Maymunlaşmanın Bir Göstergesi - Mesh Asagilik Maymunlar Olun - 8. Sayfa
Maymunlaşmanın Bir Göstergesi: Taklitçilik
Taklit, İslâm ümmetini tehdit eden yahûdileşme ve gâvurlaşma alâmetlerinin başında gelir. Taklit, Arapça’da “kılâde” mastarından türetilmiş bir terimdir. Kılâde, Arap dilinde iki anlama gelir: 1-Yular, 2- Gerdanlık. Taklit de ikiye ayrılır: 1- Şuursuz taklit, 2-Şuurlu taklit.
Şuursuz taklit, adamın boynuna geçmiş bir yular gibidir. Onu insan olmaktan çıkarır. İrâdesini, aklını, fikrini, duygu ve düşüncesini iptal eder. Kişiliksizleştirir, şahsiyetini yok eder. Taklidin bu türü “içgüdüsel”dir, insanı insanlıktan çıkarıp hayvanlaştırır. Özetle şuursuz taklit, insanın boynuna geçmiş bir “yular”dır. Bu tür bir taklit, merduttur, çirkindir, zavallılıktır.
Şuurlu taklit, tahkike ulaşıncaya kadar câizdir, kimi zaman gereklidir. Ancak, kötüyü taklit şuurlu da olsa kötüdür, çirkindir. Zaten şuurlu taklitten kasıt, sadece bir bilinçlilik hali değil, iyiyi kötüden ayıracak bir temyiz kabiliyetine de sahip bulunma halidir.
Böylesi bir süzgeçten geçirdikten sonra yapılacak kimi taklitler, bazen bir “gerdanlık” kadar kıymetli olabilir. Çünkü insanın kapasitesi her şeyin hakikatine ermeye, künhüne vâkıf olmaya yetmemekte, en azından bunu herkes mükemmel bir biçimde başarma kabiliyetine sahip bulunmamaktadır. Her bireyin tahkik ehli olmasını dayatmak da, insan fıtratıyla uyuşmayan “ütopik” bir taleptir. Kaldı ki, çoğu zaman taklit, tahkike ulaşan yolun merdivenidir. Her su, kendi yatağını oluşturuncaya kadar başka yataklarda akar. Aslolan, taklitte ısrar etmemek, onu tahkike ulaşmada bir araç kabul etmektir.
Tahkik, bir şeyin hakikatine ermek, sırrını kavramak, aslını bulmak için araştırmak, ondan sonra iyi ise kabul etmek, kötü ise reddetmek; ya da iyi tarafını kabul, kötü tarafını reddetmektir. Çirkin olan taklit, genellikle kişiliği yok eden, musallat olduğu kişi ve toplumları şahsiyet zaafına uğratan, kimlik kaybına sebep olan taklit cinsidir. Bu tür bir taklit, maymunlaşmaktır.
Taklit, önce giyim, kuşam, yeme içme gibi basit şeylerle başlar. Bu, daha sonra tavra yansır. Kişi ya da toplum, taklit ettiği kişi ya da toplumların tabiatını almaya başlar. Onlar gibi davranmaya, onlar gibi düşünmeye başlar. Eylemleri, düşünceleri ve en sonunda da duyguları benzeşir. Çünkü artık “kalpleri (duygu ve düşünceleri) birbirine benzemiştir.” (2/Bakara, 118)
Taklit, söz ve eylemde taklit edenle taklit edilen arasındaki benzerliktir. Sözün ve eylemin benzer olması düşünce ve duygunun aynı olduğunun delilidir. İnsanın sözleri ve eylemleri, duygu ve düşüncelerinin sonucudur. Bütün bunların çıkış yeri ise kalp/akıldır. Davranışların birbirine benzemesi, kalplerin birbirine benzemesi tehlikesini getirir, kalplerin birbirine benzemesi ise aynı davranışları yapmaya sevkeder. Bu taklit, eğer önü alınmazsa yahûdileşme (ve gâvurlaşma) tehlikesiyle karşı karşıya bırakır sahibini.
Bu tehlikeyi ortaya çıkaran en büyük etken, yahûdi, hıristiyan ve müşrikleri dost edinmektir. Çünkü yahûdileşme (ve gâvurlaşma) temâyülü, karantina altına alınması gereken toplumsal bir hastalıktır. Yahûdi, hıristiyan ve müşrikleri dost edinmek, yahûdileşme (ve gâvurlaşma)yı hızlandıran faktörlerin başında gelir. İşte, Nebî dilinden, bu ümmetin, sonu yahûdilişeme (ve gâvurlaşma) ile bitecek olan taklit serüveninin haberi: “Sizden öncekilerin yolunu adım adım, karış karış izleyeceksiniz. Eğer onlar bir sürüngen deliğine girse, siz de gireceksiniz.” ‘Ey Allah Rasûlü, yahudilerin ve hıristiyanların yolunu mu?’ diye sorduk. “Başka kim olacak?” buyurdu. (Buhârî, İ’tisâm 14; Müslim, İlim 6; İbn Mâce, Fiten 17; Ahmed bin Hanbel, 3/84)
Allah Rasûlü’nün dile getirdiği tehlike, yahûdileşme (ve gâvurlaşma) tehlikesiydi ve bu tehlike, taklitle başlıyordu. Hadiste, bu tür taklitçi toplumları bekleyen acı âkıbete de dikkat çekilmektedir. Nebî lisanıyla toplumsal bir “kıyâmet” olarak ifadesini bulan bu âkıbeti, sözkonusu hadisin farklı bir metninde buluyoruz: “Ümmetim, önceki ümmetlerin yolunu adım adım, karış karış izlemeden kıyâmet kopmaz.” ‘Ey Allah Rasûlü, Farslar ve Rumlar gibi mi?’ denildi. “Onlardan başka kim var?” buyurdu. (Buhârî, İ’tisâm 14) Hadiste geçen “kıyâmet” ifadesini sahâbe, hepimizin bildiği âhiret kıyâmeti olarak anlamayıp doğru bir bakış açısıyla toplumsal ve siyasal bir çöküş demeye gelen “dünyevî kıyâmet” olarak anladığı için öyle sormuştu: “Farslar ve Rumlar gibi mi?” Allah Rasûlü bu sözü söylediğinde dünyanın iki süper gücü olan Bizans/ Rum ve İran/Fars imparatorlukları hızlı bir düşüş sürecine girmişlerdi. Nebî de, onu dinleyen mü’minler de, bu çöküşü toplumsal bir kıyâmet olarak algıladılar. Bu nebevî ifadeden de anlaşılıyordu ki, taklit neticesinde yahûdileşme, hıristiyanlaşma ve müşrikleşme sürecine giren toplumları bekleyen âkıbet, kaçınılmaz olarak sosyal, siyasal, akîdevî ve ekonomik bir kıyâmetti.
İsrâiloğullarının düştüğü müşrikleri taklitle başlayan yahûdileşme (ve gâvurlaşma) tuzağının aynısına 250 yıldan beri, genelde tüm İslâm toprakları, özelde bu ülke de düştü. Helen (Yunan) kültür emperyalizmi İsrâiloğullarına karşı fâhişeleri kullandı. Helen putperest kültürünün günümüzdeki temsilcisi olan Batı da putlarını müslüman doğuya dayatabilmek için teknolojiyi, (çeşitli ideolojileri, rejimlerini) ve fikir fâhişeleri olan batıcı aydın ve idarecileri kullandı. Anadolu’da 1830’lardan bu yana devam eden bir serüven olan ve Kemalizm’le kemaline ulaşan “batılılaşma” adlı taklit, aslında bir “maymunlaşma”ydı. Tam şairin dediği gibi:
“Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp.”
“Maymun, insan bendendir, bu benim devrim dedi.
Başına bir oturak geçirdi, ....... devrim dedi.” (N. Fazıl)
Bugün İslâm ümmeti, iki taklit arasında gidip gelmektedir: Birincisi, yukarıda kısaca değinilen hıristiyan ve yahudileri, batılılar ve ateistleri taklit. İkincisi de, ataları, geleneği taklit. Bu ümmetin düştüğü “geçmişi ve ataları taklit” batağına İsrâiloğulları da düşerek yahûdileşmişti. Allah Rasûlü, yahûdileri İslâm’a dâvet ettiğinde onlardan iki haham Rasûl’e: “Hayır ey Muhammed, bilâkis biz sizden iyi bilen ve bizden hayırlı olan babalarımızın yoluna uyarız” diyerek bu dâveti reddettiler. Bunun üzerine şu âyet indirildi: “Onlara Allah’ın indirdiğine uyun dense, ‘hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız derler. Peki ya ataları akletmeyen, hidâyeti bulamayan kimseler olsa da mı?” (2/Bakara, 170)
Gelenek, ne tamamıyla süpürülüp atılacak bir zibil; ne de tamamıyla baş tacı edilecek bir mücevherdir. Bu iki tavır da aşırılıktır. Birincisi kadir-kıymet bilmezliktir, sonucu köksüzlüğe yol açar. İkincisi kör taklitçiliktir, geleceğin başına gelenek yularını geçirmektir.
Geleneğe yapılacak en büyük ikram, geleneği ayıklamak, ataların ocağındaki külü atıp varsa közü almak ve onu bir meşaleye dönüştürerek geleceğe taşımaktır. Geleneğin ayıklanmasında en genel geçer ölçü, vahiydir. Vahyin kılavuzluğunda yapılacak bir tasnif ve tashih, tecdid (ve ihyâ/diriliş) için elimize birçok değerli malzeme verecektir. (12)
İslami Okul Okulların En Önemlisi