Haccetmenin Hükmü ve Delilleri - 9. Sayfa
Haccetmenin Hükmü ve Delilleri:
Alimler, kişinin ömrü boyunca bir kez haccetmesinin farz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Müslümana haccın farz olduğuna dair, hem Kur’an’da ve hem de Sünneti Seniye’de bir çok açık deliller vardır. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk şöyle buyurmaktadır:
“...Oraya gitmeye imkan bulabilen herkesin Kabe’yi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim inkar ederse, bilsin ki, Allah hiç şüphesiz alemlerden ganidir, müstağnidir.” (Âl-i İmrân: 3/97)
“Haccı ve Umreyi Allah için tamamlayın.” (Bakara: 2/196)
“İnsanları hacca çağır, yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler Ta ki, kendi menfaatlerine şahit olsunlar. Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken, O’nun adını ansınlar...” (Hacc: 22/27)
Sünnette ise, Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır:
“İslam beş esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka bir ilah olmadığına, Hz Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve Kabe’yi haccetmektir...”[1]
Başka bir rivayeti: Ebu Hureyre şöyle nakletmektedir:
“Resülullah (s.a.s.) bize hitap ederek şöyle buyurdu.
“Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, o halde hac ediniz.” Biri sordu:
“Her yıl mı Ey Allah’ın Resulü?” Allah’ın Nebisi sustu (ve cevap vermedi) Öyle ki, soruyu soran kişi sorusunu üç kez tekrarladı. Nihayet Peygamber buyurdu:
“Eğer evet deseydim. Muhakkak o şekilde farz kılınırdı ve sizin buna asla gücünüz yetmezdi.”[2]
“Şüphesiz Allah size haccı farz kıldı, haccı îfâ edin.”[3]
“Kim bir’den fazla hac yaparsa, bu nâfile hac olur.”[4]
“Hac ve umreyi peşi peşine yapın. Bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Mebrûr haccın sevabı, ancak cennettir.”[5]
Ayet ve hadislerde sabit olan hüküm, ömürde sadece bir kez haccetmenin farz olduğudur. Birden fazla hac ise menduptur. Buna delil olarak da, Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Kim hac sayısını arttırırsa, bu nafile yerine geçer.”[6] Alimler, haccı tekrarlamak veya imkan bulanların birden fazla hac etmelerinin mendub olduğunu söylemişlerdir.
Yukarıdaki, Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadisi şeriften biz müslümanlar olarak, çok büyük dersler çıkarmamız gerekmektedir. Öncellikle Peygambere karşı nasıl davranmamız gerektiğini bilmeliyiz. Allah ve Resulünün bizim için uygun gördüğünün dışında başka şeylere yönelerek, bunun Allah ve Resulünün hükmüne razı olmamak anlamına geldiğini bilmemiz gerekir.
Allah bizden, peygambere tam anlamıyla uymamızı, ona karşı saygıda kusur etmemekte ve onu rahatsız edici sorulardan da bizi tamamen men etmektedir. Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın.” (Maide: 5/101)
Bizden önceki kavimlerden Ben-i İsrail gibi, inen hükümlere itiraz ederek, ümmetin zor durumda kalmasına ve daha öncekinden fazlaca ağırlaştırıcı hükümlerin gelmesine ve toplumun da buna güç yetirememesinden dolayı da, Allah’ın azap etmesine sebep olmamamız gerekir.[7] Şayet Peygamber (s.a.s.) defalarca sorulan soruya karşılık evet her yıl haccetmeniz gerekir deseydi, bizim durumumuz ne olurdu? Bizden öncekilerin durumuna düşmez miydik?
Kur’an-ı Kerim, bizden önceki kavimlerin durumlarını ve helak olma sebeplerini bize bildirmesinin hikmeti ne olabilir? Bunca kıssalar nedendir? Kur’an bir tarih kitabı mıdır? Kur’an onlardan bahsederken, bizim de almamız gereken dersler, ibretler veya hikmetler yok mudur? Veya varsa bunlar nelerdir?
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Eğer evet deseydim. Muhakkak o şekilde farz kılınırdı ve sizin buna asla gücünüz yetmezdi.” Bir düşünün her yıl hac ve her yıl aynı yerde buluşma! Elbette imkanları olanlar için güzel bir şey. Ya gücü olmayanlar ne yapacak? Oraya on binlerce kilometreler uzakta olup ve her yıl oraya gitmeleri farz olan müslümanlar ne yapacaktı? Bu kadar malı, bu kadar zamanı nereden bulacaklardı? Veyahut farz olduğu halde ümmet buna topluca güç yetiremezse ne olacaktı?
Evet onun için Peygamber (s.a.s) susmuş, acele edene hemen cevap vermemiştir. Peygamberin bu soruya evet dememesi, onun alemlere rahmet olarak gönderildiğinin açık bir delili değil midir? Ummetini yapamayacakları, güç yetiremeyecekleri şeylerle sorumlu tutmaması, onun ümmetine karşı ne kadar şefkatli olduğunun bir ifadesi değil midir?
Kul olarak bizim yapmamız gereken, Allah (c.c.) ve Resulünün bize emrettiklerini büyük bir teslimiyetle, harfiyen yerine getirmektir. İman etmekle teslim olmak arasında fark vardır. Çünkü, teslim olduğumuzu açıklamakla iman etmemiz arasında da fark vardır.[8]
Bizim bugünkü, hayatımızda farzların ve Allah’ın ve Resulünün emirleri yerine; bidat, hurafe ve bizim dışımızdaki insanların kültürleriyle yoğrulmuş gelenek ve göreneklerin baskısı altında kalmıştır. Onların ahlaki kuralları bizim hayatımızın tüm safhasında geçerli olmaya başlanmıştır. Toplumun uygun gördüğü şey, İslam’a göre haram kılınmış olsa bile, insanlarımız bunu alırken, Allah’ın koyduğu kuralı maalesef kulak ardı yapmaktadırlar.
İslam’da yapılması nafile veya müstahab olan bir takım şeyler nerede ise, farzın yerine konulmuştur. Örnek olarak namaza ve ehemmiyetine önem vermeyenler, her nedense bir çok günler ve geceler ihdas ederek gündüzünü oruçla, gecesini de dua ve zikirle geçirmeye çalışırlar.
Ancak bu daha çok, Hıristiyanlık kültüründen bir etkilenmedir. Nitekim; Yahudi anlayışı ile, “Allah bize azap edici değildir, etse bile ancak birkaç gün bizi cehennemine koyar sonrada oradan çıkarır. Çünkü biz onun oğullarıyız veya seçilmiş kullarıyız” derler. Böylelikle Yahudi ve Hıristiyanlar, hem Allah’a ve hem de tüm resullerine iftira etmekten de geri kalmamışlardır. [9]
Bazı durumlarda birden fazla hac yapmak gerekebilir. Adak haccı ve bozulan bir nâfile haccı kaza etmek gibi. Bazen hac haram olur; haram para ile haccetmek gibi. Bazen de mekruh olur; hizmete ihtiyacı olan ana-babanın iznini almadan haccetmek gibi. Ebeveyn bulunmayınca dede ve ninelerden, borcunu ödeyecek başka malı bulunmayan borçlu ve kefilin alacaklılardan izin almaksızın, hac yapması da mekruhtur. Hanefîlere göre bu kerâhet, tahrîmendir.
Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlere göre, haram para ile yapılan hac, gasbedilen arâzide kılınan namazda olduğu gibi farz veya ikinci defa hac yapılıyorsa nâfile olarak sahih olur. Bu kimsenin üzerinden farz veya nâfile düşer. Hanbelîler ise, haram malla yapılacak hacca icâzet vermezler. Çünkü bu mezhep, gasbedilen arâzide kılınacak namazı da sahih kabul etmez. [10]
[1] Buhari, Sahih, Kitabu’l-İman, 1,2 Müslim, Sahih, Kitabu’l-İman, Tirmizî, İman: 3; Nesâî, İman: 13; 19-22 Bkz. Muhammed b. Ali b. Muhammed eş-Şevkani, Neylu’l-Evtar Şerh Munteka el-Ahbar min Ahadissi’l-Ahyar, Beyrut, ts. IV/312
[2] Müslim, Nesai ve Ahmed rivayet etmişlerdir.Neylu’l-Evtar, IV/312
[3] Müslim, Hacc: 412; Nesâî, Menâsik: 1; Ahmed bin Hanbel, II/508.
[4] Ahmed bin Hanbel, II/508; Nesâî, Menâsik 1.
[5] Tirmizî, Hac: 2; Nesâî, Hac: 6; İbn Mâce, Menâsik: 3.
[6] Müslim, Nesai ve Ahmed, rivayet etmişlerdir. Şevkani, Neylu’l-Evtar, IV/315
[7] Bakara, 2/67-71
[8] Hucurat, 49/14
[9] Mehmet Peker, Hacc Nedir
[10] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.
İslami Okul Okulların En Önemlisi