Haccın Istılahi Anlamı - 4. Sayfa
Haccın Istılahi Anlamı:
Belli menasikleri (haccın vazifelerini) belli bir zamanda yerine getirmek için Ka’be’yi ziyaret etmektir.[1] Belli bir zaman diliminde, belli bir fiili yerine getirmek gayesiyle, belli bir yeri ziyaret etmek için, kastetmek olduğunu söylememiz mümkündür.
Hac; geçmiş tarihlerdeki ümmetlerce de bilinmekteydi. Araplar İslam’dan önce Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.)’in yaptığı Kabe’ye haccediyorlardı.
İslam gelince haccetmek, müslümanlara farz kılındı. Ancak cahiliyede yapılan hac ibadeti, Allah’a gerçek ibadet yapılmasının yerine, putlara tapılan hurafe ve bidatlarla dolu bir hac anlayışı ikame edilmişti. Safa ve Merve tepesinin üzerlerinde yapılmış büyük putlar vardı, Kabe putlarla doluydu. Haccın İbrahimi yönü tamamıyla kaybolmuş, onun yerine şirk ve küfürle dolu, şeytani anlayışın hakim olduğu bir hac olgusu haline getirilmişti.
Örnek olarak Kabe’yi çırılçıplak tavaf etmeleri, hac ederlerken de kendilerine eziyet etmeleri, ihramlıyken çadırlarına veya evlerine girdiklerinde, sırtlarını kapıya doğru dönerek, arka arkaya içeri girmeleri ve putlarına kurbanlar kesmeleri, hacda yapılan iyi ameller olarak görüyorlardı.
Diğer dinlerdeki hac anlayışları ise, kutsadıkları insanların kabirlerini veya onlardan kalan bir takım kalıntılarını takdis ederek, bunları ellemekten ibaret idi. İslam geldiğinde Hz. İbrahim döneminde yapılan ve aslına uygun bir hac anlayışını getirdi. Böylece hem cahili adet ve geleneklerden esinlenen tavır ve hareketleri çirkin bulmuş ve hem de bu hareketleri yasaklamıştır.
“Cahiliye Araplarında, ibadet eden kişi ne kadar eza görürse o kadar sevap alır” anlayışını, Hz. Peygamber sahabelerinden birine gösterdiği tepki ile ortaya koymuştur. Hz. Peygamberimiz (s.a.s) iki oğlu binek üzerinde olup, aralarında yaya bir şekilde hacca gitmek için yürüyen şahsı görünce, bu kişinin durumunu sual etti. Dediler ki
“Ey Allah’ın Resulü, Kabe’yi yaya yürüyerek ziyaret edeceğini adamış” Bunu üzerine Peygamber dedi ki:
“Hayır! Asla! Allah’ın bu kişinin kendisine eziyet etmesine ihtiyacı yoktur. Onu bineğe (deveye) bindirin.” diye emretti.”[2] İslam gelince tüm hurafe ve bidatlara son vermiş, Mescid-i Haram ve Kabe’yi putlardan, beyinleri ise şirk ve küfürden arındırarak, gerçek hac bilincini yerleştirmiştir. Böylece hac ibadeti ancak, Hz. Peygamberimizin (s.a.s.) emri ile bütün, hurafe ve bidatlardan arındırılarak Hz. İbrahim’in dönemindeki gerçek haliyle yapılmaya başlanmıştır.[3]
İslami Okul Okulların En Önemlisi