Hadis-İ Şeriflerde Murâbıtların Fazileti - İslami Bilgiler - Kital Savas - 30. Sayfa
Hadis-i Şeriflerde Murâbıtların Fazileti:
Ribat yapmanın faziletini Peygamberimiz bildirmektedir. Câbir b. Abdullah (r.a.) diyor ki: Peygamberimiz (s.a.s.) bize şöyle dedi: “Size, yaptığınız zaman hatalarınızı giderecek, günahlarınızı örtecek bir şeyi (ameli) haber vereyim mi?” “Evet” dedik. Buyurdu ki: “Zorluğuna rağmen abdestinizi imkân ölçüsünde alınız, mescidlere doğru adımlarınızı artırınız, bir namazdan sonra da diğer namazı bekleyiniz. İşte böyle yapmak sizin için ribat’tır.” Bunu üç defa söyledi.” (Müslim, Tahâre 40, hadis no: 250).
“Bir gündüz ve gece ribat yapmak (Allah yolunda nöbet beklemek) bir aylık nâafile oruç ve namazdan daha hayırlıdır. Ölse bile bu işlediği amelin sevabı kesilmez. Bununla rızıklanır, kabir azâbından da emin olur.” (Buhârî, Cihad 73; Müslim, İmâre 163, hadis no: 1913; Nesâî, Cihad 39).
“Kim Allah (c.c.) yolunda bir murâbıt olarak ölürse, kendisine, işlemekte olduğu sâlih amelinin sevâbı (sanki ölmemiş gibi verilmeye) devam edilir. Rızkı da sürekli olarak verilir. Kabirdeki hesaba çekicilerden emin olur. Allah (c.c.) onu kıyâmet günü en büyük korkudan (Cehennem’den) güvene kavuşturur.” (İbn Mâce, Cihad 7, hadis no: 2767).
“Allah (c.c.) yolunda bir gün murâbıt olmak (nöbet beklemek) dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Cihad 73).
“Allah yolunda düşmana karşı nöbet tutan kimselerin dışında bütün ölülerin amel defterleri kapanır. Murâbıtların ise, iyi amelleri kıyâmet gününe kadar yazılmaya devam eder ve bu kimseler kabir azabı konusunda emindirler.” (Ebû Dâvud, Cihad 15; Tirmizî, Fezâilu’l-Cihad 2).
“İki göz vardır ki, onlara ateş değmez: Allah korkusundan ağlayan göz ile Allah yolunda nöbet bekleyen göz.” (Tirmizî, Fezâilu’l-Cihad 12)
Âl-i İmrân sûresi 200. âyette; gerektiği zaman düşmana karşı saf bağlamak, müslümanların sınırlarında onları korumak üzere nöbet beklemek, İslâm düşmanlarına karşı devamlı hazırlıklı olmak, bir namazdan sonra diğerini beklemek ve Allah yolunda gerektiği gibi sabırlı olmak tavsiye edilmiş olmalıdır (Muh. İbn Kesir, 1/351).
Görüldüğü gibi ribat veya râbıta cihadla, sabırla, ibâdetlere bağlanmakla ilgili kavramlardır. Tasavvufçuların anladığı gibi bir anlam taşımamaktadırlar. Ne peygamberimiz, ne sahâbeler, ne de sonradan gelen büyük âlimler böylesine bir râbıtaya başvurmadılar. Bu, sonradan uydurulmuş bir şeydir.
Bu âyet aynı zamanda mü’minlere, birbirlerine bağlanmalarını, birbirlerine destek olmalarını, toplu bir şekilde Islâm ümmeti bağını güçlendirmelerini de emrediyor. Nitekim Kur’an’ın birçok âyetinde mü’minlerin birlik olmaları emrediliyor, onların kardeş oldukları vurgulanıyor. Müslümanların cemaat olmalarının, Kur’an’a topyekûn sarılmalarının din ve dünya açısından sayısız faydaları vardır. İslâm, kişiyi Allah’a bağlayan ve kurtuluşa götüren bir dindir. Herkes kendi sorumluluğunu kendisi taşır. Ancak İslâm, iyi bir müslüman cemaat arasında, onlarla beraber yaşanabilir.
Şeytan ve onun yardımcıları müslümanları zayıflatmaktan ve İslâm’ın varlığını ortadan kaldırmaktan hiçbir zaman geri kalmadılar ve kalmayacaklar. Müslümanlar cemaat halinde kuvvetli olurlar ve düşmanlarının zararını rahatlıkla savarlar. Rabbimiz, mü’minlerin her konuda, özellikle Allah’ın dinini koruma hususunda birbirlerine kuvvetli bağlarla bağlanmalarını, birbirlerine ‘rabt’ olmalarını istiyor. Bu bağ; sabır, tahammül, birbirlerinin ayıbını ve eksiğini örterek, birbirlerinin farklı görüşlerini hoş görerek, birbirlerinin zayıf taraflarını kapatarak olacaktır. Tarihî olaylar ve bugün içerisinde yaşadığımız gerçekler, İslâm ümmetinin çektiği acılar karşısında bu “râbitû -birbirinize bağlanın, kenetlenin, irtibatlı olun!” emri ne kadar yerindedir. Mü’minler inandıkları Kitabın hükümlerini yerine getirirlerse düzlüğe çıkacaklardır.
Ribat kavramı Kur’an’da ‘savaş için bağlanıp beslenen atlar ve düşmana karşı nöbet bekleme’ anlamında kullanıldığını tekrar hatırlayalım. Hadis-i şeriflerde de Allah yolunda savaşmak için atların hazır tutulması anlamında kullanılmakla beraber (İbn Mâce, Cihad 14, Edeb 10; Ahmed bin Hanbel, I/12, 395, VI/458), daha çok nöbet tutmayı ifâde etmektedir. Ancak zaman içerisinde ‘ribat’ daha geniş bir mânâ kazanmıştır. İslâm hukukçuları ribâtı; “müslümanları saldırgan düşmana karşı korumak için sınırlarda beklemek” diye tanımlamışlardır. Bu da süvarilerin (ata binenlerin) atlarını bağlamalarından (ribâtü’l hayl) gelen bir anlamdır. Ribat, başlangıçta yalnızca nöbet beklemeyi ifâde ederken, zamanla sınır boylarında nöbet hakkında kullanılmış ve mücâhidlerin barınmaları ve düşmanı gözetlemek için yapılan yerlere ad olmuştur. Bu ribatlar ayrıca mücâhidlerin yetişme ve nefis eğitim yerleri, müslümanların tehlike anında sığınma mekânları da olmuşlardır. Bir kısmı da zamanla kervansaray gibi kullanılmışlardır.
Mü’minler, Kur’an’ın emrine uyarak imanlarını ve İslâmî hayatlarını sabrederek, sabırda yarışarak korumalıdırlar. Bunun için kalplerinin, ailelerinin ve İslâm vatanının kapılarında gereği gibi ve bir nöbetçi gibi beklemeliler. Gönülleri de imanlarıyla ve Kur’an’la irtibatlı olmalıdır.[1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi