Hırsızlığın Cezâsı - Hirsizlik - 3. Sayfa
Hırsızlığın Cezâsı
Hırsızlık, başkasının koruma altındaki malını gizlice almak, temyiz gücüne sahip, büluğ çağına gelmiş bir kimsenin, başkasının korunan ve bozulmayan şeylerden olan ve miktarı on dirhem gümüş para veya bunun değeri kadar bir malını gizlice çalmak anlamına gelir.
Hırsızlık; Kitap, Sünnet ve icmâ delilleriyle yasaklanmıştır. Kur'ân'da şöyle buyurulur: "Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz" (5/Mâide, 38). Hz. Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekiler şu sebeple helâk oldular, Onlar, şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman, hırsızı serbest bırakırlar. Güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da, ona cezâ uygularlardı" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VII,131,136). Hırsızlık sâbit olunca, el kesme (had cezâsı) uygulanır. Had cezâsı gerekli olmayan durumlarda ise zararın tazmîni yoluna gidilir.
Had cezâsı uygulandıktan sonra, çalınan mal elde bulunuyorsa, bu malın Mâlikîne iâde edilmesi gerektiğinde İslâm hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Ancak çalınan mal telef olmuşsa, tazmîni (ödemesi) gerekip gerekmediği ihtilâflıdır.
Hanefîlere göre, çalınan mal helâk olmuşsa, had cezâsı uygulandığı takdirde ayrıca malın tazmîni gerekmez. Yani had'le tazmîn bir kişide toplanmaz. Eğer, malın sahibi, mahkemeye başvurmazdan önce çalınan malın tazmînini talep etmişse, hırsıza el kesme cezâsı uygulanamaz. Eğer haddin uygulanmasını hâkimden istemişse, artık hırsızın, helâk olan malı tazmîni gerekmez. Çünkü yukarıdaki âyetçe yalnız had cezâsından söz edilmiş, ayrıca tazmînata yer verilmemiştir. Diğer yandan Nebî (s.a.s.); "Hırsıza had cezâsı uygulandığı zaman, artık malı tazmîn etmesi istenemez" (Zeylaî, Nasbu'r-Râye, Mısır,1938, III, 375) buyurur. Mâlikîlere göre, hırsız zenginse hem had, hem de telef olan malın tazmîn cezâsı birlikte uygulanır. Yoksulsa yalnız had uygulanır. Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise, hırsız zengin olsun, yoksul bulunsun had ve tazmîn cezâsı birlikte uygulanır. Çalınan mal misli ise, misliyle kıyemî ise kıymetiyle tazmîn ettirilir. Çünkü had cezâsı Allah hakkı, tazmîn cezâsı ise kul hakkı niteliğindedir. Diyet ve keffârette olduğu gibi, bunlardan birisi diğerine engel teşkil etmez (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Mısır; ts., II, 408 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 270; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 284; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, VI, 95, 96).
Hırsızlığın tekrarı hâlinde, İslâm hukukçuları, ilk hırsızlıkta hırsızın sağ elinin, ikincisinde ise sol ayağının kesileceği konusunda görüş birliği içindedir. Hanefî ve Hanbelîlere göre, üçüncü ve daha sonraki hırsızlıklarda, çalınan malın tazmîni, ta'zir (Devletin koyacağı cezâ) ve pişmanlık gösterinceye kadar hapis cezâsı gibi cezâlar uygulanır. Hz. Ali'nin uygulaması böyle olduğu gibi, Hz. Ömer'den de benzer uygulama nakledilmiştir. Ashâb-ı kiramın gözü önünde yapılan bu uygulamalara, karşı çıkan olmadığı için, konu hakkında icmâ (ittifak) meydana geldiği söylenmiştir (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', 2. baskı, Beyrut 1394/1974, VII, 86; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr,1. baskı, Bulak 1316/1898, IV, 248; İbn Kudâme a.g.e., VIII, 264). Mâlikî ve Şâfiîler, üçüncü ve dördüncü hırsızlık suçunda sol elin ve sağ ayağın kesileceği görüşünü benimsemişlerse de, bu konuda dayandıkları Ebû Hüreyre'den rivâyet edilen hadisin zayıf olduğu belirlenmiştir (İbn Rüşd, a.g.e., 409 vd.; Zeylaî, a.g.e., III, 368).
Hırsızlık cezâsının uygulanabilmesi için, hırsızda veya çalınan malda birtakım şartların bulunması gerekir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi