düşmana âit köleler, müslüman olarak İslâm ülkesine iltica etseler veya müslüman olduktan sonra bulundukları ülke müslümanlar tarafından zabtedilse ya da müslüman olmaksızın İslâm ordusuna iltihak etseler, derhal hür olurlar.

Düşmandan alınan esirler hakkında köleleştirme kararı verilince bunların (diğer ğanîmet malları gibi) beşte biri devlet bütçesine âit olarak ayrılır, geriye kalanı gânimetler arasında paylarına göre taksim edilir. Bu' durumda kölelerin öldürülmesi câiz değildir. Esiri, taksimden evvel öldüren bir mücâhide sadece ta'zir cezası verilir, keffâret ve diyet ödetilmez. Komutan, isyan etmeleri veya taraflarınca kurtarılma ihtimalleri olmadıkça, esirleri öldürmeye yetkili değildir. Bir yetki devlet başkanına âittir. Esir edilen kadınlar, çocuklar öldürülmez. Esir edilen kadınlar İslâm yurduna getirilince eski kocalarıyla nikâh ilişkileri kesilmiş olur. Kocaları da kendileri gibi esir olan kadınların nikâhları devam eder. Bakıma muhtaç olan esir çocuklar, esir analarından ayrılmazlar. Hanefîlere göre esirleri karşılıksız salıvermek câiz değildir.

İmam Şâfiî hariç, diğer mezhebler de aynı görüştedir. Ekonomik şartlar zorlamadıkça esirleri para karşılığı azat etmek Hanefîlere göre câiz değildir. İmam Şâfiî bu görüşte değildir. Düşmandan alınan esirler, müslüman esirlere mukabil değiştirilebilir. Buna "müfâdatu'l-üserâ" denir. Esir düşen müslümanları para, silah, hayvan karşılığı kurtarmak câizdir. İslâm'ı kabul eden bir esir, müslüman esir karşılığında değiştirilmez. (İlgili hadisler için bk. Sahih-i Buhârî Tecrîd i Sarih Tercümesi, VII, 426, VIII, 438, X, 340).

"Artık elde ettiğiniz ğanîmetten helâl ve temiz olarak yiyin." (8/Enfâl, 69). Allah'ın insanlar için takdir ettiği rızkın en helâl olanlarından biri ğanîmet mallandır. Savaş ğanîmet için yapılmaz; Allah'ın kelâmını yüceltmek, İslâm'ı hâkim kılmak ve küfrün galebesine son vermek ve İslâm adaletini başka ülkelere götürmek gibi ulvî gayeler için yapılır. Böyle bir gayenin gerçekleşmesi için meydana gelen savaşta ölenlere Allah şehid sıfatıyla cenneti nasib ederken; sağ olan gâzîlere de gösterdikleri gayrete bir lütuf olarak, düşmandan alınan ğanîmetleri helâl kılmıştır. Geçmiş ümmetlere ğanîmetten istifadeye izin verilmezken bu lütuf Muhammed (s.a.s.)'in ümmetine takdir edilmiştir. [1]


 

[1] H. Döndüren, Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 2, s. 213-215