Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hicretle İlgili Genel Tesbitler - 16. Sayfa

Hicretle İlgili Genel Tesbitler

 

Hicretle ilgili âyetlerin ışığında şu genel tesbitler yapılabilir:

1. Enfâl sûresinin 72. âyetiyle farz kılınan hicret, müşriklerin elinde bulunan Mekke'den Medine'ye hicrettir.

2. Mekke fethedilip İslâm yurdu olduktan sonra, Mekke'den Medine'ye göç anlamındaki hicret kalkmıştır. Peygamberimiz: "Fetihten sonra hicret yoktur; ancak cihad ve niyet vardır" buyurarak değinilen gerçeği açıklamıştır.

3. Tarihsel anlamda hicret son bulmuş olmakla birlikte, ahlâkî anlamda hicret devam etmektedir. Çünkü müslümanlar, her zaman günah ortamından ve şeytanın egemenlik alanından İslâm'ın hâkimiyet alanına göç etmekle yükümlüdürler. Bunun için kötülük yurdundan iyilik yurduna hicret, kıyâmete kadar geçerlidir.

4. Hicret gerekli, imkânlar da yeterli iken kötülük yurdunda oturmak, hem büyük bir günah, hem de nefse zulümdür. Çünkü mâzeretsiz olarak hicreti terk edenlerin varacağı yer, cehennem olacaktır (bkz. 4/Nisâ, 97).

5. Allah yolunda hicret edenler, dünyada güzel mekân ve bol imkânlara kavuşur, âhirette de en yüksek onur pâyesini ve Allah'ın rızâsını kazanırlar (bkz.. 4/Nisâ, 100; 22/Hacc, 58; 9/Tevbe, 20, 100 vd.)

6. Gerçekten âciz olup hicret etmeye güç yetiremeyenler bağışlanır, hicrete teşebbüs edip de yolda ölenler ise, Allah tarafından ödüllendirilir (bkz. 4/Nisâ, 98-100).

7. Hicret, insanın dindeki samimiyetinin ve sadâkatinin göstergesidir (bkz. 8/Enfâl, 74). Bunun için, iman ile inkâr arasında bocalayıp şeytanın egemenlik alanını terk edememiş olanlar, Kur'an tarafından iman dostluğuna ehil görülmemişlerdir (bkz. 4/Nisâ, 89; 33/Ahzâb, 50; 60/Mümtehıne, 10 vd.)

8. Hicret, bir takvim başı olmaktan öte, bir inanç ve dâvâ göçüdür. İslâm'ın kendine özgü dünyasına ulaşmak için atılmış kararlı bir adımdır. Diğer bir ifadeyle hicret, insanın Allah'a götüren yolu, iman bilinciyle kat etmesidir (bkz. 29/Ankebût, 26).

9. Hicret, hedefine ulaşan onurlu hareketin en önemli adımı ve atılımıdır. İslâm'ı yaşamak ve yaşatmak için dâhildeki bütün çarelere başvurduktan sonra mücâdeleyi dışarıda devam ettirmek amacıyla oturulan yeri terk etmektir. O, İslâm'ı boğmaya azmetmiş zulüm ve baskıya rağmen dini aslî şekliyle yaşama gayretidir (bkz.16/Nahl, 110).

10. "Muhâcirler" kavramı, Peygamber (s.a.s.)'in teklifi üzerine, özgürlük içinde ve İslâm'ın gereklerine uygun biçimde yaşayabilmek için Medine'ye hicret etmiş olan Mekke'li müslümanları; "Ensâr" kavramı ise, zulmün ve kötülüğün egemen olduğu yerden göçenlere yardım edip dine ve müslümanlara sahip çıkan Medine'li mü'minleri ifade eder. Ancak Kur'an ve Sünnet, bu kavramlara tarihî çağrışımlarını aşan daha genel ve kuşatıcı bir anlam yüklemiştir. Nitekim Peygamberimiz, gerçek muhâciri; "Allah'ın yasakladığı şeyleri terk eden kimse" (Buhâri, Tecrid Terc. I/29) diye tanımlamıştır.

Kur'an'ın iniş itibarıyla h-c-r kökünün ilk geçtiği âyetlerden, insanın Allah tarafından fikren, kalben ve fiilen hicrete hazırlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Yüce Allah, Elçisine ve onun şahsında bütün insanlara şöyle buyurmaktadır: "Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzelce ayrıl." (73/Müzzemmil, 10). Bu ilâhî sözdeki "hecr-i cemîl" terkibi, "insanın kalben ve fikren kötülerden, kötülüklerden uzak durması, iyi ahlâkla donanıp kötülüklere karşı güzel ve etkili bir muhâlefet ortaya koyması" anlamına gelmektedir (bkz. Zemahşerî, Keşşâf, IV/177). Görüldüğü gibi kutlu yolculuğun ilk adımını, Kur'an'ın dinamizminden güç alabilen iman sahipleri atabilmektedir. Bunun ilk ve en güzel örneğini ise, Peygamber (s.a.s.)'in kendisi ve onu izleyen sahâbe nesli ortaya koymuştur.

Hicret, zulüm sistemlerinin her türlü baskısına rağmen inancına şirk karıştırmayan tevhid mensuplarının şanlı eylemidir. Kur'an, insanın bilinç ve ruh dünyasına sunduğu hicret kavramıyla, şirke bağlı değerlerin ve sistemlerin çağlar süren saltanatını yıkmış, onun yerine yeni bir adâlet anlayışı ve kardeşlik idealini getirmiştir. Kur'an, İslâm'ın sunduğu kardeşlik idealini gerçekleştirmek için çalışanları, gerçek mü'min tanımının içine yerleştirir ve onlar için tam bir bağışlanma ve bol bir rızık olduğu müjdesini verir (bkz. 8/Enfâl, 74).[1]


 

[1] Fahrettin Yıldız, Kur'an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, s.  221-223.