Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 35. Sayfa - Kital Savas

b- Savaş Alanında:

 

İslâmî savaş, düşmanların bile kalplerini birleştirmek ve mümkün olduğu kadar onları korumak istek ve idealini taşıyan bir "merhamet savaşı"dır. Savaş, ancak savaş alanında çarpışmakta olanlara ve bir de savaşa katılmadıkları halde, dışarıdan savaşı organize eden ve halkı bu konuda kışkırtanlara karşı yapılır. İslâm'da savaşın tek amacı, saldırıyı önlemek ve düşmanların gururunu kırmaktır. Bu savaş, daima zulmü ve haksızlığı yok etmek için yapılır ve asla intikam amacı gütmez. Savaşın amacı, toplumlara zarar vermek değil; aksine, onları, iktidarda bulunan diktatörlerin kendilerine zulüm ve haksızlık yapmasına engel olmaktır. Bu yüzden:

1- Din adamlarını öldürmek yasaktır.

2- Çocukları, ihtiyarları ve kadınları öldürmek yasaktır.

3- İşçilerin, çiftçilerin ve esnafın öldürülmesi yasaktır.

4- Yıkım (ağaçların kesilmesi, yakılması, binaların tahrip edilmesi vs.)

5- Savaşanlara, yaralılara, ölülere, esirlere işkence yapılamaz, organlarına zarar verilemez, aç ve susuz bırakılamaz. Düşman, nâmusa saldırmak gibi âdî bir yola başvursa bile müslüman askerler hiçbir zaman intikam hissiyle de olsa böyle davranışlarda bulunamazlar.     

İnsanlığa saygı: "Andolsun ki Biz, Âdemoğullarını üstün bir izzet ve şerefe mazhar kılmışızdır. Onlara karada, denizde taşıyacak (vâsıtalar) verdik, onlara güzel güzel rızıklar verdik; onları yarattığımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık." (17/İsrâ, 70).

Kan dökmenin ve insan öldürmenin helâl kılındığı savaşlarda bile, insanoğlunun şerefli yaratık özelliğinin devam ettiğini söylemek, ilk bakışta paradok/aykırı bir düşünce biçiminde görülebilir. Faka bu savaşların, Peygamber (s.a.s.) tarafından, sadece saldırıyı önlemek, mutlak bir şekilde ve daima fazilete bağlı kalarak amacından kıl payı bile sapmaksızın düşmanla karşılıklı olarak vuruşmak için yapılmış bulunduğu isbat edildiği zaman bu aykırı düşünce kendiliğinden kaybolur. Zaten Yüce Peygamberimiz, insanî değerlere saygı konusunda her zaman çok büyük bir titizlik göstermiştir. Savaşta ölenlerin cesetlerini paralamayı yasaklamış, düşman ölülerinin tanınmayacak bir şekle sokulmasını ve kafalarının kesilerek kral sayalarında bir zafer sembolü olarak saklaması şeklindeki barbarlığı tamamen haram kılmıştır. Hz. Peygamber’in ashâbı, onun buyruklarına uyarak düşman cesetlerine hiç el sürmemiştir. Düşmanlar, kendi vahişiyâne alışkanlıkları yüzünden, böyle bir şey yapmaya kalkışmış olsalar bile, onlar bu konuda onlara uymaya asla yönelmemişlerdir. Çünkü faziletli insanlar, kötülükleri örnek edinirse, fazilete ihanet etmiş olurlar.

Peygamber Efendimiz, düşmanları aç veya susuz bırakarak ölüme terketmeyi kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü böyle bir tutum, insan onuruna hiçbir şekilde yakışmaz. Düşmanlar bu tür davranışa girişmiş olsalar bile, mü’minler onların izinden gitmemelidir. Bu iğrenç davranışlar, hiçbir zaman taklit edilemez. Yine Peygamberimiz, yaralılara eziyet edilmesini kesin bir şekilde yasaklamıştır. “Öldürürken bile bunu güzel bir şekilde yapın!” İnsan şerefine ve erdeme saygıdan dolayı Rasûlullah savaşa girmiş olanların mallarını yağma etmeyi yasak etmiştir. Asillik ve yiğitlik, barış zamanında olduğu kadar, savaşta da savaşçının ayırıcı niteliğidir. Yağma ve soygun, genel olarak insan onuruna yaraşmayan şeylerdir. Özel olarak da savaşta yağmacılığı dinimiz uygun görmez. Rasûl-i Ekrem şöyle buyurur: “Yağma yapan veya zorla başkasının malını alan yahut da yağmaya özendiren Bizden değildir.” Savaşın iyiden iyiye kızışıp artık her şeye öfkenin egemen olduğ uanlarda bile Rasûlullah, askerlerine, doğrudan doğruya düşmanların suratlarına darbe indirilmesini, böylece yüzlerinin bozulmasını yasaklamıştı. Çünkü bu tutum, hiçbir zaman psikolojik büyüklüğün işareti değil; aksine, insan onuruna leke sürmektir. Çünkü yüz, insanî güzelliklerin toplanmış olduğu yerdir. Ayrıca Peygamberimiz, düşman cesetlerinin hayvanlara yem olarak verilmesini de kesinlikle yasaklamıştır. Kurtlara ve yırtıcı kuşlara yem olmamaları için tedbir almıştır.

Sadece insanî değerlere saygıdan dolayı, Yüce Peygamber, yaralıya işkencede bulunulmasını yasaklıyordu. Yaralı bir insanı, çok zor duruma düşmüş olsa bile, öldürmek yine normal kabul edilmeşitir. O, bir esir olması sıfatıyla, daima korunmalıdır. Böyle bir yaralı, ya bir miktar fidye alınarak veya doğrudan doğruya karşılıksız serbest bırakılacak, kendisine hürriye verilecektir. İnsanın şeref ve onuruna saygı prensibi bunu gerektirir. Zaten vuruşmanın tek amacı, yeni bir saldırıya girişilmemesi için düşmanın gücünü kırmak; kuvvetini yıpratıp onu moral olarak böyle bir işe gireşemeyecek duruma sokmaktır. İnsanlığa saygı, tutsaklara karşı takınılan tavırda kendisini açıkça göstermiş olur.