Hac - 82. Sayfa - Hacc
Hedy (Kurbanlık)
Allah Teâlâ’nın rızâsını kazanmak için veya hac ibâdetindeki bir eksiklikten yahut ihram yasaklarına uymamaktan dolayı keffâret (ceza) olarak kesilmek üzere Harem-i Şerif’e götürülen veya kendisi yahut parası gönderilen kurbana “hedy” denir. Ayette şöyle buyrulur:
“Eğer emniyet içinde iseniz, hac zamanına kadar umre yapana, gücünün yettiği bir kurban (hedy) gerekir.” (Bakara: 2/196)
Temettû veya kıran haccında kesilen şükür kurbanı ile hac mevsiminde Harem’de kesilen nâfile her cins kurban “hedy kurbanı” olup, bunların sahipleri etlerinden yiyebilir. Ceza veya keffâret kurbanı ise hedy olmakla birlikte zekât, adak kurbanı ve fıtır sadakası türünden sayıldığı için, bunun etinden sahibi, eşi, usûl ve fürûu yiyemezler. Yiyecek olurlarsa kıymetini yoksullara ödemeleri gerekir. Şükür kurbanı bayramın ilk üç gününde tıraş olmazdan önce kesilebilirse de, birinci günü kesilmesi daha fazîletlidir.[1]
Hedy sözlük anlamı; gönderilen, nakledilen, hediye edilen şeyin ismidir. Şer’i manası ise: Mekke-i Mükerreme haremine gönderilen kurbanlık hayvanlardır. Hedy için dem veya nüsük de denilmiştir.[2]
Hedy (Kurbanlık) olacak hayvanlarda aranan şartlar: En az beş yaşını tamamlamış deve, iki yaşını tamamlamış sığır, bir yaşındaki koyun ve iki yaşındaki keçi cinsinden olan hayvanlardır. Bu hayvanların kulağının hepsi veya çoğu kuyruğu, ön ve arka ayağı kesik, kör aşırı zayıf hayvanlar hedy (kurbanlık) olamazlar.
Kurbanlığın en üstünü deve en azı ise koyun ve keçidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Hudeybiye’de umreden alıkonduğu vakit deve kesmişti.
Kifayet edecek hedy’in kurbanlık olabilecek şekilde, olması gerektiği hususunda alimler arasında ittifak vardır.
Cenabı Hak şöyle buyurmaktadır:
“İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah’ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır.” (Hacc: 22/36)
Kur’an Allah’a ulaşacak olan hedy’in (kurbanın) nasıl ve hangisinin olacağı gerçeğini çok açık ve net bir şekilde açıklamıştır. Allah’a ulaşan şeyin ihlas ve takva olacağı hususudur. Yoksa akıtılan kana ve kesilen ete, haşa Allah’ın bir ihtiyacı olamaz. Akıtılan kan bir inanan kişi için bir nişanedir, Allah’a gösterilen saygı ve ta’zimin bir alametidir. Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:
“Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak; sizin onun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc: 22/37)
Bir kurban, ancak bir samimiyet ve takva ile kesilmişse, Allah tarafından kabul edilir.[3] Ayette belirtildiği gibi, maddi şeyler olan kan ve etin yerine manevi olanın yani takva ve samimiyetin Allah’a ulaşacağı belirtilmiştir.
Kılınan namazlardaki, rüku ve secdeler veya tutulan oruçta, imtina edilen yeme-içmenin, verilen zekattaki malın, Allah’a ulaşmadığı gibi, burada kesilenin eti veya akıtılan kanın da, Allah’a ulaşmayacağı gerçeğidir. Allah’a ulaşılan tek şey takvadır, hakkıyla Allah’ı tazimdir, şanını yüceltecek ihlaslı olarak yapılacak bir ameldir.
Cahiliye günlerinde arapların kurban etlerini Kabe’ye götürüp kanlarını, Kabe duvarlarına bulaştıran bir uygulama içindeydiler.[4] Yukarıda zikredilen ayet böylelikle bu boş ve abes olan geleneği de yasaklayarak kurbandaki esas gayenin ihlas ve takva olduğunu beyan etmiştir.
“Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder.” ( Maide: 5/27)
İslami Okul Okulların En Önemlisi