Hac - 62. Sayfa - Hacc
Haceri’l-Esved
Haceri’l-Esved nedir? Öncelikle bunu cevaplandırmamız gerekir: Kabe’nin rüknü’l-Yemani’den sonraki köşeye konulmuş siyah bir taşttır. Bu siyah taş hakkında çok sözler söylenmiştir. Bunlardan bir çoğunun da aslı yoktur. Özellikle bu taşın gökten veya cennetten geldiği ve gelirken bu taşın renginin sütten daha beyaz olduğu günahkar insanların kirli ellerini değdirmelerinden dolayı siyahlaştığı rivayetleri vardır. Bunlardan birkaç hadisi burada zikretmemiz yerinde olur düşüncesindeyiz.
İbn Abbas (r.a.)’tan Resülullah (s.a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Haceri’l-Esved, Cennet’ten inmiştir. O indiğinde, sütten daha beyaz idi. Ademoğullarının hataları (günahları) onu kararttı.”[1]
Evet Haceri’l-Esved cennetten gelmiştir. Yukarı da zikredilen hadiste veya buna benzer başka hadislerde de bu zikredilmiştir. Tirmizi bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Bazılarına bu rivayetler biraz garip gelebilir. Hatta bazıları madem bu taş cennetten geldi ve günahkar insanların elinin değmesiyle de kararmışsa salih ve mümin insanların ellemesiyle de tekrar beyazlaşması gerekmez miydi diye sual edebilirler.
Evet Allah dileseydi oda olurdu. Ancak bunun bir imtihan olduğunu düşünüyoruz. Görmek isteyenler, yani dünya gözüyle, kalp gözlerinin açık olanlar rahatlıkla bunun böyle olduğunu görürler.
İmam Taberi, eğer günahlar bu taşa bu kadar tesir bırakıp karartmışsa, bu taktirde günahın kalbe tesiri daha fazladır demiştir.[2]
İbn Abbas (r.a.) “Bu taşın siyahlaşmasının hikmeti, (İnsan oğlunun) dünya gözüyle cennet zinetini aslı üzere göremeyişindendir.” demektedir.[3]
İbn Abbas (r.a.)’tan başka bir hadiste Resülullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Vallahi Allah, onu (Haceri’l-Esved-i) kıyamet gününde gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecektir de, kendisini hakkıyla istilam edenler hakkında tanıklık edecektir.”[4]
İbn Amr b. As (r.a.) Resülullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Rükün ile makam Cennet yakutlarından iki yakut idi. Allah, onları nurunu almıştır. Eğer onların nurlarını almasaydı maşrikle (doğuyla) mağrib (batıyla) arasını aydınlatırlardı.”[5]
Haceri’l-Esved’in en pratik yararı, Allah’ın evi olan Kabe çerçevesindeki dönüşler (tavaf) için başlangıç noktası olmasıdır. Renginden ötürü de binada rahatça farkedilir. Gerek tavaftan sonra veya tavaf esnasında Haceri’l-Esved’in öpmek sünnettir. Çünkü Peygamberimiz öpmüştür. Şayet öpmek mümkün değilse, uzaktan işaret yapılır ki, buna istilam (selamlama) denilir.
Bazılarının iddiasına göre bizler bu taşa tapmayız. Hatta sadece ona yönelerek secde edilmez. Karmatiler H. 318 miladi ise 930 da Mekke’yi talan ettiklerinde Haceri’l-Esved’i yerinden sökerek alıp götürmüşlerdi. Ancak 21 yıl sonra tekrar onlardan alınarak Kabe’deki yerine konulmuştur. Bu taşın gitmesiyle kıble değişmemiş müslümanlar yine Kabe’ye yönelerek bugün olduğu gibi namaz kılmışlar ve tavaf etmişlerdir. Haceri’l-Esved’in sembolik bakımından tartışma götürmez büyük bir anlamı vardır.[6]
Haceri’l-Esved’ yeryüzünde Allah’ın sağ elini temsil eder, bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: “Kendisini hak ile istilam eden için tanıklık edecektir. O, mahlukatıyla musafaha eden Allah’ın sağı (sağ kolu)dır.”[7]
Müslümanlar niçin ona el sürmektedirler? İnsan biat etmek için elini Haceri’l-Esved’e koyar; Allah bizim burada kendisine bağlılığımızı ve teslimiyetimizi alır. Kur’anı Kerimin dilinde Allah sultandır; sadece hazineleri ve askerleri yok; ülkesi de var. Mülkün bir başkenti (Ummü’l-Kura) kentlerin anası ve başkentte ise bir saray (beytullah ) Allah’ın evi var. Eğer bir kul bağlılığını kontrol etmek istiyorsa, sultan sarayına gitmeli ve orada şahsen bağlılık biatını yapmalıdır. Gözlerin idrak edemediği Allah’ın sağ eli temsili bir şekilde görünen bir şey olmalıdır. İşte bu Kabe’deki Haceri’l-Esved (siyah taş)tır.
Haceri’l-Esved’e el koymanın, yüce Allah’a ibadet ve itaat etmek üzere söz vermenin ve bunda kararlı olmanın bir nişanı demektir.[8]
Haceri’l-Esved’in bizim için ne anlam taşıdığını önemsememiz gerekmez mi? Beytullah’ta döneceğiz, pervane olacağız, sesiz ancak hareketsizlik asla olmayacak.
Niçin Kabe’de, bu yörüngede, pervane olduk kelebekler gibi dönüyoruz? Bir şey sabit, diğer şeyler ise, bu şeyin etrafında sesiz ve sükünet içinde ve bir hareket halindedirler. Gökyüzündeki melekutun dönüşü gibi, Ayın; dünya etrafında, dünya; güneşin etrafında, güneşin ise; kendi ekseninde dönmesi gibi, bütün mahkulat lisanı haliyle Allah’ı zikrettiği gibi, aynı tarz lisanı haliyle de, Allah’ın evini Beytullah’ı tavaf etmekte, onun etrafında dönmektedirler.
Kabe’nin doğu köşesinde yerleştirilmiş olan bu taş, kalın gümüş bir çerçeveyle çevrili çıplak, siyah bir taştır. Yüzyıllar boyunca hacılar tarafından öpüle öpüle oyuklaşan bu taş, Allah’a yönelen bütün yönlerin kavşağında, yükselen bir hürmet nişanesiyle, Hacer-i Esved de tevhidi mücadelenin bayrak ismi, Hz. İbrahim’in yükselttiği orijinal mabetten geriye kalan hatıra ve onun hatırasına duyulan hürmetin bir nişanesidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) veda haccında, mübarek dudaklarını bu taşa dokundurarak öpmüştür, o günden bu yana, bütün müminler, aynı şekilde öpmüşlerdir.
Gelecek mümin kuşakların, onun koyduğu örneği izleyeceğini bilen Peygamber (s.a.s.) bu taşı öptüğü zaman da, O’nun zamanı ve ölümü aşarak bütün ümmeti için, bir kucaklaşma sembolü olarak, bu taşın üzerinde bıraktığı dudak izlerini, tüm gelecek mümin kuşakların dudaklarıyla arayacaklarını biliyordu. Ve hacılar bu taşı öptüklerinde, Peygamberlerini, burada hazır bulunan müminleri ve gelecek müslüman kuşakları kucakladıklarını hissetmektedirler.
Haceri’l-Esved biat yeridir ve Allah da seni evine davet etti ve sen de lebbeyk buyur Ey Rabbim! Dedin ve icabet ettin. Biat için elini milyonlarca müminin elleriyle üst üste koyarak mübarek taşın üstünde, Allah’a söz vermek için meleklerin sana rahmet edilmesi için dualarını bekliyorsun. Kıyamet gününde Haceri’l-Esved’in sana şefaatçı olmasını bekliyorsun.
Peki neyi yerine getireceğine dair ne için biat ettiğinin farkında mısın? İmzaladığın taahüdün şartlarını gözden geçirdin mi? Alem-i ervahta bugün verdiğin gibi söz vermemiş miydin?
Evet söz vermiştin ve sen bugün burada ahdini ve biatını bir kez daha, Allah’ın emin ve haram kıldığı mübarek Kabe’de, Haceri’l-Esved’e elini koyarak yeniliyorsun. Anlaşma metninde ana hatlarıyla yazılı bulunan maddelere bir göz atmak ister misin?
Allah’tan başka ilah olmadığını, ondan başkasına asla boyun eğmeyeceğimi, ibadet etmeyeceğimi, ondan başka kimseyi onun kadar sevmeyeceğimi, sadece ve sadece ona secde edileceğini ondan yardım talep edeceğimi, gönderdiği nizama ve yasalarına kalben iman, gündelik hayatta pratize edeceğime dair biat ettim.
Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere hiçbir ayırım gözetmeksizin iman ettiğime, onlara vahy yoluyla gönderilen kitapların insanlığın kurtuluş reçetesini içerdiğine, alemlere rahmet olarak gönderilen peygambere tabi olmak, Allah’a tabi olduğunu kabullenerek, her şeyimde Hz. Muhammed Mustafa’ya tabi olacağıma, onun verdiği hükümlerinde kalbimde zerre kadar şüphe duymayacak, onun verdiği hükme tüm kalbimle razı olduğuma İslam ahlakını hayatımda yaşatıp göstereceğime dair biat ettim.
Peygamber ahlakı ile ahlaklanacağıma, İslamın komşuluk hakkını koruyacağıma, kardeşlik esaslarına riayet edeceğime, fakirleri gözeteceğime, haksızlık yapmayacağıma, haksızlığa karşı boyun eğmeyeceğime, asla susmayacağıma, hakkımı arayacağıma, muamelatıma, ticaretime yalanı, faizi rüşveti, eksik tartıyı, hileyi düzenbazlığı karıştırmayacağıma dair biat ettim.
Allah’ın üzerime farz kıldığı ibadeti hiçbir üşengenlik göstermeden yerine getireceğime, namazımı zamanında Peygamberin emriyle “Benim gibi namaz kılın” emrine uyacağımı, orucun makbulü Allah’ın kabul buyurduğu oruç olduğunu bilerek tutmaya, zekatı fakirin hakkı olduğuna, bize verilen nimetlerde isteyen ve isteyemeyenin hakkının bulunduğunu kabule, imkanımın oluştuğu anda davetine koşacağıma, kucak dolusu gönlümü önüme katarak beytine koşacağıma, Allah’ın yüce ismiyle birlikte hiçbir şeyi anmayacağıma, şirksiz, kibirsiz ve riyasız bir ibadetle, huzuruna varmaya çalışacağıma dair biat ettim.
Rabb’im! Yasakladığın her şeyden uzak duracağıma, yalanı, gıybeti, hırsızlığı, gaspı kin ve düşmanlığı, zina, içki, kumar, faiz, tağutun hükmüne rızayı, Allah’ın bize açıkladığı hakikatleri kendi menfaatlerim doğrultusunda asla kullanmayacağıma dair biat ettim.
Hz. Ömer Haceri’l-Esved’i istilam ederken şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Sen ne bir fayda ve ne de zarar veren bir taşsın, Allah Resulü (s.a.s.)’in seni öptüğünü görmemiş olsaydım ben de seni öpmezdim.“[9]
Neden Hz. Ömer Haceri’l-Esved taşı için bunları söyledi, O’nu endişelendiren durum neydi? Taş olduğunu bilmeyen mi vardı?
Taberi Hz. Ömer’in bu hareketi cahiliyede bir takım insanlar buna tapıyorlardı. Bazı insanların tekrar cehalete düşüp bunu putlaştırabileceklerinden endişe ederek, buna hiç kimsenin tapmaması için faydasız ve zararsız bir taş olduğuna vurgu yaparak, öpmesi peygambere olan bağımlılığın ve hidayetin ona tabi ve itaat etmede olduğunu göstermiştir. Haceri’l-Esvedi selamlama veya öpme Hz. Peygamberin fiili sünnetine tabi olmaktır.[10]
Veda tavafı bittikten sonra, Hz. Peygamber (s.a.s)’in yaptığı gibi makam-ı İbrahim’de iki rekat tavaf sünneti kılınır, sonra da Mültezem’de (Haceri’l-Esved ile kapı arasında bulunan yerdir) durması ve onu iltizam etmesi müstehaptır. Bu da göğsünü ve yüzünü ona yapıştırmak ve sağ elini kapı tarafına, son elini de Haceri’l-Esved yönüne koymakla ve Allah’a dua etmekle olur.[11]
Şu duanın okunması müstehap olur:
“Allah’ım! Bu senin Beytindir,
Emin belden mübarek evindir,
Ben ise abdin ve abdin oğluyum.
Bana nice nimetler verdin, gereği gibi hamd edemedim,
Çok kusur ve günahlar işledim,
Huzuruna gelecek bir yüzüm, beni haklı çıkaracak hiçbir mazuratım yok benim,
Yarattıklarında emrime verdiğin şey üzerinde beni taşıdın.
Beni tayyibe beldelerinde gezdirdin.
Son olarak da beni Beyti’l-Kerimine ulaştırdın.
Hac ibadetlerimi yerine getirme hususunda bana yar ve yardımcı oldun.
Eğer benden razı isen rızanı arttır.
Aksi halde evim evinden, uzaklaşmadan önce bana ihsanda bulun.
Eğer izin verirsen şimdi benim dönme vaktimdir.
Senden ve evinden vazgeçmiyor, yüz çevirmiyorum.
Rabb’im bedenimi götürsem bile gönlümü burada bırak,
Allah’ım! Bedenimi afiyet, cismimi sıhhat, dinimi masumiyet ve dönüşümü de güzellik üzere kıl.
Beni yaşattığın sürece ve ebediyyen itaatinden ayırma.
Bana dünyanın ve ahiretin hayrını ihsan et.
Şüphesiz, sen her şeye kadirsin, Kerimsin, tevbe edenlerin tevbesini kabul edensin,
Rahmetin gazabından çoktur, Sen bize rahmet ve merhametinle muamele et.”[12]
[1] Nesai, Sünen, Menasik, 145, V/226; Tirmizi, Sünen, Hadis no: 877
[2] İbn Hacer Askalani, Fethu’l-Bari Şerhi’l-Sahihi Buhari, Beyrut, ts., III/463
[3] a.e., a.y.
[4] Tirmizi, Sünen, Hadis no: 961
[5] Tirmizi, Sünen, Hadis no: 878
[6] Muhammed Hamidullah, İslama Giriş, s. 109; Afzalu’r-Rahman, Siret Ansiklopedisi, IV/ 178
[7] Terğib, II/194; Rudani, Hadis no: 3654, II/163
[8] Ömer Nasuhi Bilmen, İslam ilmihali, s. 374
[9] Buha ri, Sahih, Kitabu’l-Hac, 50, 1597; İmam Malik, Muvatta, Hadis no: 54, s. 342
[10] İbn Hacer Askalani, Fethu’l-Bari Şerhi’l-Sahihi Buhari, III/463
[11] Zuhayli, IV/32
[12] a.e.,a.y.
İslami Okul Okulların En Önemlisi