Arafat Vakfesinin Sünnetleri - Hacc - 73. Sayfa
Arafat Vakfesinin Sünnetleri:
Arafat vakfesinin bir takım sünnetleri vardır. Bu sünnetlere riayet etmemiz, yaptığımız hacca bir mana kazandırmakta ve ayrıca hac ibadetinde bütün zamanımızı ihya etmemize de yardımcı olur.
Arafat’ta vakfeden önce gusül etmek, zevalden sonra vakfeye acele etmek, veya binek üzerinde vakfe yapmak, temiz ve abdestli bir şekilde kıbleye yönelerek vakfeye niyet etmek, o günü oruç tutmamak, sadece kendini ibadete vermek dua ve niyazda bulunmak, Arafat’ta vakfe yapmanın sünnetlerindendir.
Arafat’ta ve diğer zamanlarda, kötü söz ve davranışlardan, çirkin hareketlerden kesinlikle kaçınmamız gerekir. Çünkü hacda cidal (tartışmak-ceddeleşmek) yoktur. Günah şeyler yapılmamalı ve kesinlikle şerden kaçınılmalıdır.
Hz. Peygamber haccında, Arafat’a çıkmadan önce zilhiccenin sekizinci günü, (terviye günü) Mina ’ya hareket edip, o geceyi orada geçirdi. Sabah olunca da namazı kılıp, güneşin doğuşundan sonra da, Arafat’a yürüdü. Arafat’a zevalden (öğleden) önce vardığından dolayı, Nemire’de ikamet etmiş ve orada hutbe okumuştur. Namazdan sonra da, Arafat’taki Rahmet dağının eteklerinde vakfeye durmuştur.[1]
“Haccın menasiklerini benden alın.” sözü bize peygamberimizin bir emridir. Haccı onun yaptığı gibi yapmamız ve onun gibi özen göstermemiz gerekir. Özellikle son yıllarda ülkemizden giden hacılarımız, terviye günü, Mina ’da geceleme sünnetini ihya etmekten mahrum bırakılmışlardır. Hatta böyle bir sünnettin varlığından bile haberleri yok, veya bu bilgiler özellikle onlardan esirgenmektedir.
Bazıları da “Hac yaparken ne kadar az bir yorgunluk içinde ve az bir çabayla geçirebilirim veya bu seyahatimin ne kadarını bir piknik havasında geçiririm” hesabını yapmaktadır. Bu da ibadetin gerçek anlamını yaşamaya engel olmaktadır. Hacca gitmeden önce başlayıp, Mekke’ye ulaştıktan ve oradan da ayrılıncaya kadar, hacıların nakillerinde, ikametleri veya ülkelerine dönmelerine kadar bir çok işlemlerde, bir takım bürokrasi ile boğuşmaktan, dolayı hacılar; hac vazifelerini istenilen manevi bir havada eda etme imkanını bulamamaktadırlar. [2]
İslâm bilginleri arasında, vakfe için abdest, setr-i avret, kıbleye dönme ve niyetin şart olmadığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı yoktur. Bu duruma göre, abdestsiz, cünüp, hayızlı veya nifaslı kimsenin yapacağı vakfe de geçerlidir. Çünkü Hz. Âişe (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)’ın emriyle, hayızlı iken vakfe yapmıştır. [3]
İslami Okul Okulların En Önemlisi