Muhtelif - 41. Sayfa - Kital Savas
Allah’a Karşı Savaşan Rejimler
Mâhiyeti ne olursa olsun, İslâm’ın dışında ortaya çıkmış olan insanların hayatına hükmetmeye çalışan rejim, Allah’a karşı savaşan rejimdir. Bir memlekette hayat kanunları Allah’ın kitabına dayanmıyorsa; o memlekette Allah’a ve O’nun şeriatına karşı savaşan sosyal ve siyasal bir otorite var demektir. Allah (c.c.), ebedî hayat rehberimiz Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. İman etmişseniz, fâizden arta kalandan vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun (fâizin) Allah’a ve peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin.” (2/Bakara, 278-279).
Âyet-i kerimelerin gölgesinde rahatlıkla diyebiliriz ki; iktisadî hayatı fâize dayanan tüm rejimler, Allah’a karşı savaşan rejimlerdir. Esâsen Allah’a karşı savaşan rejimleri tanımada yanılmamak için Allah Teâlâ Kur’an’da kendisine karşı savaşn rejimler için fâizin bir alâmet olduğunu beyan etmiştir. Bu münâsebetle müslüman, herhangi bir rejimi tanımak istediği zaman, hemen onun iktisadî hayatının fâize dayanıp dayanmadığına bakar. Şayet rejimin iktisadî hayatı fâize dayanıyorsa o rejim, Allah’a karşı savaşanların rejimidir. Çünkü iktisadî hayatı fâize dayanan, fâizin reklâmını yapan ve fâizi geliştirmeye çalışan rejimin adı ne olursa olsun, böyle bir rejim şeksiz Allar’a karşı savaşan rejimdir. Böyle bir rejimi ortadan kaldırmaya çalışmak, çalışanlara yardımcı olmak, hem Hakkın hâkimiyet gücüne hizmet ve hem de mü’minin ödemek mecbûriyetinde olduğu bir zimmettir.
Şehid Seyyid Kutub şöyle diyor: “İslâm toplumu mevcut olduğu zaman; müslümanların imamı, fâiz üzerinde ısrar edenlerle savaşmakla mükelleftir. Fâizcilikte ısrar edenler her ne kadar müslüman olduklarını da iddiâ etseler, onlar Allah’ın emrinden dışarı çıkmışlardır. Hz. Ebû Bekir’in kelime-i şehâdet getirdikleri ve namaz kıldıkları halde zekât vermeyenlerle savaştığı gibi İslâm devlet reisi de fâiz yiyenlerle savaşacaktır. Allah’ın şeriatına itaat etmekten kaçanlar ve Allah’ın şeriatını hayatlarında uygulamayanlar müslüman değillerdir!” (Fî Zılâli’l Kur’an, c. 1, s. 331). Bugün İslâm coğrafyasında Allah’ın hâkimiyetini reddederek fâiz üzerinde ısrar eden bir sürü sosyal ve siyasal otorite zuhur etmiştir. Bu sosyal ve siyasal otoritelerin ortak hedefi; Allah’a ve peygamberine karşı savaşmaktır. Biz desek de, demesek de bugün İslâm coğrafyası, Allah’a karşı savaşan otoritelerin istilâsı altındadır.
İslâm coğrafyasında fâize dayanan ve fâizi geliştirmeye çalışan tüm rejimlerin katli vâcibtir. Bakınız İmam Taberî şunu kaydediyor: “Fâizden vazgeçmeyen ve fâiz üzerinde mukim olan bir kimseyi tevbeye dâvet etmek imamu’l-müslimînin ödevidir. Şayet fâizden vazgeçmez ve çekişmeye kalkışırsa o zaman derhal boynu vurulur.” (Taberî, Câmiu’l Beyan Fî Tefsîri’l Kur’an, c. 2, s. 71). Dikkat edilirse İslâm, fâiz üzerinde ısrar edenlere hayat hakkı tanımamaktadır. Bugün İslâm coğrafyasında Allah yolunda yürümek maksadıyla ortaya çıktığını iddiâ eden bir sürü lider ve grup türemiştir. Bu lider ve grupların Allah’ın yolunda olduklarını gösteren alâmetlerin başında, iktisadî hayatı fâize dayanan rejimlere karşı savaşmaları gelir. İktisadî hayatı fâize dayanan rejimlere karşı savaşmayan ve etrafında toplanan müslümanlara fâize dayanak şirk rejimini ortadan kaldırmanın yolunu göstermek yerine, başka yolları gösteren liderler, Allah’ın yolunda değil; şeytanın yolundadırlar. Ve Allah’a karşı savaşanlarlarla beraberdirler.
Allah’a karşı savaşmakla, Allah’a karşı savaşanı tasdik etmek arasında herhangi bir fark yoktur. Allah’ın diniyle ve Allah’ın hak dinine iman edenlerle savaşan rejimler, Allah’a karşı savaşmış olurlar. Bu noktadan bakıldığında Osmanlı Devletinin tarihe karışmasından sonra Türkiye’de ortaya çıkan beşer mahsûlü rejimin Allah’a ve Peygamberine karşı savaştığı hemen görülür.[1]
Sonuç olarak diyebiliriz ki; yeryüzünde en büyük cinâyet, Allah’a karşı savaşmak ve Allah’a karşı savaşan rejimlerden emin olmaktır. Allah’ı inkâr etmektir. Müslümanın görevi; dinini yıkmaya çalışan ve Rabbıyla savaşan rejimlerin ortadan kalkması için çalışmak, çalışanlara gücü nisbetinde yardım etmek ve bu uğurda şehid olan müslümanları rahmetle anmaktır. Şunu unutmayalım ki; nerede Allah’a karşı savaşan bir rejim varsa, mutlaka orada İslâmî bir kıyam hareketi de vardır. Çünkü Şeriat-ı Garrâ, Allah’a karşı savaşan rejimlere karşı eliyle, diliyle ve kalbiyle savaşmayan müslümanı, müslüman kabul etmez.[2]
İslami Okul Okulların En Önemlisi