Peygamberleri Maddeten ve Mânen Öldürmek - Kan Dokmek - 10. Sayfa
Peygamberleri Maddeten ve Mânen Öldürmek
Müşriklerin Peygamberlere Karşı Tavırları:
Allah, yeryüzündeki herhangi bir toplumu imtihan edeceği zaman, rahmeti icabı hemen azab etmez; önce onlara içlerinden bir peygamber tâyin eder. “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr (hatırlatma) gelmesine şaştınız mı?” (7/A’râf, 69) Allah’ın o kavim içerisinden, onlarca çok iyi bilinen birini peygamber seçmesi, müşriklerin peygamber hakkındaki kimlik itirazlarını önler. Âyetlerde peygamberlerin kim olduğu, nereden geldikleri hakkında müşriklerce ileri sürülen itirazlara rastlanmaz. Eğer bu elçi dışarıdan gelen biri olsaydı, müşriklerin itirazlarının daha da çeşitleneceği görülürdü.
Her şeyden önce dışarıdan gelen bu peygamberin, kendini topluma tanıtması, onların güvenini kazanması gerekirdi. Ancak daha sonra vahyi anlatabilirdi. “Ben sizin için emîn/güvenilir bir nasihatçiyim.” (7/A’râf, 68) “Ey Sâlih, sen bundan önce, bizim aramızda ümit beslenen bir kişi idin.” (11/Hûd, 62) Ayetlerde işaret edildiği gibi peygamberler, bulundukları toplum içerisinde kendilerini kabul ettirmiş emin kişilerdi. Fakat Allah’ın onları peygamber seçip vahyini indirmeye başlamasıyla birlikte, bu emin kişilerin toplumdan tecrit edilerek dışlandıklarını ve ağır hakaretlere mâruz kaldıklarını görmekteyiz. “Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz.” (26/Şuarâ, 185) “Hayır, o yalancı şımarığın biridir” (54/Kamer, 25) “Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz.” (6/En’âm, 66)
Sapık toplumların, işlerine gelmediği anda tertemiz peygamberleri karalamaya çalışmaları vahye karşı aldıkları şiddetli tavırlardandır. Müşrikler, bu iftiralarına toplumu inandırabilmek için vahiyden önce, doğru sözlü ve güvenilir olan peygamberlerin, kâhin, sihirbaz ve şâirler gibi cinlere karışıp mecnunlaştığını ileri sürmüşlerdir. “Kâfirler: ‘Bu apaçık büyücüdür’ dediler.” (10/Yûnus, 2) “Cinlenmiş bir şâir...” (37/Saffât, 36) Bu saldırılarla müşrikler, peygamberin toplumdaki insanlarla muhatap olup onları vahyî doğrultuda değiştirmesini önlemek istemişlerdi. Böylece zâlim beşerî sistemlerinin oluşturduğu sosyal düzenleri muhafaza edip statükolarını koruyabileceklerdi. Müşriklerin bu benzetmelerine Allah şiddetle karşı koyar. “Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnun.” (52/Tûr, 29) “Biz ona şiir öğretmedik, ona yakışmaz da.” (36/Yâsin, 69)
Müşrikler, toplumu vahiyden uzak tutabilmek için değişik metotlar da denemişlerdir. Misal olarak, gelen vahiyle birlikte toplumun, atalarının sapıklıkla itham edildiği ve kendilerinin sadece atalarının yolundan gittiğini gündeme getirerek peygamberlere karşı toplumda tepki oluşturmuşlardır. “Biz ilk atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.” (23/Mü’minûn, 24) “Şimdi atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi men mi ediyorsun?” (11/Hûd, 62) “Bu, sizi babalarınızın taptığından çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir.” (34/Sebe’, 43)
Allah, müşriklere, körü körüne itaatin doğru bir yol olmayacağını, doğru yolun kendi akıllarına hitab eden vahye itaat ile bulunabileceğini bildirir. Neticede herkes kendi yaptıklarından sorumlu olacaktır. O halde boş bir yol olan atacılık/ırkçılık, vahye karşı geçerli bir savunma olmaz.
Peygamberler, elçilikle görevlendirildikleri andan itibaren, aldıkları vahyi topluma iletmeye başlarlar. Karşılarında vahyi iletmeleri gereken bütün bir toplum vardır. Çünkü içinde yaşadıkları toplumda yanlış bir din inancı vardır ve bu inanca vahy gelene kadar herkes itibar etmektedir. Ne zaman ki peygamber, elçilikle müşerref olur, o zaman karşısında tüm toplumu bulur. Vahyi onlara ilettiğinde bu insanlardan bazıları iman edecek ve peygamberlerin yanında bulunacaklardı. Ancak bu olana kadar peygamber, inancında yalnız, karşısında da tüm toplum bulunmaktadır. Vahyin gelişiyle beraber peygamber topluma tevhid inancını anlatmaya ve yaymaya başlar. Toplumdaki bazı insanlar, hemen onun yanında yer alır ve onun inancını paylaşmaya başlar. Ancak bunlar çok cüz’î bir azınlıktır. İnkâr edenler ise çok büyük bir çoğunluktur. Toplum artık peygambere inananlar ve karşı çıkanlar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu olguyu Allah şöyle belirtiyor: “Semud kavmine, kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre oluverdiler.” (27/Neml, 45)
Artık iki kutba ayrılan bu toplumda vahyî görüşü temsil eden peygamber ve ona itibar eden bir avuç taraftarı ile onun getirdiği vahyi reddeden büyük bir çoğunluk vardır. Müşriklerin bulunduğu inkârcı grubun içerisinde onları yönetip yönlendiren egemen bir grubun bulunduğunu görmekteyiz. Bu etkin grup, inkârcılar içerisinde çok küçük bir azınlık olarak ortaya çıkmaktadır. “O şehirde dokuz kişi vardı ki bunlar, yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına yanaşmıyorlardı.” (27/Neml, 48) Sâlih (a.s.)’in kavminin inkârcıları içerisinde bu egemen gruba dahil insanların sayısını bildiren bu sayı, ilgi çekicidir. Kavmin nüfusunu bilmiyoruz. Ancak, binleri, on binleri bulacağını tahmin edebileceğimiz bir toplumda müşriklerin başını çeken ve onları peygamberlere karşı inkâra azmettiren çok az sayıya sahip bir gruptur. Bu olgu, bütün peygamberlerin kıssalarında aynı gözükmektedir.
Sosyolojik olarak bu olgu, genel geçer bir kuraldır. Toplumlar, her zaman küçük bir azınlık tarafından yönetilmiş ve yönlendirilmişlerdir. Toplum yöneticileri, malî bakımdan önde giden zenginler, güç olarak sivrilmiş askerler ve bunların dediklerini yapan idareci takımdan oluşur. Bu zümre öylesine birbirine kaynaşmıştır ki, hem zenginlik, hem askerî kuvvet bir kişide olabileceği gibi, bütün bu toplumu yönetme erki veren maddeler, ayrı ayrı şahıslarda da bulunabilmektedir. Dolayısıyla siyasî, askerî ve maddî gücü elinde bulunduran bu zümre, toplumun peygambere karşı tutumlarını belirleme çabası içindedir. Kur’ân-ı Kerim’de bu grup, “mele”, “mütref”, “müstekbir” olarak isimlendirilmektedir. “Kavminden müstekbirlik yapan (büyüklük taslayan) mele’ (ileri gelenler), içlerinden zayıf görülen iman edenlere; ‘Siz, dediler, Sâlih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?’ Onlar da ‘doğrusu biz, onunla gönderilene iman edenleriz!’ dediler.” (7/A’râf, 75 ve konuyla ilgili âyetlere örnekler için bkz. 11/Hûd, 27; 34/Sebe’, 34; 17/İsrâ, 16; 14/İbrahim, 21). Âyetlerde görülebileceği gibi müşrikleri yöneten ve onları peygamberlere karşı inkâra azmettirenler, azınlık küçük bir gruptur. Peygamberlere yapılan tüm iftira ve saldırı kampanyalarını bu azınlık grup tezgâhlar ve böylece halkın vahye yönelmesini önlemeye çalışırlardı. Çoğunluk olan halk ise, bunların ürettiği sloganlar çerçevesini aşamayan, rızıklarını kazanmak derdine düşmüş, fikrî gayret göstermeyen bir kitledir. (5)
İslami Okul Okulların En Önemlisi