Haccın Sosyal Yönü XE - 19. Sayfa
Haccın Sosyal Yönü
Haccın sosyal yönü diğer ibadetlerden daha ehemmiyetsiz değildir. Haccın sosyal yönünün en önemli göstergesi, dünyadaki bütün ülkelerden insanların hacca gelmesi ve burada toplanılmasıdır.
Dünya müslümanlarının kardeşliği, burada daha açık bir şekilde kendini göstermektedir. Irk, renk, dil ve bölge farklılığı hatta, sınıf ayrımı yapılmaksızın, müminler bir araya gelirler ve en kusursuz kardeşlik eşitliği içinde, birbirlerine karışırlar, kucaklaşırlar ve dertleşirler.
Dünyada, sadece burada dillerin, renklerin, sınıfların, rütbe ve makamların hiçbir değerinin olmadığı yerdir.
Hiç kimse, burada dünyalıklarıyla övünemez, övünmesi ise kendi değerini düşürmekten öteye geçmez.
Ortak yönleri o kadar çok ki, ayrı kalan özellikler hiçbir değer taşımaz, hiçbir anlam da ifade etmezler.
Çünkü elbiseleri ve renkleri aynı,
Kaldıkları mekanları aynı,
Namaz kıldıkları mescidleri aynı,
Vakfeye durdukları mekanlar aynı,
Nefse karşı mücadele yöntemleri aynı,
Kulluk ettikleri ve önünde eğildikleri, yerlere kapılıp secde ettikleri, Rab’leri aynı,
Rahmet olarak gönderilen Peygambere tabi olma ve sünnetini yaşama heyecanları aynı,
Güllerin güllerine olan sevdaları ve sevgileri aynı,
Uyulması gereken, onsuz insanlığın hiçbir değeri olmayan dinleri aynı,
Müslümanlar burada; kader birliği, yer birliği, mekan ve zaman birliği içindeler. İçerde ve dışarıda beraber yaşarlar ve dini vazifelerini ortaklaşa yaparlar. Belli saatlerde beraberce yürürler ve dururlar, şeytana hep birlikte, aynı siperde, aynı mücadeleyi verirler. Günlerce çadır altında veya açık havada beraberce gecelerler.[1]
Bütün bunlar, müslümanın gündelik hayatında nasıl ki beş vakit namaz, müminin disiplinli olmasını sağlıyorsa, o şekilde hac ibadeti de, müslümanın hayatına bir disiplin ve bir düzen getirir.
Müslüman için hac ibadeti, mahşeri kalabalık ortamında, oluşan bir takım problem ve zorluklara karşı tahammül ederek, kardeşlerinin kusurlarını görmemektir. Kardeşlerine karşı azami sabır ve tahammülü göstermek, onlara gereken yardım ve kolaylığı sağlayacağı bir takım hareketlere girişmesi gerektiğinden, daha duyarlı olmayı öğrenecektir.
Haccın diğer bir sosyal yönü de, bu büyük toplantıya, çok sayıda insanların katılımının sağlanmasıyla, tüm dünya müslümanlarına hacda verilen mesajın, yine buraya gelen hacılar vasıtasıyla ulaşmasını sağlamaktır.
Hz. Muhammed (s.a.s.) kendi haccı sırasında, önemli bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma tarihe altın harflerle geçti. Bu konuşma hiçbir müslümanın vazgeçemeyeceği ve kendisine hayat felsefesi edineceği prensipler içermektedir. Hz. Peygamber bu hutbeden üç ay sonra vefat ettiği için bu hutbeye “Veda Hutbesi” denmiştir. Hz. Peygamber, bu hac esnasında, 140.000 müslümanla buluştu ve onlara İslam’ın temel ilkelerini anlattı.
Bu peygamber ikliminde vahy terbiyesi altında Veda Hutbesinde Peygamber (s.a.s.) hazır bulunan ve kıyamete dek bütün ümmetine hitaben şunları buyurmaktadır:
“Tek bir Allah’a, ayrımcılığa girmeden takvaya,
Ve buna isnaden müminlerin eşitliği;
Her insanın üç hakkının yanı malı, canı ve şerefinin korunması;
Faizin her türlüsünün yasaklanması,
İntikam almanın ve kendini hakim yerine koyup, ferdi hak almanın kaldırılması,
Kadınlara en güzel şekilde davranılması,
Az kimselerin elinde malların toplanılmaması veya malda tekelciliğin oluşmasına engel olması açısından, servetin dağılımı ve dolaşımının sağlanması,
Hayatın bütün alanlarında ve herkes için Allah rızasının ilanı olduğunu beyan etmiştir.”[2]
Hac, her yıl, zilhiccenin dokuzuncu günü Arafat’ta Peygamberin ümmetine verdiği veda hutbesini hatırlamamıza vesiledir. Çünkü bu hutbede bulunan ilkeler ve konulan esaslar, çağlar üstü, tüm insanlara, insanlığın kurtuluşuna özgürlüğüne ve kulların kulluğundan, sadece Yüce Allah’ın kulluğuna girme anıdır.
Bu beyannameden ancak bin dört yüz yıl sonra, kaleme alınmış olan milletlerarası insan hakları beyannamesi ki, tamamen insanın özgürlüğünü tescil ettirememiş bir çok gerçek özgürlüklerden mahrum ve sakat bir beyanname olarak hazırlanabilmiştir.
Hac, Peygamber efendimizin irad ettiği bu hutbeye, bu gerçek insan hakları beyannamesi bildirgesine, herkesten önce bir müslüman olarak, herkesten daha çok muhtaç olduğumuz ve her zamandan daha fazlaca, sahip çıkmamızı gerektirmektedir.
Hac, müslümanların yıllık kongresi olduğundan, Hz. Ömer bu toplantıya daha sağlıklı bir idari yön kazandırdı. Hac toplantısı kendisi için, bütün vali ve komutanlarıyla en yüksek düzeyde istişare meclisi oluşturma ve belli başlı sorunları tartışma vesilesi ve aynı zamanda da, alınması düşünülen önemli tedbirler için genel bir istişare fırsatı doğardı.[3]
Hacda, mana ve madde ortaklaşa yaşar ve ahenkli bir şekilde bu ikisine işbirliği içinde yürüme fırsatı doğar.
Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor: “Hac ve umreyi peşi peşine yapınız. Bu ikisi, körüğün; demir, altın ve gümüşün pasını yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Mebrur haccın sevabı ancak cennettir.”[4]
Hac, herkesi kuşatan bir menasiktir. Çünkü her taraftan oraya gönülleriyle gönül dünyalarıyla gelmiş, gönül ehli insanlar, gönül bahçeleri olan Ka’be’de, Mina’da, Arafat’ta Meş’arı’l-Haram’da buluşup, genel toplantı ve seminerler düzenleyerek, ilim halkaları nur ve nurdan alimler, peygamber varisleri; haccı ve haccın menasiklerini, Peygamberin haccını, peygamber iklimine susamış ümmete anlatma fırsatı bulmaya çalışırlar.
Bu ilmi ve fikri, serbest bir seminerdir.
Bu uluslararası, büyük bir sosyal kongredir.
Bu hac toplantısıdır, kapalı kapılar arkasında değil,
Mina vadisinde,
Arafat meydanında,
Müzdelife geçidinde,
Açık havada yalın bir toplantıdır.
Bu toplantılar öyle alçak tavanlı salonlarda değil hiçbir kapısı,
Duvarı, kaydı-küreği, protokolü olmayan gök kubbe altında olan bir toplantıdır.
Bu kongre insanlardan oluşan bir kongre!
Ama koltuksuz, sandalyesiz,
Sahnesiz, mikrofonsuz,
Protokolsüz,
Tüm dünyevi endişe ve kaygılarından, uzak
Ama tüm toplantı ve kongrelerden daha fazla Allah’a yakın
Sunucu, Tebliğci, Müzakereci ve dinleyici
Hep kendisi, yani hacının ta kendisi ve orada bulunan herkestir.
Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar içinde Haccı ilan et. Gelsinler sana; gerek yaya ve gerekse uzak yollardan....“[5]
Çağır insanları bu toplantıya, bu ilahi kongreye,
Gelsinler sana, sevdalarıyla, aşklarıyla,
Hz. İbrahim’in kutlu mücadelesini,
Hz. Hacer’in sevgili yavrusuna olan hasretini ve gayretini,
Hz. İsmail’in göz yaşını, itaat simgesini, şeytana karşı bilinci
Almaya gelsinler ister yaya gelsinler,
İster binek üstünde,
İster yakından,
İsterse uzaktan gelsinler.
Çağır buraya Allah’ın delegelerini,
Çünkü hacılar Allah’ın yer yüzündeki delegeleridir.
Delegeler görev bilinciyle, aldıkları mesajın anlamını hazmederek dünyaya ulaştırmak zorundalar.
Schandel’in dediği gibi “İnsanların bulunmadığı bir zaman ve mekanda halk adına konuşmak utanç verici bir yalancılıktır! Zira yalnızca “Allah insanlar adına kararlar serdedebilir. İnsanların hakkı olan tek şey, yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaşamaktır”[6]
İslami Okul Okulların En Önemlisi