Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mü'minin Düşüncesinde Haccın Mânâsı - İslami Bilgiler - 95. Sayfa

Mü'minin Düşüncesinde Haccın Mânâsı:

 

Bedene âit zevklere dalan, rûhunu gıdasız, nefsini dizginsiz bırakan bir kimsenin Allah'a yaklaşması, İlâhî ilham ve tecellîlerden nasip alması mümkün değildir. Bu sebeple geçmiş ümmetlerde dünyadan el etek çekme (rehbâniyet/ruhbanlık), toplumdan uzaklaşarak kendini Allah'a verme yolu açılmış, bunu yapanlar Kur'ân-ı Kerim'de de öğülmüştü.[1] Bu yola hakkıyla riâyet edilemediği, gâyesinden saptırıldığı için Allah, son peygamberini göndermiş ve kullarını aynı maksada ulaştıracak ibâdetler öğretmiştir. Nitekim Peygamberimiz'e ruhbanlık ve din uğruna evi barkı terkedip seyâhate çıkmak sorulunca; "Allah'ın bu ümmete, ruhbanlık yerine haccı ve cihâdı, seyâhat yerine de orucu verdiğini" bildirmişti. Hac ibâdeti, belli bir saha içinde yerine getirilmektedir. Bu alanın merkezinde Kâbe vardır.

Allah Teâlâ, mekândan münezzeh olduğu halde Kâbe'ye "Beytullah -Allah evi-" demek sûretiyle orayı şereflendirmiş, çevresinde belli bir bölgeyi bu evin korusu (harem) haline getirmiş, buralarda avlanmayı yasaklamış; Arafat, Müzdelife gibi bazı mekânları da feyiz, bereket, zikir ve nur sahaları kılmıştır. Bütün bu hususlar, aklın ötesindedir; akıl bunların niçin, hangi özelliklerinden dolayı böyle olduğunu kavrayamaz; ancak Allah böyle dediği için öyle kabul eder. Zaman ve mekândan münezzeh olan Rabbini ziyâret etmek isteyen mü'min, O'nun "evim" dediği yere gider ve yine O'nun dilediği, öğrettiği şekilde kulluğunu arzeder. Yerin, özelliklerin ve hareketlerin akıl ötesinde olması, nefsin zevklerini ve bedenin hazlarını sıfır noktasına getirir, hareketler fayda ve hazzın ötesinde yalnızca Allah rızâsına yönelik; yani ihlâs içinde, kulca olur. İşte bu mânâsıyla hac ibâdeti, geçmiş ümmetlerde rehbâniyetin sağladığını veren bir ibâdet olmaktadır. [2]


 

[1] Mâide: 5/82; Hadîd: 57/27.

[2] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.