İnsandan Maymuna - Mesh Asagilik Maymunlar Olun - 6. Sayfa
İnsandan Maymuna; Maymundan İnsana Değil! İğrenç Bir İddia: İnsanın Maymundan Türemesi
Allah’a inanmadıkları için, insanın Allah tarafından yaratıldığını da kabul etmeyen maddecilerin “nereden geldik?” sorusuna cevap olarak, maymundan geldikleri şeklindeki iddiaları, değil insanların; kargaların (hatta maymunların) bile güleceği bir uydurmadır. Domates tohumundan biberin, patlıcandan karpuzun, nohuttan mercimeğin olmadığı gibi, köpekten de koyun sürüsü, maymundan da insan nesli türeyemez. İnsanın maymundan türediğini savunanlar, insanın kendisini tanımasına engel olarak ona hükmetmeyi hedeflemişlerdir. İnsan maymundan türediyse, maymunu kim yarattı? Maymun da başka varlıklardan türediyse onları kim yarattı? Onları yaratan Allah, insanı yaratamaz mı? İnsan maymundan türediyse bugün maymun olarak yaşayan hayvanlar niye insan olamadılar?
Bu maddecilere göre, şans tarihte sadece bir tek maymuna gülmüş ve o, maymunluktan kurtularak, onun nesli insan olarak devam etmiştir. Diğer maymunların suçu neydi de bir türlü evrimleşerek maymunluktan kurtulup insan olamadılar? Aslında bu iddiayı savunup hayvanlaşanlar, kendi seviyelerini yükseltip hayvanlara eş olmaya çalışıyorlar. Allah (c.c.), insanda bulunan melek ve Âdemiyet tabiatının özelliklerini kaybettiklerinden böyleleri için şöyle buyurmaktadır: “Onlar hayvan gibidir, hatta hayvandan daha aşağıdırlar.” (7/A’râf, 179) Bu âyetin ifadesi, inanmasalar bile tecelli ediyor ve inançsızlar itiraf ediyorlar; "biz Âdem oğlu adam değil; maymun çocuğuyuz, "hayvan oğlu hayvanız" demek istiyorlar. Maymun gibi maskaralık yapıyorlar. Bırakın bunlar, peygamber çocuğu olmaya lâyık olmadıkları için Âdem oğlu olduklarını kabul etmesin, hayvan çocuğu olsunlar. Bizim aslımız da nesebimiz de bellidir; atamız Adem, ata yurdumuz ve ana vatanımız da cennettir.
“Muhakkak ki Biz insanı en güzel şekilde yarattık.” (95/Tîn, 4) İnsan, iman ve akıl gibi özelliklerle; utanma, namus ve ahlâk gibi erdemlere; duyular gibi çok zengin psikolojik ve rûhî donanımlara sahip, yeryüzündeki diğer varlıkların kendi hizmetine verildiği, arzın halifesi olan şerefli bir yaratıktır. Nice yönleriyle tüm hayvanlardan çok farklı ve üstün olan insanın, temel manevî özelliklerini görmezden gelerek insanı (daha doğrusu kendilerini) hayvan diye tanımlayanlar tarihin eski dönemlerinden beri vardır. Bunlar, insana insandan bir ata yakıştıramadıkları gibi, insanı konuşan hayvan, düşünen hayvan gibi hayvan olarak da ifade etmek isterler. Bu yaklaşım, insanı sömürmek, istedikleri gibi gütmek için onu hayvanlaştırmak, sürüleştirmek ihtiyacından kaynaklanmıştır.
21. Asrın ilk yılında, uzun yıllar üzerinde çalışılan DNA molekülleri ile ilgili harf şifrelerinin büyük çapta okunabilmesi ispatlamıştır ki, insan vücudundaki 70 trilyon hücrenin içinde, her birine bir futbol stadyumunu dolduracak kadar o insanla ilgili bilgiler/şifreler kaydedilmiştir. Bir mm.nin yüz binde biri kadar yer tutan hücrenin içindeki gen deposuna Yaratıcı tarafından sığdırılıp depo edilen bu genetik şifreleri barındıran DNA moleküllerinin bulunduğu insana bir bakın! Her uzvunun yerli yerinde olmasını ve mükemmelliğini, güzelliğini ve özellikle de rûhî-mânevî donanımlarını, duygularını bir düşünün. Tüm bunları, DNA’nın içine belli bir amaca yönelik olarak kimin yerleştirdiğini ve hayat teşkil eden tüm bu bilgileri kimin kaydettiğini bir tefekkür edin! Bu muhteşem varlığı var eden, sonsuz bilgi ve kudrete sahip Allah’tan başkası olabilir mi? O, insanı belli bir plan/kader çerçevesinde en küçük ayrıntısını bile hesap ederek gerçekleştirmiştir. İnsan, evrimcilerin söyledikleri gibi bir tesadüf sonucu meydana gelmiş değildir. Önceden planlanmış, olması önceden takdir edilmiştir. Yerine getirmesi gereken vazifesi vardır. Yaratıcı, topraktan bir maymun değil; bir insan yarattığını biliyordu ve insanı çok özel şekilde yaratmıştı.
Bu yüzden, önce yaratılış piramidinde daha düşük basamakta bulunan maymun benzeri bir hayvan yaratmanın, ardından bu maymunu milyonlarca veya milyarlarca yıl süren bir evrim neticesinde bir insana dönüştürmenin Yaratıcı açısından bir anlamı ve gereği yoktur. Allah her şeye kaadirdir ve tüm bunlar O’nun için çok kolaydır. Bu yüzden önce bir hayvan (maymun) yaratmak, sonra fikir değiştirip, bu maymunu evrim sürecinden geçirerek insana dönüştürmeye başlamak gereksiz bir davranış olurdu. Allah ne yaratacağını çok iyi biliyordu. O, insanı bedeni, rûhu, aklı ve biçimiyle üstün bir mahlûk olarak halketmiş ve sonra onu diğer mahlûkatın üstünde bir makama çıkarmıştır. Böylece Allah insanı şereflendirmiş, ona yüksek bir derece vermiş ve onu daha düşük seviyede bir hayvan olarak yaratmamıştır.
İnsana ilk yaratıldığı andan itibaren ruh ve şuur verilmiş ve kendisi için neyin yanlış, neyin doğru olduğuna serbestçe karar verebilmesi ve davranış istikametini hür irâdesiyle seçebilmesi maksadıyla ona zekâ ve düşünce gücü bahşedilmiştir. İnsan, küçük düşürücü bir şekil içerisinde kuyruklu ve dört ayaklı bir hayvan olarak değil; en güzel bedene ve uyumlu sûrete sahip olarak, tüm beşerî yeteneklerle birlikte yaratılmıştır. İnsanın ilk atası Âdem (a.s.) olup, şekil ve sûrette tam bir insandı; kendisine şuur ihsan edilmişti ve Allah tarafından yeryüzünün halifesi olacak şekilde, çok büyük özelliklere sahip olarak halk edilmişti.
İnsanın, kusursuz şekil ve sûretteki vücuduyla ve tüm yetenekleriyle birlikte şu andaki haliyle yaratıldığı ilâhî bir gerçektir. Aynı şekilde Hz. Âdem’in nesli de bir maymun gibi değil; bir insan gibi planlanmış, şekillendirilmiştir. Bugüne kadar hiçbir maymun, insana dönüşmemiştir. İnsan, şuurlu ve güzel bir sûreti olan, şerefli, vakur, zekî ve sorumlu bir yaratıktır. O, bir yaratılış olayının yan ürünü değildir; hele tesadüf ve evrim sonucu hiç değildir. Rûh, şuur, güzel şekil, ve halife olarak tüm yaratıklardan üstün makam, akıl, zekâ ve duygular gibi insanın doğuştan var olan özellikleri, insanı diğer yaratıklardan üstün kılmakta ve kendisini yaratanı bilmesini sağlamaktadır. Maymunun ve diğer yaratıkların böyle özellikleri yoktur. Maymun sadece bir hayvandır ve öyle de kalacaktır. Onun aklı, insan kadar güzel bir biçimi ve endamı yoktur. Yaratıcısından habersizdir. Konuşma ve şuur yeteneği yoktur. O sadece bir hayvandır.
Hayvanlar sadece hiss-i tabiîleriyle, doğal olarak kendilerine yaratılışlarında Allah tarafından verilen özel bir ilhamla hayatlarını devam ettirmeleri için gerekli dürtüleri, yani içgüdüleriyle yaşarlar. Onların insan gibi rûh ve şuurları yoktur. Onların yaşama gayesi, sadece kendilerini savunmak, beslenmek, çiftleşmek ve üreyerek kendi cinslerini çoğaltmaktır. İçgüdü yeteneği, şuur melekesinden tamamen farklıdır. Dünyadaki hiçbir hayvanda şuur veya akıl görülmemesinden veya hiç birisinde şuurlu konuşma yeteneği gelişmemesinden çıkan netice, hayvanların içgüdülerinin evrim yoluyla gelişmesinin mümkün olmadığıdır. İçgüdü ve şuur, yapı itibariyle birbirlerinden tamamen farklı iki hususiyettir. Hayvanlarda sadece içgüdü varken; insanlarda hem şuur, hem de içgüdü vardır. Bu yüzden insan, tüm hayvanlardan daha zeki ve daha üstün bir yaratıktır.
Evrim teorisi diye bilinen Darwin’in teorisi, sadece bir faraziyedir, ispatlanmamış bir görüştür, yani teoridir. Bu teori, İslâmî ve hatta hıristiyanî görüşlere, yaratılışı ve yaratıcıyı kabul eden görüş ve inançlara aykırı olmanın yanısıra, çok iğrenç, çirkin ve insanı aşağılayan şeytanî bir varsayımdır. Kimse, maymunların insan biçimine girdiğini ispatlayamamıştır ve ispatlayamaz. İlk insanın şu andaki vücut, akıl ve rûh ile yaratıldığı ve doğal süreçlerle maymun benzeri bir yaratıktan veya primat formundan gelişmediği kesin bir gerçektir. Bilim dünyasında bu teoriye karşı muhâlefet her geçen gün yükselmektedir; bir iki materyalist ve ateist dışında, bilim adamlarının hemen tümü artık bu teoriye inanmamaktadırlar. İnsanın evrimle oluştuğu fikrini reddetmek ve Allah’ın kâinatın yaratıcısı ve mutlak hâkimi olduğuna inanmak, birey ve toplum olarak tüm beşerî meselelere çözüm bulmanın, insanı ve yaratanı tanımanın ilk şartı sayılabilir.
Mü’minler, evreni ve içindeki her şeyi olduğu gibi, kendilerini de Allah’ın yarattığına zerre kadar şüphe etmeden iman ederler. Bütün müslümanlar, Hz. Adem’in Allah tarafından topraktan yaratıldığına; tüm diğer insanların da Hz. Adem ve onun hanımı Hz. Havva’dan çoğaldıklarına inanmak mecburiyetindedirler. “Ey insanlar! Sizleri bir tek kişiden (Adem’den) yaratan, ondan da eşini (Havva’yı) vücuda getirerek, ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbınızdan korkun.” (4/Nisâ, 1)
İslami Okul Okulların En Önemlisi