Hicret Berâettir - 24. Sayfa
Hicret Berâettir
Kavuşabilmekle terkedebilmek doğru orantılıdır. Kavuşabilenler, terkedebilenlerdir. Terketmeyi göze alamayanlar kavuşmanın hazzına eremeyeceklerdir.
Âdem, cenneti terketmeden irâdeye kavuşamayacaktı. Geçici cenneti terketmişse de, irâde onu ebedî cennete kavuşturdu. Cennet sıla, dünya gurbetti. Ancak o, sılayı gurbette ve gurbetle bir daha yitirmemecesine yeniden kazandı. Özelde Âdem, genelde insan müebbed muhâcerete hüküm giymişti. Üflenen rûhun lâhut âleminden nâsut âlemine hicretinin, canın sudan toprağa hicretinin, spermanın rahme hicretinin, ceninin rahimden dünyaya hicretinin ve insanın dünyadan âhirete hicretinin anlamı buydu.
Nuh, evrensel hicretin muhâciriydi. Tûfan, aynı zamanda bir hicretti; küfrün karanlığından imanın aydınlığına, müşrik toplumun zindanından mü'min toplumun özgür ufuklarına hicret... Şirkten tevhide, küfürden imana, isyandan İslâm'a/teslimiyete hicret.
İbrâhim, çift boyutlu hicretin Kur'anî örneklerinden biriydi. Akleden kalbin, nasıl eserden müessire, soyuttan somuta, fizikten metafiziğe, kabuktan öze, maddeden ruha, inkârdan imana, cehâletten ilme, zandan yakîne hicret edebileceğinin en çarpıcı örneğini sergilemişti. Hz. İbrâhim'in derinliğine gerçekleştirdiği bu hicret, oracıkta ürününü vermiş ve Lût, "Ben de Rabbime hicret ediyorum" demişti (29/Ankebût, 26). Bu hicret, yürekte kalmayıp eyleme dönüşmüş, Allah'a kurbanı Allah'a kurbiyete, atıldığı ateşi de şirkten berâete ve cennete dönüştürmüştü.
Rasûlullah, hicretin iki boyutunu kendi hicretinde birleştirdi. O, hicretin izzet, devlet ve berâet demeye geldiğini isbatladı. O, terketmeden kavuşulamayacağını yaşayarak gösterdi. Mekke-Medine hattı, bir semboldü. Bu sembol, insanın ve insanlığın uzun yürüyüşünde aşkın ve aşkın olanın değerine dikkat çekiyordu. Verilene dikkat çekilerek elde edilenin değeri vurgulanıyordu.
Bu sembolde, Mekke içkini ve burayı, Medine aşkını ve öteyi sembolize ediyordu. Fetih ise öteyi kazanana buranın da açılacağını, hediye edileceğini ifâde ediyordu. Mekke-Medine hattı, sadece Medine'ye kavuşmak değil; Mekke'nin bedelini de ödemek anlamına geliyordu. Dahası, Hıra günlerinde yürekte gerçekleşenin, hayata dönüşmesiydi hicret.
O halde bunun anlamı, içlerinde bir özge hicreti yaşayamayan ve gerçekleştiremeyenler, yer değiştirebilirler ama asla hicret edemezler demekti. Peygamber'in, "Bu dünyada bir garip yolcu gibi ol!" uyarısı, müebbet muhâceretin itirafıydı. Bu anlamda hicret, dünyevîleşmenin önündeki en büyük engeldi. Çünkü, muhâcir misâfirdi.
Özbenliğin, çağın, tarihin, çevrenin modern zindanından tahliye bekleyen modern bireyin berâeti, ancak derûnunda yapacağı derinliğine bir hicretle mümkün olabilecektir.[1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi