Muhtelif - 2. Sayfa - Kitaplara Iman
Kur'ân-ı Kerim'le İlgili İnancımız Nasıl Olmalıdır
Allah'ın en son elçisi Hz. Muhammed (sav)'e inen yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerim, semâvî kitapların sonuncusudur. Bunu gerek Hz. Muhammed (sav)'in en son peygamber olduğuna ilişkin âyet-i kerime'den,[1] gerekse dinin artık kemale erdirildiğini, ilahî nimetlerin bu suretle tamamına ulaştırıldığını ve insanlık dünyası için tek din olarak İslamın seçildiğini bildiren âyetten[2] anlıyoruz. Kur'ân-ı Kerim'le ilgili ayrıntılar ve geniş bilgiler, aslında (Kur'ân İlimleri) adı altında kurumlaşmış olan bir bilim dalının konusudur. Şu varki yüce kitabımıza ilişkin inancımızın daha bir mükemmellik kazanabilmesi bakımından şu açıklamalar yararlıdır:
Kur'ân-ı Kerim, Hz. Muhammed'(sav) e, kırkıncı yaşından başlamak üzere ölümüne yakın bir zamana kadar yirmiüç yıllık bir süre içerisinde aralıklarla arapça olarak vahyedilmiştir. Hem sözleri hem anlamları vahiydir. Tamamı yüzondört “sûre”'den oluşmaktadır. Sûreler, Kur'ân-ı Kerim'in birbirinden bağımsız bölümleridir. Bir kısmı Mekke'de bir kısmı ise Medine'de inmiştir. Bunların her biri, baştan sona kadar aynı şeyi değil, farklı konuları da işlemektedir. Kur'ân-ı Kerim'in her cümlesine “âyet” denir. Çoğulu “Âyât” dır. Bu sözcük arapçada ayrıca, belirti, kanıt, işaret ve olağanüstü kanıtlayıcı hadise anlamına da gelir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'in her cümlesi (yani her âyeti) insanlarınki gibi sıradan bir söz dizisi değil, evrensel gerçekleri bilgi comprimeleri halinde içeren, öz, hikmetli, akıcı, ahenkli, açıklayıcı, kanıtlayıcı ve mucizevi ifadelerdir. Bu nedenledir ki Hz. Peygamber (sav)'in en azılı düşmanları dahil olmak üzere gerek O'nun çağdaşları olan şairler ve gerekse ondan sonraki bilginler, edipler ve şairler Kur'ân-ı Kerim'in berraklığı, akıcılığı, ahengi, edebi üstünlüğü ve anlam zenginliği karşısında mest olmuş, şaşkınlık ve hayranlıklarını daima ifade etmişlerdir.
Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerine gelince, bazılarının bitişik, ya da ayrık sayılmasından ötürü değişik görüşler ileri sürülmüştür. Kur'ân ilimlerinin ünlü akademisyenlerinden Ebu Amr ed-Dânî, âyetlerin 6000 olduğu görüşündedir. Kur'ân-ı Kerim'deki âyet sayısının, 6204, 6214, 6219, 6225 ve 6239 olduğunu söyleyenler de vardır. [3]
Bu görüşler Kur'ân-ı Kerim'in içeriğinde herhangi bir değişiklik olduğu anlamına asla gelmez. Zâten Onun hiç bir yerinde en ufak bir değişiklik olmamıştır. Onu değiştirmek gibi kötü bir niyetle kim harekete geçmişse daima hüsrana uğramıştır. Kur'ân-ı Kerim'in azılı düşmanları için sınırsız özgürlüklerin yaşandığı laik ülkelerde bile bu cinâyeti hemen hiç kimse kolay kolay göze alamamış, buna cüret etme talihsizliğine düşen tek tük bedbahtlar olmuş ise de Allah Teâlâ, çok kısa zamanda onlara belalarını vermiştir! Nitekim kâinâtın bu yüce anayasasını her türlü tehlikelere karşı koruması altına aldığını, bizzat Allah Teâlâ açıklamıştır. [4]
Kur'ân-ı Kerim evrenseldir. Her ne kadar Arabistan'da ve arapça inmişse de, kıyamet kopuncaya kadar bütün dünya insanlarına hitap etmektedir ve edecektir. Irkçılık ve materyalizm gibi sapık temellere dayanan her türlü yıkıcı ve saldırgan ideolojilerin açtığı amansız savaşa rağmen Kur'ân-ı Kerim'in mesajları tarihin her döneminde olduğu gibi çağımızda da düşünmesini bilen seviyeli insanları derinden etkilemektedir. Yüce kitabın feyiz ve nuru sağduyulu topluluklar üzerinde çağlar boyu bu etkiyi yaratmış ve aralıksız olarak sürdürmüştür. Şu var ki Kur'ân-ı Kerim'de Yusuf Sûresi'nin 103 üncü âyetinden de açıkça anlaşıldığı üzere bu seviyeli topluluk her çağda dünyadaki toplam insan sayısının daima çok azını oluşturmuştur. Elbette ki bundan sonra da böyle olacaktır. Çünkü bu bir ilâhî yasadır. Gerçekleri yakalayabilme onur ve mutluluğu ise Allah'ın ender bir ödülüdür. Bu ödülün sıradanlaşmaması, hiç kuşkusuz onu kazanma şerefine erenlerin, bilinçsiz sürülerden farklı bir vicdan kimliğine sahip bulunmalarıyla ancak mümkün olabilir.
Kur'ân-ı Kerim, başta İngilizce, Fransızca, Almanca İtalyanca, Rusça ve Japonca olmak üzere birçok dünya dillerine; aynı zamanda arapça konuşmayan Hintli, İranlı, Türk ve çeşitli Afrika yerlileri gibi müslüman milletlerin dillerine de tercüme edilmiştir. Şu var ki tercüme, Kur'ân'ın kendisi sayılmaz. Dolayısıyla namaz gibi kesin bir disiplin çerçevesinde icra edilmesi şart olan ibadetlerin içinde Kur'ân-ı Kerim, aynen vahyedilmiş olan şekliyle okunur. (Keza diğer tesbih, tahmîd, salevat ve dualar da yine yalnızca arapça okunur.) Namazın dışında ise istenen dille dua edilebilir. Kur'ân okumak en hayırlı amellerdendir ve aynı zamanda ibadet sayılır. Buna karşın örneğin, Hz. Peygamber (sav)'in hadislerini, yani sözlerini, ya da Kur'ân tercümelerini okumak her ne kadar faydalı ve hayırlı işlerden ise de ibadet sayılmazlar.
Kur'ân-ı Kerim'den başka hiç bir semâvî kitap, bağlıları tarafından ezberlenmemiştir. Kur'ân-ı Kerim ise her çağda yüzbinlerce müslüman tarafından ezberlendiği gibi oryantalistler ve Lübnan'lı arap asıllı hıristiyan aydınlar tarafından da ezberlendiğine rastlanmıştır. Bunlardan Şeyh İbrahim el-Yazıcı'yı [5] örnek göstermek mümkündür.
Hayret uyandırıcı bir nokta da şudur ki, Kur'ân-ı Kerim'in anlamını hiç bilmedikleri halde arap olmayan müslümanlardan (büyük hacmına rağmen) onu ezberleyenlerin sayısı arap olanlardan hiç de az değildir.
Kur'ân-ı Kerim, mucizelerle doludur.
Örneğin bunlardan biri de Tebbet Sûresi'dir. Bu sûre, Hz. Peygamber (sav)'i yuhalama küstahlığında bulunan Ebu Leheb adındaki amcasını kınamak üzere Mekke'de inmiştir. Ebu Leheb bu sûre'nin inişinden yıllar sonra H. 624 de yıkılıp gitmiştir. Bu müddet içinde Mekke'li müşriklerden birçok kimse müslüman oldu. O'na ise bu nimete ermek nasip olmadı. Çünkü olamazdı. Tebbet Sûresi'nin inişinden sonra yıllarca yaşamasına rağmen O'nun, günün birinde İslam'ı kabul etmeyi aklından bile geçirmemesi Kur'ân-ı Kerim'in geleceğe ilişkin içerdiği sırların ve yargıların hiç bir zaman bir çelişkiyle sonuçlanmadığını ve sonuçlanmayacağını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Kur'ân-ı Kerim, söz, ifade ve üslup olarak tamamen ilâhî bir ayrıcalığa sahiptir. O'nun için ne nazım, ne de düz anlatım (nesir) olarak tanımlanabilir. Kavramları sınırsız derecede zengindir. İnsan aklının alabildiği kadarıyla bu kavramları ancak uzun açıklamalarla başka dillere aktarmak mümkündür.
Örneğin güneş sisteminden ve uzaydan söz eden Yasîn Sûresi'nin 38. 39. ve 40. âyetlerinde farklı anlamlar, aynı sözlerin kalıbı içinde konsantre olarak verilmiştir. “Güneş, kendisine özel bir merkezde akmakta (ya da merkeze akmakta) dır.” meâlindeki âyette, güneşin hem kendi etrafında döndüğü, hem aynı zamanda sistemiyle birlikte (stabl bir duruma geleceği noktaya doğru) akmakta olduğu yine sadece bu iki sözcükle anlatılmaktadır.
Keza En'am Sûresi'nin 125. âyetinde: “Allah kimi saptırırsa ona, tıpkı göğe tırmanırken göğsünü daralttığı gibi sıkıntı verir.” derken, aynı zamanda deniz seviyesinden yükseldikçe basıncın düştüğü gerçeğini de böylece açık şekilde ortaya koymaktadır. Halbuki Kur'ân-ı Kerim'in vahyedildiği ortaçağ karanlığındaki insan, basıncın ne olduğunu aklının ucundan bile geçiremezdi.
Kur'ân-ı Kerim'in ilginç bir mucizesi de arapçaya ait yüzlerce gramer kuralının homojen bir şekilde ayetlere yayıldığı gerçeğidir. Bu kurallar özellikle kelimenin son sesini belirlemede birer disiplin müeyyidesidir. Hiç bir öğretmenden ders almamış olan Hz. Peygamber' (sav)'in bu âyetleri bir tek gramer hatası yapmadan nakletmiş olması akılları durduracak dehşet bir olaydır. Arapça bilmeyenlere bunu anlatmak pek güç ise de arap dil gramerinin dünya ilim literatüründe sahip olduğu matematiksel yapı hakkında biraz malumatı olanlar bu mucizeyi az çok sezer gibi olurlar.
Kur'ân-ı Kerim, bölünmez bir bütündür. Onun için bir kelimesini bile inkâr eden, onu yok sayan, ona açıkça saygısızlık eden aynen Allah'ı inkâr etmiş gibi olur ve İslam'dan çıkmak gibi korkunç bir hüsrana uğrar. [6]
[1] Ahzab: 33/40
[2] Maide: 5/3
[3]. Celâlüddin Abdurrahman es-Suyûtıy, el-İtkan Fi Ulûm'il-Kurân : 1/88-89 Kahraman Yayınları, Dördüncü Baskı İstanbul-1978
[4]. Kurân-ı Kerim 15/9
[5]. Şeyh İbrahim el-Yazıcı : (1847-1906) Lübnan'ın ünlü şair ve ediplerinden Şeyh Nasıf el-Yazıcı'(1800-1871) nın oğludur. Ailesi ortodoks iken katolik mezhebine geçti. Lüis Ma'lûf el-Yesûî, Onu aynen şöyle tanıtmaktadır: “Beyrut'da doğdu. Dil ve edebiyat rönesansının öncülerindendir. Arap dili ve edebiyatını, Babası Şeyh Nasıf'dan okudu. Kur'ân-ı Kerim'i ezberledi. El-Patririkiyye Medresesinde ilim halkalarına katıldı. (...)” (El-Müncid S.747 26. Baskı. Beyrut-1986)
[6] Ferit Aydın, İslam’da İnanç Sistemi, Kahraman Yayınları: 249-253.
İslami Okul Okulların En Önemlisi