Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa - Kital Savas

Barış ve Savaş

 

Barış; İslâm’ın Temel Hedefi ve İnsanlararası İlişkilerin Temeli:

 

Barış, müslümanlarla diğer milletler arasındaki ilişkilerin temelidir. Müslümanlar ancak bir saldırıyla karşılaşırlarsa, o zaman savaş kaçınılmaz olur. Bilindiği gibi, İslâm’da savaşın sebebi, saldırıyı önlemektir. Yoksa, özel bir inancı empoze edip dayatmak değildir. Saldırı durumlarında kötülüğü ya misliyle ezmek veya erdemi savunmak gerekir. Bu prensip, Kur’an âyetleri esas alınarak hükme bağlanmış ve Peygamber devrinde cereyan etmiş olan tarihî olaylarla da desteklenmiştir. Kur’an’da şöyle buyurulur:

“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin (barışçı olun). Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.” (2/Bakara, 208),

“Eğer onlar (düşmanlar) barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir." (8/Enfâl, 60-61),

"Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'sen mü'min değilsin' demeyin.” (4/Nisâ, 94-96),

“... Sulh (dâima) hayırlıdır...” (4/Nisâ, 128)

Bütün bu âyetler tanıklık etmektedir ki, bir saldırı ortaya çıkıncaya kadar barış, insanî ilişkilerin esasını oluşturur. İlk âyete göre, hakka inananlar, her şekliyle barıştan yararlanmaya dâvet edilmişlerdir. Eğer ilişkilerin temeli düşmanlık ve savaş olsaydı, onlar hiçbir zaman barışa çağrılmazlardı. İkinci âyet, yine barışa çağırmaktadır. Düşmanlar bu barış çağrısına olumlu şekilde cevap verebilirler. Eğer savaşın sebebi inançsızlık olsaydı, İslâm’a girmedikçe kâfirlerle barış yapılamayacaktı. Fakat âyet sadece barışa çağırmaktadır. Düşmanların bu çağrıya sempati duymaları yeterlidir. Kendilerinden mutlak sûrette imana yönelmeleri istenmemektedir. Üçüncü âyet ise, müslümanlara teslim olan düşmanlarla savaşmayı yasaklamaktadır. Son âyette de, hem günlük beşerî hayatta, hem de genel olarak insanlar arası ilişkilerde sulhun/barışın daha hayırlı olduğu net bir şekilde ifâde edilmektedir.

İslâm’ın temel hedefi barıştır. Çünkü Yüce Allah insanlığın huzurunu istemektedir. Bunun sağlanması, İslâm’ın bütün insanlara tanıdığı temel hakların verilmesiyle mümkündür. Zira bu haklar, bütün insanlara yaratılışta Allah tarafından verilmektedir. Allah Teâlâ, İlâhî temele dayalı tahrif edilmemiş bütün dinlerde (ki bütün ilâhî dinlerin aslı ve temel adı İslâm’dır) bu hakları insanlara eşit olarak vermiş, üstünlüğü de iman ve takvâya bağlamıştır (49/Hucurât, 13). İslâm dışındaki tüm dinler, haktan uzak olduğu veya tahrif edilip hakla bâtıl karıştırıldığı için, günümüzde bu temel hakları gereği gibi insana veren sadece İslâm’dır. Başka dinler, ideolojiler  ve dünya görüşleri, dün olduğu gibi bugün de insanı doğru bir şekilde tanımadıkları için insan hakları konusunda da aşırılıklardan, istismar ve zulümlerden, oyalama ve kandırmacalardan kurtulamamışlardır. İslâm’a göre, bütün insanlığın temeli birdir (4/Nisâ, 1). Allah’ın bildirdiği esasları tümüyle kapsamayan Ehl-i Kitab’ın içinde bulunduğu muharref dinin, istenilen huzuru ve dostluğu sağlaması da mümkün görülemez. Çünkü İlâhîlik vasfını kaybeden inançlar, insanlığın fıtratına uymamaktadır.

Kur’an’ın hedefi sulh ve barıştır. “...Sulh daha hayırlıdır.” (4/Nisâ, 128). Düşmanlık ve kötülük, aslında ve temel olarak Allah’ın istemediği, şeytanın arzu ve isteklerinden ibarettir. Dolayısıyla insanlar arasında fesadın, fitnenin, kötülüğün olması, insanların Allah’ın emirlerinin dışına çıkmalarından kaynaklanır. “Ey iman edenler! Hep birden silm’e/barışa girin. Şeytana ayak uydurmayın. O sizin apaçık düşmanınızdır.” (2/Bakara, 208). Âyette geçen “silm” kelimesi, hem İslâm, hem de barış anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber’in yaptığı savaşları incelediğimizde, savaşların hakkın önüne konulan engellerin kaldırılması amacını güttüğünü, saldırılara karşı müdâfaa özelliği taşıdığını, savaşa mecbur kalındığı için böyle bir yola başvurulduğunu görürüz. Bu savaşların birtakım haklı gerekçeleri vardır. Geçerli meşrû sebep olmadan savaşa izin verilmez. Bu sebepler şunlardır: