Sihirbazları Asan Firavun - Kufur Onderleri - 11. Sayfa
Sihirbazları Asan Firavun, Hz. Musa’ya Niye Zarar Ver(e)medi?
Firavun, Musa (a.s.)’yı ve dâvetini küçümseyerek onu idam ipinden istisna etti, asmadı. Öyle gözüküyor ki, çağdaş Firavunlar hocalarının bu tutumunu pek beğenmediler. Çünkü Musa (a.s.) yaşadığı sürede dâvetini yaymış ve Firavun’un adamları tarafından da garip bulunmuştu: “Firavun kavminden ileri gelenler dediler ki: ‘Musa’yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar (halkı senin aleyhine) kışkırtsınlar diye bırakacak mısın?’ (Firavun ise,) ‘Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz.’ dedi.” (7/A’râf, 127)
Musa (a.s.) dâvete başladıktan sonra, artık O’nun da bir kavmi olmuştu. İbn Cerîr’in İbn Abbâs’tan naklettiğine göre, sihirbazların iman etmesinin akabinde altı yüz kişi iman edip Hz. Musa’ya tâbi olmuştu.
Firavun’un adamları, aslında kendi çıkarlarını savunuyorlardı. Fakat mü’minlere karşı Firavun’u kışkırtıyor ve şöyle diyorlardı: “İnsanları sana uymaktan çıkarmak için ülkede fesat çıkaranları ve onları senin düzenine karşı kışkırtanları, öylece bırakacak mısın?” Fakat Firavun onlara, mü’minleri yok etmek için başka bir yöntem kullanacağını söylemiştir. O iyi biliyordu ki mü’minler, tevhid gerçeğini çocuklarına da öğretip telkin edecek ve sonunda Firavun yönetimine karşı nesiller yetişecekti. Firavun, mü’minlerin erkeklerini öldürüp kadınlarını sağ bırakmayı düşünüyordu. Böylece kadınlar, Firavun’un kâfir ve müşrik taraftarlarıyla evlenecek ve iman edenlerin nesilleri de kuruyacaktı ve devam ediyordu Firavun: “Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz.’ dedi.” Yani, biz, bu söylediklerimi yapabiliriz. Biz onlara hâkimiz çünkü. Her caddede polislerimiz, her yerde adamlarımız var. İdare, sistem bizim, her şey benim emrim ve kontrolüm altında. Mü’minlere her istediğimizi yaparız, hiç endişe etmeyin ve rahatsız olmayın. Firavun, bunları Musa (a.s.)’nın ve O’na iman edenlerin yanında söylemişti. Mü’minler, bu sözlere ne demişlerdi acaba?
“Musa kavmine dedi ki: ‘Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona vâris kılar. Sonuç ise müttakîlerin, (Allah’tan korkup günahtan) sakınanlarındır.’ Onlar da: ‘Sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de, geldikten sonra da bize işkence edildi’ dediler. (Musa:) ‘Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve onların yerine sizi yeryüzüne hâkim kılacak da nasıl hareket edeceğinize bakacaktır.’ dedi.” (7/A’râf, 128-129)
Sabır, ölüm ve parçalanmakla tehdit edilen nefisleri sâkinleştirmek ve kalpleri sağlamlaştırmak için Musa (a.s.)’nın başvurduğu nebevî ilaçtır. Allah’a itimat edip mustaz’aflara yardım konusunda O’na güvenmekle oluşan direnmedir/sabırdır bu. İman etmeden önce de, sonra da, Firavun’un zulmünden mü’minler şikâyette bulununca, Musa (a.s.) onlara hikmetli sözlerle cevap veriyor: “Tarih birtakım derslerden, hayat ise ibretlerden ibarettir. Umulur ki Rabbiniz düşmanlarınızı helâk eder de mülke sizi vâris kılar ve sizi denemek için güç verir ve bakar ki, siz de Firavun ve kavmi gibi Firavunlaşıyor musunuz, yoksa ibret mi alıyorsunuz, yeryüzünde Allah'ın rızasına uygun tarzda yönetim izliyor musunuz?” Bu sözler, âdetâ Musa (a.s.)’dan kavmine bir uyarıydı. Eğer Allah size ihsan edip yeryüzüne ve yönetime vâris kılarsa sakın zulmetmeyin, kibirlenmeyin!
Bütün bunları, Allah’ın Firavun ve kavmini nasıl helâk ettiğini ve muttakîlerin sonunun da nasıl olduğunu görelim diye yapıyor. “Andolsun ki Biz de Firavun ve ailesini ders alsınlar diye, yıllarca kuraklık ve mahsul kıtlığı ile cezalandırdık. Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, ‘bu bizim hakkımızdır (bizim yüzümüzden geldi, kendi davranışımızla bunu elde ettik’ dediler. Eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı (Onların yüzünden kıtlık ve belâya uğradıklarını iddia ederlerdi). Bilesiniz ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır, fakat onların çokları bunu bilmezler.” (7/A’râf, 130-131)
Bu, Allah’ın evrendeki değişmez kanunudur. O’nun sistemini reddedip kendilerine ve toplumlarına başka düzenler edindiklerinde, onlara bir azap ve belâ indirir. Belki düşünür ve âlemlerin Rabbinin onlar için istediği güzelliklere dönerler diye. Allah’ın azabı renk renk, çeşit çeşittir. Allah, Firavun ehline kıtlık, açlıklarla dolu yıllar ve mahsul kıtlığıyla belâ vermiştir, belki düşünürler diye.
Mevdudi’nin de dediği gibi, bu tür belâlar, günümüzde başımızdan hiç eksik olmaz. Bu belâlar, kendini müslüman sayan toplumların başına hep gelir. Kıtlık, salgın hastalıklar, ilmî yetersizlik, kültürel kıtlık, ekonomik bozukluk, siyasal çöküntü, ardarda gelen yenilgiler, rezalet üstüne rezalet, sahtekârlık, yalancılık, sapıklık, bozgunculuk, kısaca toplumsal, politik, ekonomik ve psikolojik hastalıklar... Biz, bu belâlılar listesinin başında yer alırız. Eğer son peygamber gelmeseydi, her gün bir peygamber gönderilirdi bize. Biz, Nuh (a.s.) kavminden daha inatçı, Âd ve Semud’dan daha kibirli, Firavun’dan daha azgın, Şuayb (a.s.) kavminden daha sahtekâr, Lut (a.s.) kavminden daha günahkârız. Önceki ümmetlerin, milletlerin yapıp da bizlerin onlara yetişemediği hiçbir suç ve günah yok.
Kur’an, her iki zümrenin sonlarını tasvire geçiyor. Bir tarafta kibirli, inatçı kâfirler zümresi; diğer tarafta iman eden, şükreden, sabır gösteren müstaz’af zümre. Böylece kıssa tamamlanmış oluyor: “Biz de onların âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve onları denizde boğduk. Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (İsrailoğullarını) de, içini (bolluk ve) bereketle doldurduğumuz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz (onların) sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını (binaları) ve yetiştirdikleri bahçeleri helâk ettik.” (7/A’râf, 136-137)
Allah, Firavun’dan intikam aldı; onu ve taraftarlarını denizde boğdu. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini yalanladılar, O’nu umursamadılar ve o âyetlere ilgi bile duymadılar. Ve helâk oldular! İman edenleri ise –ki onlar güç ve kuvvetleri olmayan müstaz’aflardı- Allah, Filistin’in doğu ve batı taraflarına vâris kıldı. Orası Allah’ın bereketlendirdiği topraklardır. Allah onlara iyilik etti. Onları imamlar ve vârisler yaptı; yeryüzünde onlara mekân verdi ve onları emreden hâkimler kıldı.
Sonuç böyle oldu. Allah’ın yardımı, iyiliği, ezilenleredir. Allah Firavun ve kavmini rezil ve helâk etmiş; Mısır’da yaptıkları binaları, sarayları, üretim yerlerini kökünden yıkmıştır. (4)
İslami Okul Okulların En Önemlisi