Zinâ Suçunu Önleyici Tedbirler - Fuhus Ve Zina - 17. Sayfa
Zinâ Suçunu Önleyici Tedbirler
İslâm, insanları, zinâ suçuna düşmekten kurtarmak için yalnızca cezâya başvurmamıştır. Geniş ölçüde yapıcı, düzeltici ve önleyici tedbirler de almıştır. Cezâyı ancak son çare olarak görmüştür. Gâye, insanlara cezâ vermek değil; onları bu cezâya düşmekten kurtarmaktır. Bu amaçla her şeyden haberdar olan Allah'ın korkusunu yerleştirmekte (bak. 11/Hûd, 103; 14/İbrâhim, 14; 55/Rahmân, 46; 79/Nâziât, 40), yaptıklarından ölümle bile kurtulamayıp âhirette hesap vereceği (bak. 2/Bakara, 284; 17/İsrâ, 32; 24/Nûr, 2-10; 25/Furkan, 68, 69; 33/Ahzâb, 30; 65/Talâk, 1) duygusuyla insanları donatmaktadır. Önce gerçek bir iman, sonra da İlâhî emirlere itaat mecbûriyetini iliklerine varıncaya kadar yerleştirmektedir. Fuhşun, iffetsizliğin Allah’ın sert bir biçimde cezâlandıracağı çirkin ve ağır suçlardan olduğunu tekrar tekrar dile getirmekte ve hatırlatmaktadır (bak. 4/Nisâ, 15-25). İslâm, bununla da yetinmeyerek evlilik için her türlü kolaylığı getirmiştir (bak. 2/Bakara, 221, 230, 235; 4/Nisâ, 1-5; 7/A'râf, 189, 190; 24/Nûr, 3, 32, 33; 30/Rûm, 21; 33/Ahzâb, 37; 60/Mümtehıne, 10-12).
Tek kadınla yetinemeyenler için dört kadına kadar evlenme ruhsatı vermiştir (4/Nisâ, 4). Eğer karı-koca güleryüzle, tatlı dille geçinemiyorlarsa, boşanma için (talâk ve hul' gibi) gerekli kolaylık ve imkânlar tanımıştır (2/Bakara, 225-228, 241, 242; 4/Nisâ, 19-21; 33/Ahzâb, 39; 65/Talâk, 1, 2, 4-7; 58/Mücâdele, 3, 4). Eşler arasındaki anlaşmazlık durumunda, her iki taraftan âile mensuplarının araya girmesiyle uzlaşma imkânı (4/Nisâ, 35), o da olmazsa boşanıp yeniden evlenme imkânları her zaman için tanınmıştır. Bekâr kalmak hoş karşılanmamış ve bekârların evlendirilmesi, hatta köle ve câriyelerin bile bekâr bırakılmaması için açık hükümler konmuştur (24/Nûr, 32).
Ayrıca, İslâm hukukunda, insanı zinâya götürecek tüm yollar kapatılmıştır. Zinâ cezâsının konmasından bir yıl kadar önce kadınlara örtünmeleri (tesettür) ve evlerinden dışarı çıktıklarında başörtülerini yakalarının üzerine indirmeleri emredilmiştir (33/Ahzâb, 32-33, 59; 24/Nûr, 31). Hz. Peygamber'in her müslüman âile için örnek olan hanımlarına edep ve vakarlarıyla evlerinde kalmaları, güzelliklerini ve süslerini sergilememeleri istenmiştir (33/Ahzâb, 32, 33). Kadınların, konuşurken seslerini yumuşatarak değiştirmelerinin ve açılıp saçılarak dolaşmalarının yasaklanması; kadınlarla tesettüre riâyet edilerek konuşulmasının emredilmesi (33/Ahzâb, 32-33, 53, 59), ayrıca, evlere izinsiz girilmesinin yasaklanması, hem erkeklerin hem de kadınların bakışlarına dikkat etmelerinin emredilmesi, kadınların, güzellik ve süsleri bilinsin diye kırıtarak yürümelerinin bile yasaklanması, zinâ ortamının oluşmasını engellemeye yönelik tedbirler olarak algılanmalıdır.
Bütün bu tedbirlerden sonra zinânın cezâ gerektirici bir suç olduğu ilân edilmiş ve iffetsizliği her ne şekilde olursa olsun yaymak da yasaklanmıştır (4/Nisâ, 15, 25; 17/İsrâ, 32; 24/Nûr, 2-10; 25/Furkan, 68, 69; 33/Ahzâb, 30; 65/Talâk, 1). Yine, delilsiz olarak başkasını suçlama karşılığında cezâlar konmuştur (24/Nûr, 4). Gözlerin haram bakışlar yoluyla zinâya yaklaşmaması, şehevî duygulara ve yasak aşklara kapı açmaması için erkeklere, bakışlarına hâkim olmaları emredilmiş (24/Nûr, 30), aynı şekilde kadınlara da mahrem (kendileriyle evlenmenin yasak olduğu kimseler) olan ve olmayanlar arasında ayrım yapmaları emredilmiştir (24/Nûr, 31).
Bütün bunlar, İslâm hukukunda zinâ için öngörülen cezânın yalnızca bir bütünün küçükcük bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu cezâ da kişiyi ve toplumu ıslah için getirilen bütün bu hükümlerden ve önlemlerden sonra, cinsel arzularını doyurmak için gayrı meşrû yollara başvurmakta ısrar eden ve düzelmesi zor kişiler içindir. (7)
Zinâ cezâsı olarak yüz; zinâ iftirâsının cezâsı olarak da seksen değnek vurulmasını emreden Kur'an (24/Nûr, 2, 4), zinâ belâsından insanlığı kurtarmak için yalnızca cezâ kanunlarına güvenmez. Geniş düzeyde yapıcı, düzeltici ve önleyici tedbirler alarak zinâya yaklaşılmasını önler. Cezâya ancak son çare olarak bakar. İslâm, "kişiler zinâ etsin, ben de durmadan cezâ vereyim" heveslisi değildir. İslâm'ın gerçek amacı, bu suçun hiç işlenmemesini ve karşılığındaki ağır cezâya kimsenin mâruz kalmamasını sağlamaktır.
Zinâ cezâsının uygulanabilmesi için fiilin ya bizzat fâiller tarafından itiraf edilmesi, ya da bu gerçekleşmediği takdirde de dört şâhitle ispat edilmesinin şart koşulması (bak. 24/Nûr, 4, 13); dörtten az kimse tarafından görülmesi durumunda ise olayın gizlenmesi gerekirken toplumda yaymanın seksen değnek cezâyı gerektirdiğinin bir hüküm olarak belirtilmesi (bak. 24/Nûr, 4), toplumda zinâ iddiâlarının yaygınlaşmasını engelleyen bir kural olduğu gibi, aynı zamanda özel hayatın mahremiyetini sağlamaya yönelik bir tedbirdir.
İşte kötülüğü düzeltme ve yok etme konusundaki tüm bu önlemlere rağmen, hâlâ İslâm toplumu içinde dört kişi tarafından görülecek şekilde zinâ edebilecek utanmaz bir çif bulunursa, o zaman onlar da bu ağır cezâyı hak etmişler demektir (Mevdûdi, Tefhim, III/422).
İslami Okul Okulların En Önemlisi