Muhtelif - 82. Sayfa - Fetih
b) Mukâseme hâracı.
Haraç arâzîsinden elde edilecek ürünler belli oranlarını vergi olarak almaktır. 1/2,1/3, 1/4'ünü almak gibi. Burada uygulama öşür gibi olur. Ürün çok olursa Devletin payı büyük olur, az olursa azalır. Hiç ürün olmazsa, toprak sahibi vergiden muaf sayılır. Bir yılda birden fazla ürün almışsa, vergi de buna göre tahakkuk ettirilir. Ancak alınacak miktarın 1/2'yi geçmemesi esası benimsenmiştir. Hz. Peygamber Hayber ve Fedek arâzîlerine bu çeşit vergi koymuş ve burada oturan yahudilerden 1/2 nisbetinde, yani çıkan ürünün yarısını almıştır. Ancak yahudiler bu topraklarda mülkiyet hakkını kaybettiği için, onlarla yapılan bu anlaşmanın bir "zirâat ortakçılığı" olduğunu söyleyen bilginler de olmuştur (el-Kasânî, II, 62, vd.: Ebû Yûsuf, Kitabü'l-Harâc, s. 38, 55; el-Mâverdî, a.g.e., s. 146, 152; el-Meydânî, el-Lübâb, s. 350; Ebû'l-Ulâ Madin, "Harâc", İA., V/I, 222).
el-Ferrâ' (ö. 458/1066), bu iki çeşit harâcın üç özellik dikkate alınarak belirlenebileceğini söyler. Arâzînin dönümü, ekinin dönümü, ondalık hesabı ile ürünün kendisi (Ebû Ya'lâ, el-Ferrâ, el-Ahkâmü's-Sultâniyye, Mısır 1938, s. 152).
İslâm hukukçuları, gayr-i müslime ait bir mülk olan haraç arâzîsine yalnız harâc vergisi konabileceği, öşür gerekmediği konusunda görüş birliği içindedir. Müslümana ait öşür arâzîsine de yalnız öşür gerekir. Müslümanının satın aldığı veya mülk edindiği harâc arâzîsinin zekâtı konusunda bazı görüş ayrılıkları vardır. Böyle bir arâzînin yalnız harâc vergisi devam eder, yahut öşürle harâc birlikte mi uygulanır. Yahut da harâcı öşre mi dönüşür gibi.
Hanefîlere göre, müslümana intikal eden arâzî harâc arâzîsi ise, harâc vergisi devam eder, ayrıca, çıkan ürüne öşür gerekmez. Öşürle harâc tek arâzîde birleşmez. Bu görüşü savunanlar Abdullah b. Mes'ûd (r.a)'ın naklettiği şu hadis-i şerîfe dayanırlar. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Öşür ve harâc, müslümanın toprağında birleşmez" (ibnü'l-Hümâm, a.g.e.,, IV, 366). Ancak bu hadisin zayıf olduğu, hadis sabit olsa bile, buradaki harâcın cizye anlamında olabileceği ileri sürülmüştür. Diğer yandan harâc hükümleri uygulanan geniş topraklarından, ne dört halife döneminde ve ne de daha sonra öşür talep edilmemiştir. Bu da icmâ anlamına gelir. Yine harâc ve öşürün sebebi birdir: Bu da tarıma elverişli toprak olmasıdır. Bir malda iki zekât birleşemediği gibi bir arâzîde harâc ve öşür de birleşmez (İbnü'l-Hümâm, a.g.e., IV, 365 vd; el-Kâsânî, a.g.e., II, 57; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 154).
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise, harâcla öşür, bir arâzîde birleşebilir. Zekâtın farz olduğunu bildiren âyet ve hadislerin umum ifade etmesi, hem öşür, hem de harâc iki ayrı haktır. Öşürde ibadet, haraçta ise ceza (ukûbet) anlamı vardır. Öşür, elde edilen ürüne, harâc ise zimmete bağlı olur. Öşürün sebebi, çıkan ürünün kendisi olup, onsuz bulunmaz. Harâcsız sebebi ekilip biçilmezse bile arâzînin tarıma elverişli olmasıdır. Öşür fakirlere, harâc ise toplum yararına veya cihada sarfedilir. Öşürün delili nass, harcın ise, toplum yararına dayalı ictihadtır. Bütün bu ayrılıklar sabit olunca, öşür ve harâcın aynı arâzîye birlikte uygulanmasının mümkün olduğu anlaşılır (eş-Şîrâzî, el-Mühizzeb, s. 157; İbn Kudâme, el-Muğnî, II, 725, 727; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletühu, II, 823, 825).
Harâc arâzîsinin satışı veya satın alınması mümkün ve câizdir. Ebû Yusuf (ö. 182/798), Necranlılardan birisinin elindeki harâc arâzîsini, bir müslümana veya zimmîye satması halinde, harâcının değişmeyeceğini, yeni mâlikten ayni verginin alınacağını befirtir (Ebû Yûsuf, Kitabü'l-Harâc, s. 75). Bir kimse harâc arâzîsini kendiliğinden öşür arâzîsine çevirmeyeceği gibi öşür toprağını da harâc toprağı yapamaz (Ebû Yûsuf, a.g.e., s. 85, 86).
İmam Mâlik (ö. 179/795), zimmîlere ait bir arâzînin aslının satılıp satılmayacağı, sorusuna şu cevabı vermiştir: "Bu konu ihtilaflıdır. Satan kimseler ve arâzîleri silâh zoruyla alınmış, sonra da kendilerine bırakılmışsa, bunlar arâzîlerinin aslını satamazlar, satın alamazlar. Çünkü toprakları ve kendileri müslümanlarındır. Eğer bu arâzîler sulh yoluyla keıidilerine bırakılmışsa, bu takdirde satabilirler ve istedikleri gibi tasarrufta bulunabilirler. Ashâb-ı Kiradan Abdullah b. Mes'ud (ö. 32/652) böyle bir arâzî satın almıştır (Mâlik 6. Enes, el-Müdevvene, Bağdad 1970, tıpkı basım, IV, 273). Hz. Ömer'in harâc arâzîler .için koyduğu satış yasağı, bazı yanlış anlamalara yol açmıştır. Ancak bu yasak, silâh zoruyla fethedilen ve kuru mülkiyeti (RaKâbesi) devletin elinde tutan, önceki gayr-i müslim sahiplerine yalnız yararlanma hakkı (intifa hakkı) verilen harâc arâzî çeşidi ile ilgilidir (bk. Ali Şafak, İslâm Arâzî Hukuku, İstanbul 1977, s. 117,118).
Harâc arâzîsinin, sahipleri tarafından kiraya verilmesi de câizdir. Nitekim İbn Sîrîn'in harâc arâzîsini üçte bir, dörtte bir ite kiraya verdiği nakledilir. Harâc arâzîsi müslüman tarafından kiralanırsa, harâcı (vergisi) kuru mülkiyete sahip olana aittir. Ebû Hanîfe'ye göre, kira akdinde harâc mâlike; âriyette ise, âriyet alana (müsteîr) aittir (el-Mâverdî, a.g.e., 119, 151; İbn Kayyim, Ahkâmu Ehli'z-Zimme, thk. Subhi salih, 1. baskı, Şam 1381/ 1961, I, I22, 123).
Öşrün, bir İslâm toplumunda yoksul kesime sarfedilmesine karşılık, harâc vergileri, devlet tarafından toplumun maslahat ve ihtiyaçları gözetilerek serbestçe tasarruf edilebilir (Muhamed Hamidullah, İslâm Peygamberi, terc. M. Sait Mutlu-Salih Tuğ, İstanbul 1966-69, II, 220; Ebû'l-Ulâ Mardin, "Harâc", İA., V/1, 224). [1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi