Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İntihâl (Arapça "nahl" Kelimesinden Türemiştir - İslami Bilgiler - Hirsizlik - 56. Sayfa

İntihâl

 

(Arapça "nahl" kelimesinden türemiştir.) Bir sanat eserinden, eserin ve yazarın adını belirtmeksizin birtakım parçalar alma, kendininmiş gibi sunma ya da eserin bütününü kendine mal etme işine intihâl (çalıntı ya da aşırma) adı verilmektedir. Edebiyatta görülen intihâl, iki sebebe bağlanabilir: Birincisi, sanatçı her zaman birtakım yeniliklerin peşinden koşar, çünkü kendini tekrarlamaktan korkar; yeni bir öz ve buna uygun yeni bir biçim arar; bu yolda birtakım denemelere girişir, başaramayınca da silinip gitmeyi göze alamayacağı için başka sanatçıların eserlerinden intihâle başlar. İkinci sebep de şudur: Sanatçı yabancı edebiyatlarda gördüğü ilginç bir şeyi kendi edebiyatına aktarmak ister, beceremeyince de kaynak belirtmeksizin alır, kullanır. İntihâl ile etkilenme, edebiyatta iki ayrı olgudur. İntihâl, düpedüz bir hırsızlık örneğidir ve yapanı için de bağışlanmaz bir suç oluşturur. Bir eserdeki intihâl bölümleri ciddî bir araştırmayla kolaylıkla tesbit edilebilir. Etkilenme ise, her sanat dalında tabiî karşılanır ve sanatçının "yolunu bulması"nda önemli bir aşama olarak kabul edilir. Türk edebiyatının her döneminde intihâl örneklerine rastlanmaktadır. Edebiyat üzerine yazılmış eski kitaplarda intihâl için "şâir geçinenlerin tutuldukları bir hastalık" denilmektedir. İntihâl şiirle ilgiliyse "sirkat-i şi'r" (şiir hırsızlığı), bu işiyapanlara da "düzd-i sühan" (söz hırsızı) adı verilmektedir. İntihâlin birçok çeşidi, edebiyatta ayrı adlarla belirtilir (Tür Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Y. İst. 1981, c. 4, s. 399). Olduğu gibi (ç)almaya intihâl, anlamı çalmaya (aynı mânâyı kendi kelimeleriyle kullanmaya)  "ilmâm", değiştirerek çalmaya "igâre" ya da "mesh" derler.

Sünbülzâde Vehbî, meşhur "Sühan" kasîdesinde intihâl yapanlar için: "Sirkat-i şi'r edene kat'-ı zebân lâzımdır / Böyledir şer'-i belâğatde fetâvâ-yı sühan" hükmünü verir. (Yani, şiir çalanın dilini kesmek gerekir. Belâğatta (söz sanatında) sözlerin fetvâları bu şekildedir.)   Sünbülzâde için de Ziyâ Paşa: "Divânında o müfti-i fen / Düzd-i sühanın dilin keserken / Manzûmesi Mirzâ Nasîr'in / Divânında durur o pîrin" ta'rîzinde bulunur. İran şâirlerinden meşhur Enverî: "Kes dânem ez-ekâbir-i gerden-keşân-i nazm / K'ûrâ sarîh hûn-i dûdivân be-gerdenest" Yani: "Şâirlerin azametli büyüklerinden birini bilirim ki boynunda iki divânın kanı vardır" demiştir. Divanlarının ruhlarını çalmak sûretiyle onların kanını akıtmış, canını çıkarmıştır demektir.

Şâir geçinenlerin bu aşırma cür'etlerinin intihâl, yani şir hırsızlığı olduğu konusunda  ihtilâf yoksa da, tercüme veya meâlen nakli sûretiyle görüş benimsemenin intihâl sayılıp sayılmayacağı ihtilâflıdır. Molla Câmî, Bahâristan'ında Sâveli Selman'dan bahsederken onun eski üstadlardan, özellikle Kemâl-i İsfehânî'den mânâ naklettiğini söyledikten sonra, "o naklin lafzı ve üslûbu güzel olduğu için Selman ayıplanmaz" diyerek şiirde mânâ çalmayla ilgili olarak şöyle benzetme yapar: "İyi bir fikir, endâmı latîf bir güzele benzer. Ona ne çeşit elbise giydirilse yaraşır. Fakat sonraki elbise, eskisinden yakışıklı olmazsa o güzeli utandırır. Asıl hüner, onun sırtındaki eski yün hırkayı çıkarıp yeni ve ipekli kumaş giydirebilmektir." Bazıları fikri bir güzele, lisanı veya üslûbu da üstündeki elbiseye benzetmişler, dil ve üslûbu değiştirmenin elbise değiştirmek gibi olacağını söylemişler, yani "böyle yapan, intihâl etmiş sayılmaz" demek istemişlerdir.  Tercüme edilen eserin mütercem olduğunu açıklamamak, intihâlden başka bir şey olmayacaktır (Tâhirü'l Mevlevî, Edebiyat Lügatı, Enderun Kitabevi Y. İst. 1973, s. 67-70). Bu son cümleden yola çıkarak İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdar'ın Batıda yazılmış kendi alanıyla ilgili bir kitabı aynen tercüme edip kendi kitabıymış gibi kendi ismiyle yayınlaması ve benzeri birçok olayı eskilerin bu tür olaylar için kullandığı "cinâyet" tâbiriyle ifâde edebiliriz.