Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 24. Sayfa - Hirsizlik

Sosyal Adâlet:

 

Sosyal adâletten maksat, toplumun her ferdine fırsat eşitliği tanımak ve herkesin insana yaraşır şekilde yaşama imkânlarını temin etmektir. Bu, İslâm devletine görev olarak verilmiştir. Ayrıca zekât, nafaka, yardımlaşma, fâizsiz borç verme, vakıf ve hayır kurumları da bu tedbirler arasında anılmaya değer.

İslâm devleti mecbûri ve temel görev olarak toplumun eğitimiyle ve Allah'ın indirdiği hükümleri adâletle ve samimiyetle uygulayarak başta şirk olmak üzere her çeşit haramlara giden yolu tıkamakla görevlidir. İslâm toplumu, içindeki emin ve ehil insanlarca (âlim, aydın, yazar, hatip, eğitimci gibi yetişkin seçkinleriyle) ve güçleri oranında onlara destek verip yardımcı olan halkıyla, evlerde anne ve baba ile İslâm devletinin eğitim ve ıslah çabalarına katkıda bulunur. Yalnız, bu faâliyetlerde dikkat edilmesi gereken durum şudur: Bu eğitim ve ıslah kurallarını insanlar kendi kafalarından tespit etme yanlışlığına düşmeden, âlemlerin Rabbı, yani eğitimcisi, terbiye edip yetiştiricisinin eğitim ve ıslah prensiplerini uygulamak zorundadırlar. İslâmî yönetimde müslüman halk ve devlet birbirini tamamlar. Birinin yaptığını diğeri bozmaz. Yetişen insanlar çifte standartlı olmaz. Câmiyle okul, ibâdetle kanunlar, evle sokak birbirine düşman olmaz, tam tersine uyumlu bir işbirliğine gidilir.   

Böyle bir sistemde yetişen insanlar, Allah'ın rızâsını her hedefin önüne geçirirler, her idealleri bu ölçü içindir. Böyle bir toplum, mal-mülk konusunda, rızık ve kader konusunda, dünya ve imtihan, âhiret ve hesap konusunda Hakk'a Hakk'ın istediği gibi inanmayanlardan çok farklı düşünür ve hayatlarını tanzim ederler. Bilirler ki, onlar için dünya geçim dünyası değildir, maldan, paradan çok önemli şeyler vardır. Meselâ, içinde bulunduğumuz zaman diliminde yaşadığımız ülkede açlıktan ölen kimse duyulmamış, görülmemiştir. Rızkı veren Allah'tır. Allah, hikmeti gereği ve sınav aracı olarak herkese aynı düzeyde mal ve rızık vermemiştir. Üstünlük zenginlikte ya da fakirlikte değil, hakiki imanda ve imanın ihlâsla yaşanması demek olan takvâdadır. Allah korkusu, İlâhî emirler ve Rasûlullah (s.a.s.)'ın Sünneti üzerine binâ edilen ahlâkları onları her çeşit haramdan, özellikle kul hakkından sakındırır, başkasının malına göz dikmenin âhirette mutlaka hesabının çok ağır şekilde verileceğini bilir. Dünyada da haram malın, haram gıdanın zararlarını anlar. Haram yemenin kendi iç bünyesini, psikolojik hayatını, fıtratını tahrip ettiğini bilir, aynı zamanda toplumu ifsâd ettiğini, hırsızlığın toplumda olması gereken kardeşlik, güven, dayanışma gibi nice ilişkilere zarar veren toplumsal mikrop olduğunu değerlendirir.

Mal, esâsen insanların sahip olmak istedikleri, ihtiyaç için elde edebildikleri, biriktirilebilen, taşınabilir veya taşınamaz şeylerdir, varlıklardır. Mallar ve çocuklar dünya hayatının süsü (18/Kehf, 46) olduğu gibi, aynı zamanda birer fitnedir, yani insan için birer deneme alanıdırlar (64/Teğâbûn, 15; 3/Âl-i İmrân, 186). Mala sahip olma ile onu harcama yeri; onun kullanılış gâyesidir. Malların gerçek sahibi Allah'tır. O dilediğine dilediği kadar mal ve rızık verir, dilediğinden dilediği kadar, isterse tümünü istediği anda alıverir. Verdiği malla da, mahrum bıraktığıyla da dilediğini (tabii lâyık olanları, lâyık oldukları şekilde) onurlandırır, dilediğini alçaltır (3/Âl-i İmrân, 26-27). Mallar, Allah’ın insanlara birer emânetidir. O’nun helâl kıldığı yoldan kazanılmalı ve o mal Allah’a varmak gâyesi için kullanılmalıdır. İnsan ölünce Rabbine kavuşacaktır. Öyleyse kendisine emânet olarak verilen malı, âhiret bilinci ve hesap şuuru içinde kullanıp harcamalıdır. Bir başka deyişle, mal insanın hayatını sürdürebilmesi için Yaratıcı tarafından insanın emrine verilen bir faydalanma aracıdır. İnsan bu aracı güzel bir yoldan elde etmeli ve emânetin asıl sahibinin gösterdiği gibi kullanmalı, bu şekilde hem dünya hem âhiret mutluluğuna ulaşmalıdır. Mal, insanın sonsuz hayattaki durumuna kesinlikle etki edecektir.

İslâm toplumunda müslümanca yetişmiş bir müslüman bilir ki, sadece kendisinin değil, "yeryüzünde yürüyen tüm canlıların rızkını Allah vermektedir" (11/Hûd, 6). Bunca varlığın rızkını veren, onlardan hiçbirini unutmayan, ihmal etmeyen, açlıktan öldürmeyen Allah, elbette kendisini unutmaz, rızkını kesmez. Müslüman inanır ki; "Allah, rızıkta insanlardan bazılarına bazılarından fazla verir" (16/Nahl, 71). Bunun nice hikmetleri vardır, rızkın artırılması da eksiltilmesi de birer sınavdır. Zengin eden de, varlıklı kılan da O'dur (53/Necm, 48). "Allah, size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir?" (67/Mülk, 21). Alah birine zarar verirse, onu Allah'tan başka giderecek yoktur, bir hayır verirse, bunu da giderecek kimse yoktur. O, her şeye kaadirdir, O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir, O her şeyi yerli yerinde yapar, her şeyden haberdardır (6/En'âm, 17; 10/Yûnus, 107). “Yoksulluktan korkanlar, bilmelidir ki, Allah dilerse onları kendi lutfundan zengin edecektir” (9/Tevbe, 28). "Allah, kullarından dilediği kimsenin rızkını genişletir ve dilediğinin rızkını da kısar." (29/Ankebût, 82) “Allah, kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde taşkınlık yapar, azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indiriyor. Çünkü O, kullarından haberdardır, her şeyi görendir.” (42/Şûrâ, 27). Dünya malı fitne/sınav olduğu için, imtihan gereği Allah'ın bazılarını faydalandırdığı dünya hayatının ziynetine/süsüne göz dikmemesi istenir (20/Tâhâ, 131). Allah, mü'minleri açlıkla, mallardan ve ürünlerden, meyvelerden azaltarak fakirlikle imtihan eder, mü'minlere yakışan sabretmektir (2/Bakara, 155). "Kişinin günahları çoğaldığı vakit (günahlarına keffâret olarak) Allah Teâlâ onu geçim sıkıntısı ile imtihan eder." Çünkü "günahlardan öyleleri vardır ki, onları ancak geçim sıkıntısı uğrunda çekilen zahmetler mahveder." (Hadis-i Şerif rivâyeti). Bununla birlikte, iman edip günahlardan sakınan takvâ sahiplerini Allah, ummadığı yerlerden rızıklandırır, Allah'a güvenene Allah yeter (65/Talâk, 2-3). "Kim de Allah'ı zikretmekten, namaz ve Kur'an'dan, Allah'ı hatırlayıp ibâdet ve itaatten yüzçevirirse, onun için dar bir geçim, geçim sıkıntısı vardır" (20/Tâhâ, 124). Müslüman, geçim sıkıntısından şikâyet edip nankörlük edeceğine, bardağın dolu tarafını görmeli, haline hamd ve şükür etmelidir. Şükredince Allah'ın kendisine verdiği nimetlerini arttıracağını, nankörlere de azâp edeceğini bilir (14/İbrâhim, 7). 

Bütün bu mal ve rızıkla ilgili inanç ve bilinç, gözünün başkalarının malında olmasına, kul hakkına tecâvüz etmesine, hırsızlık gibi haksız ve bâtıl yollarla başkasının malını yemesine engel olacak, hâkimlere ve yetkili şahıslara rüşvet vermeyecektir (2/Bakara, 188). Müslümanın gönlü imanla dolu olduğu için, karnı tam tok olmasa da gözü toktur.