Düşman Uyruğu Altında Bulunanlar ve Bunların Malları - Kital Savas - 38. Sayfa
Düşman Uyruğu Altında Bulunanlar ve Bunların Malları:
“Eğer (kendilene saldırılması emrolunan) müşriklerden biri senden emân (aman) dilerse ona emân ver. Tâ ki Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güven içinde bulanacağı yere kadar (selâmetle) ulaştır.” (9/Tevbe, 6).
Savaşın tek sebebinin saldırıyı önlemek olduğunu ve savaşın savaş alanı dışına taşmaması gerektiğini, bu prensibin islâm’ın savaş prensiplerinin başında geldiğini ısrarla vurguladık. İslâm savaşları, hiçbir zaman, halklara karşı değildir. Onları ezenlere; silâhlı kuvvetleri hakkı ortadan kaldırmak ve uyruğu altında bulunanları ezmek için bir araç olarak kullananlara karşı yapılmıştır. Bunun sonucu olarak da müslümanlarla bu diktatör yöneticilerin vatandaşları arasında kurulmuş bulunan ilişkiler, kendileriyle temas imkânı olduğu takdirde, hiçbir kesintiye uğramamış ve devam etmiştir.
İslâm, ülkeler arasındaki gerçek ticarî ilişkilerin, savaş yüzünden kesilmemesi gerektiğini savunur. İslâm ülkelerine gelen tüccarların güvenliğini mutlak bir garanti altına alır. Hatta onlar, düşman bir memleketin uyruğunda iseler veya müslümanlarla savaş halinde bulunan bir ülke halkından olsalar bile İslâm, tüccarların güvenliğini teminat altında bulundurur. Ticarî işlemlerini serbestçe ve korkusuzca yürütmelerine izin verir. Ticaret malları, bugünün deyimiyle sigorta edilmiştir. Kendilerine verilmiş bulunan güvenceden ve bağlı bulundukları antlaşmalardan yararlandıkları sürece, kimse onların mallarına, hiçbir şekilde el süremez. Önceden belirlenmiş ve bildirilmiş olan şartlara bağlı kalmaları, kendilerinin ve mallarının korunması için en büyük teminattır.
Savaşın patlak vermiş olması, müslümanlar ile düşman memleketler arasındaki ticcarete hiçbir zaman engel olmaz. İslâm ülkelerinden toplanan ticaret mallarını düşman ülkelerine satmak isteyen tüccarlara izin verilir. Fakat burada karşımıza bazı önemli konular çıkmaktadır. Meselâ prensip olarak, tüccarlar, müslümanların zararına düşmanları kuvvetlendirecek olan ticaret mallarını dış ülkelere satmaya yetkili değildir. Hanefiî ekolüne bağlı hukukçular, kılıç, ok, köle, savaş araç ve gereçleri, savaşta kullanılan mallar, silâh yapımına yarayan ve her türlü silâh yapımında ham madde olarak kullanılan demir gibi askerî ihtiyaç maddelerinden başka, her şeyin düşman memleketlerine ihraç edilebileceğini söylemişlerdir.
İslâm kan dökmeye ve düşman askerlerinin mallarına el koymaya, ancak ve ancak savaş alanlarında izin verir. Çünkü savaş, hiçbir zaman savaş alanının dışına taşmamalıdır. Savaş alanı dışında, insan haklarına en büyük saygı gösterilir. Haklar asla çiğnenmez ve savaşta alınmış olmadıkça, servete, mal ve mülke hiçbir zaman dokunulmaz. Savaş yapmayanların güvenliği garanti edilmiştir. Onlar, ne kendi canlarından ve ne de mallarından dolayı herhangi bir endişeye kapılmazlar. Tüccar iseler, gönül hoşluğu ile yollarına devam ederler. Halk yığınları, savaşa katılmadıkları sürece ne açlık tehlikesi ve ne de mallarının ellerinden alınması gibi bir korku duymazlar. Şâfiî müstesnâ, öteki İslâm hukukçularının cumhûru bu fikirdedir. (ABD’nin ve onun güdümündeki B.M.’in Irak halkına on yıldan fazla zamandan beri uyguladığı ambargo ile nice çocukların ölümüne ve halkın büyük sıkıntılarına sebep olduğunu hatırlayalım.) İslâm, diğer devletlerin uyruklarına hiçbir zaman saldırmamıştır. İslâm, vatandaşlarına zulmeden, ağır vergiler altında onları ezen, asker ve polis gücüne dayanarak zorbalık ve dikta rejimlerini halklarına zorla kabul ettiren ve böylece asker ve polisi milletin can düşmanı yapan kanlı krallara ve acımasız yöneticilere karşı savaşmıştır.
İslâm’ın savaş halindeki düşmanın savaşta bilfiil rol almayan halkının bile mal ve canına kast etmeyi câiz görmediği kesin bir durum olduğu halde; günümüzde bazı câhil gençlerin, “dâru’l-harp” kavramına girdiği için, sadece kâfir olduklarından dolayı bazı özel ve tüzel kişilerin mallarını gasb etmeyi veya canlarına saldırmayı câiz görmeleri kesinlikle yanlıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi