Hac - 38. Sayfa - Hacc
1) Mikat Zamanı (Hac Zamanı)
Mikat sözlük anlamıyla, sınır anlamına gelir. Şer’i manası ise; Belirli bir ibadet için belirli yer ve zaman anlamındadır.[1]
Namaz, zekat ve Ramazan orucunun, farz olabilmesi için vaktin girmiş olması veya vaktin gelmiş olması gerekiyorsa, hac ibadeti içinde, zaman mikatı şarttır. Bu zaman girmeyinceye kadar ihram giyilse de, haccın tüm şartları yerine getirlmiş olsa bile, kişinin yaptığı haccı makbul değildir. Çünkü vakit gelmeden hac farz olmaz.
Hac ibadeti için belli bir zaman olduğu konusunda, Kar’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Sana hilallerden soruyorlar, de ki: Onlar, insanların ve hac vakitlerinin bir ölçüsüdür.” (Bakara: 2/189) Diğer bir ayette ise, Allah “Hac, bilinen aylardadır.” (Bakara, 2/197) diye buyurmaktadır.
Alimlerimiz haccın aylarıyla ilgili olarak, Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarının olduğunda ittifak etmişler, Ancak, Zilhicce ayının tamamı mı yoksa ilk on günü ile ilgili ihtilafa düşmüşlerdir.
Malikilere göre: Hac ayları Şevval, Zilkade ve Zilhiccenin tamamıdır.[2] Cumhuru’l-Ulemeya (Hanefi, Şafii ve Hanbeliler) göre ise, hac ayları; Şevval, Zilkade ve Zilhiccenin ilk on günüdür demişlerdir.[3]
Özet olarak, haccın zamanı; Ramazan bayramının başladığı, yani Şevval ayının birinci gününden itibaren başlar, Zilhiccenin 10. gününe kadar devam eder. Şevval ayının 1. gününden Zilhiccenin dokuzuncu gününe kadar ihram giyilerek hacca niyet edilebilir.
Bir yıl, içinde birden fazla hacca niyet edilemez. Çünkü verilen süre, bir hacca yetecek kadardır. Ancak bir yıl içinde, kişinin istediği kadar umre yapması caizdir.
Görüldüğü gibi haccın zamanı, mekanı; Kur’an’da ve hadisi şeriflerde belirtilmiştir. Peygamber (s.a.s.) bizzat hac görevini ifa ederek, ümmetine de şöyle buyurmuştur “Haccın menasiklerini (şartlarını) benden alınız.”[4] Tıpkı namaz kılma emrinde olduğu gibi, peygamberin yaptığı haccı, göz önünde bulundurarak, kesinlikle ifrat ve tefritten uzak tıpkı peygamberin yaptığı hac gibi, şartları yerine getirmemiz gerekir.
Hacda veya başka zeminlerde müslümanların zihinlerini bulandırmak için bir takım şeyler ortaya atılır. Mesnetsiz olarak ortaya atılan bu iddialar, gündem oluşturmak için veya reyting için tartışmaya açılır.
Bu iddialardan biri de madem ki; hac ayları Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarıdır. Niçin haccı dar bir vakit ve zamana sıkıştırmaktayız? Belli bir program çerçevesinde; İslam ülkelerinden gelenler, sırayla hac görevlerini yapıp ülkelerine dönsünler. Örneğin; Şevval Ayının ilk on gününde, Pakistan Hacıları, ondan sonraki on günü, Endonezya ve sırayla diğer ülkelerdeki hacılar, hac farizalarını yerine getirsinler.
Peki bunun yararı ne olacak? Buna cevap olarak da, hiç kimse ezilmeden ve izdiham olmadan rahat bir ortamda bu görev yerine getirilir iddiasında bulunmuşlardır.
Cenab-ı Hak, İslam’ın esasını belirtirken, başına şahadeti, yani Allah’a ve Resulüne imanı zikretmiştir. Allah ve Resulüne iman ancak; Allah’ın ve Resulünün emrettiklerini yerine getirmek, yasakladıklarından da kaçınmakla olur. Kur’an-ı kabul edip, resulüne uymanın zorunluluğu yoktur veya sadece onun hayattaki zamanlarda geçerlidir denilebilir mi? Böyle bir saçmalığı kim kabül edebilir?
Şayet bazılarının tek mercii, şeytanların onları her taraftan kuşattıkları akıl verileri ise, böyle düşünenlerin hac yapmaları da kendilerinden istenmez. Çünkü itikad ve ibadet ilkeleri, zamanın ve mekanın şartlarına göre, insanların düzenlenmelerine bırakılmamıştır. Fıkhi muamelatta ise, genel çerçevenin çizildiği, ana hatların belli olduğu ve içinin ise, şartların ve mekanların durumuna göre arz edeceği bir takım değişikliğe bırakılmıştır.
Allah kendi nebisi için “O size neyi veriyorsa onu alın, sizi neden alıkoyuyorsa ondan kaçının.”[5] Başka bir ayette ise “O heva ve hevesiyle konuşmaz onun konuştuğu vahidir”[6] diye zikredilmiştir.
Bu ve buna benzer yüzlerce ayet, Peygambere katıksız bir imanı ve ona uymada ise harfiyen teslimiyeti emrediyor.
Peygamberin hac konusundaki bize emri de; “Haccın menasiklerini (şartlarını) benden alınız.”[7] “Hac Arafat’tır.”[8] Hadisleri haccın hem görevlerini-rükünlerini ve hem de zamanını belirtmektedir. Yani hacı adayı, hem Arefe günü (zilhiccenin dokuzuncu günü) ve hem de mekan olarak da, Arafat dağında olması gerekmektedir. Aksi taktirde haccı olunamaz, haccın diğer şartlarını yapmış olsa bile, kişi hac yapmamış sayılır.[9]
“Hac, bilinen aylardadır.”[10] Ayetinden maksat hac için ihrama girme başlangıç zamanı belirtmektedir.[11] Yani kişi isterse Şevval ayının birinci gününden itibaren, ihrama girerek hacca niyet edebilir. Ancak kişinin üç aya yakın bir zaman zarfını ihramda geçirmesine gerek yoktur. Şayet hac ayları içerisinde olup erken bir vakitte Mekke’ye gelmişse, bu durumda olanlar çoğunlukla haccı temettüye niyet ederler.
[1] Zuhayli, III/453
[2] Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd el-Kurtabi, Ahkamu’l-Kur’an, Daru’l-Fikr, ts., I/238,
[3] İbn Kudame, el-Muğni, III/232
[4] Ebu Davud, Sünen; Kitabu’l-Menasik, H.no: 1970
[5] el-Haşr, 7/59
[6] Necm, 3/53
[7] Ebu Davud, Sünen; Kitabu’l-Menasik, H.no: 1970
[8] Ebu Davud, Sünen; Kitabu’l-Menasik, H.no: 1949; Tirmizi, Sünen, Kitabu’l-Hac, Hadis no: 889-90; Nesai, Sünen, Kitabi’l-Menasik, Hadis no: 211; İbn Mace, Sünen, Hadis no: 3016
[9] Bkz. İmam Nevevi, Kitabu’l-İdah, s. 114
[10] Bakara, 2/197
[11] İbn Hacer Askalani, Fethu’l-Bari Şerhi’l-Sahihi Buhari, III/463; Muhammed Reşid Rıza, el-Menar, Beyrut, ts., II/226
İslami Okul Okulların En Önemlisi