Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Tûfân Yerel Bir Âfet miydi - Helak - 62. Sayfa

Tûfân Yerel Bir Âfet miydi?

 

Nûh Tûfânı'nın varlığını inkâr edenler, bu iddialarına delil olarak dünya çapında bir tûfânın varlığının imkânsız olduğunu söylemektedirler. Ayrıca böylesine bir tûfânın gerçekleşmemiş olduğu iddiasını, Kuran'a saldırmak amacıyla da öne sürmektedirler.

Oysa bu iddia, Allah'ın indirdiği ve tahrif edilmemiş tek kutsal kitap olan Kur’ân-ı Kerim için geçerli değildir. Çünkü Kuran'da, Tûfân olayına, Tevrat ve çeşitli kültürlerde bahsedilen Tûfân efsanelerinden çok daha farklı bir bakış açısı getirilir. Eski Ahit'in ilk beş kitabını oluşturan muharref Tevrat, bu tûfânın evrensel olduğunu ve tüm dünyayı kapsAdığını söylemektedir. Oysa Kuran'da böyle bir bilgi verilmez, aksine, ilgili âyetlerden Tûfân'ın yöresel olduğu ve tüm dünyanın değil, Hz. Nûh tarafından uyarılıp korkutulan Nûh Kavmi'nin cezâlandırıldığı anlaşılmaktadır.

Tevrat'ın ve Kur’an’ın Tûfân anlatımlarına bakıldığında bu farklılık kolaylıkla kendi gösterir. Tarih içinde çeşitli tahrifatlara ve eklemelere maruz kalmış olan Tevrat, Tûfân'ın başlangıcını şöyle açıklamaktadır: “Ve Rab gördü ki, yeryüzünde Adamın kötülüğü çoktu, ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi. Ve RAB yeryüzünde Adamı yaptığına nÂdim oldu, ve yüreğinde acı duydu. Ve RAB dedi: Yarattığım Adamı, ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim; çünkü onları yaptığıma nÂdim oldum. Fakat Nûh, Rabbin gözünde inâyet buldu.” (Tekvin, 6:5-8)

Oysa Kuran'da tüm dünyanın değil, sadece Nûh kavminin helâk edildiği bildirilmektedir. Tıpkı Âd kavmine gönderilen Hz. Hûd (11/Hûd, 50) veya Semûd Kavmi'ne gönderilen Hz. Sâlih (11/Hûd, 61) ve diğer peygamberler gibi Hz. Nûh da yalnızca kendi kavmine gönderilmiştir ve Tûfân da Nûh'un kavmini ortadan kaldırmıştır:

“Andolsun, Biz Nûh'u kavmine gönderdik. (Onlara) 'Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp- korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acıklı bir günün azâbından korkmaktayım' dedi.” (11/Hûd, 25-26)

Helâk olanlar Hz. Nûh'un tebliğini hiçe sayan ve isyanda direten kavimdir. Bu konudaki âyetler hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek kadar açıktır: “Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, âyetlerimizi yalan sayanları da suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.” (7/A’râf, 64); “Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Âyetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların da kökünü kuruttuk.” (7/A’râf, 72)

Ayrıca Kuran'da Allah, herhangi bir kavme elçi gönderilmedikçe, o kavmin helâk edilmeyeceğini söylemektedir. Helâk için, kavmin kendisine uyarıcı korkutucu gelmiş olması ve bu uyarıcının yalanlanmış olması gerekmektedir. Kasas Sûresi'nde şöyle denilir:

“Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara âyetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.” (28/Kasas, 59)

Kendisine uyarıcı gönderilmeyen bir kavmin helâk edilmesi, Allah'ın sünneti değildir. Bir uyarıcı olan Hz. Nûh ise sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Bu Sebeple Allah, uyarıcı gönderilmemiş olan kavimleri değil, sadece Hz. Nûh'un kavmini helâk etmiştir.

Kuran'daki bu ifâdelerden Nûh Tûfânı'nın tüm dünyayı kaplayan değil, yöresel bir felâket olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Tûfân'ın gerçekleştiği düşünülen arkeolojik bölgede yapılan kazılar da,  Tûfân'ın tüm dünyayı kaplayan evrensel bir olay değil, Mezopotamya'nın bir bölümünü etkisi altına almış olan çok geniş bir âfet olduğunu  göstermektedir.