Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 35. Sayfa - Korku

Stresin İlâcı, Allah Korkusudur

 

Çağımızın en önemli ve en yaygın problemlerinden biri olan stres, bilindiği gibi, aşırı gerginlik demektir; dış etkenlerin organizmada, iç organlarda ve metabolizmada oluşturduğu bozukluklara denir. Küçük problemler, çözümlenmeden biriktirilip insanın taşıyamayacağı hale gelince, bu sorunların çeşitli ruhî hastalıklara dönüşmesi stresin en önemli göstergesidir. Daha büyük bir korkudan dolayı, diğer küçük korku ve kaygılarını unutan kimseler strese düşmezler. Kur’ân-ı Kerim, bu sonucun elde edilmesini, bu dünya hayatını “bir oyun ve eğlence” görmeye, dünyevî kaygılardan sıyrılarak Allah’tan korkmaya bağlar. “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar (Allah’tan gereği gibi korkup haramlardan sakınanlar) için âhiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (6/En’âm, 32) “Doğrusu dünya hayatı, ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve korkup sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı (tamamen sarfetmenizi) istemez.” (47/Muhammed, 36 ve bkz. 29/Ankebût, 64; 57/Hadîd, 20)

Küçükler plastik araba, yap boz ev veya oyuncak bebekle oynarken; büyükler bunların sahicileriyle oyalanmaktadır. Çeşitli oyunlar, nasıl çocukların karakterlerini ortaya çıkarıyorsa, büyüklerin kişiliklerini, emaneti sahiplenerek taşıyıp taşımama meyillerini, emniyetli olma veya güvensizliklerini de dünya hayatı ortaya çıkaracaktır. Oyun ve eğlence, tamamen çıkarsız bir yarış ve oyalanmadır. Oyunun ayrılmaz niteliği de “geçici” olmasıdır. Çıkarsız ve geçici bir yarış, insanı, özellikle mü’mini pek kaygılandırmamalıdır. Öyleyse, dünya tutkusunu, dünyevîleşmeyi kırarak, her bireye  Allah  korkusunu  kuvvetle  telkin  eden  dinin,  ruhlara  ve  dolayısıyla  fizikî bünyelere şifâ verici rolü her türlü ilâçtan daha mühimdir. Din, mensuplarına şunları tavsiye eder: Yaratıcıyı unutmamak, O’nun karşısında böbürlenmemek, O’nun için secdeye kapanmak, O’na korku ve umutla duâ etmek, ulaşılan refahı diğer insanlarla paylaşmak (32/Secde, 15-16).

Modern insan, kendisini özgür ve güvenli sanmaktadır. Bu özgürlük ve güven duygusu aldatıcıdır. O, teknolojik ve endüstriyel nimetlere (bu şekliyle nimet denilirse tabii), kendi bilgi ve becerisiyle değil; Allah’ın fırsat ve imkân verip bağışıyla kavuştuğuna inanmalıdır. Üstünlük/ müstekbirlik taslamamalı, yalancı ve geçici güvene aldanmamalıdır. Gerçek güvene kavuşmak istiyorsa, dünyevî emniyetten çok ilâhî güvene sığınmalıdır. (14)