Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 11. Sayfa - Meydan Okuma Kuranin Icazi

b- Kur'an'ın Fesâhat ve Belâğatı (Anlatım ve İfade Güzelliği)

 

Açıklık, duruluk, sözün güzel olması anlamına gelen fesâhat ile; kelime veya cümlenin ibare içinde aldığı yere uygun olması, manayı en güzel bir lafızla kalbe ulaştırmak demek olan belâğat, en üstün şekli ile Kur'an'da mevcuttur. Alt, orta ve üst olmak üzere üç tabakası olduğu kabul edilen belâğatın, mu'ciz olan ve sadece Kur'an'da bulunan üst tabakası dışındakiler, belîğ olan herkes tarafından yapılabilir.

Bu anlatılanlarla ilgili çok sayıda örnek verilip Arapça bilenlere Kur'an'ın bu edebî yönü delillendirilebilir. Arapça bilmeyen kimseler için fesâhat ve belâğat konusunda örnekler vermek zordur. Ama, kısmen anlaşılacağını zannettiğimiz bir örnek verelim: 

Allah, Kur'an'da "Ve leküm fi'l-kısâsı hayâtün (Ve bu kısasta sizin için hayat vardır.)"  (2/Bakara, 179) buyuruyor. Bu veciz ifade, belâğatın en üst derecesine ulaşmış bir i'câz örneğidir. Bu ayet-i kerime ile, Arapların bu konuda Kur'an inzal olmadan önce en mu'ciz söz olarak kabul ettikleri  "El-katlü enfâ li'l-katli (Öldürmeyi en çok yok eden yine öldürmedir)"  sözü arasında, belâğat ve i'caz açısından birçok fark vardır:

1- Ayetin manası daha şümullüdür. Zira ayette, onların sözleri ile ifade edilmek istenen her şey ifade edildiği gibi, ayrıca "kısas" zikredilerek "adalet",  "hayat" zikredilerek, kısastan beklenenin ne olduğu güzelce açıklanmıştır.

2- Ayetin ibaresi daha vecizdir. Zira, onların sözleri ile mukayese edilen kısmı "El-kısâsu hayâtün" dür. Bu, on harf; onların sözü on dört harftir.

3- Ayette, onların sözlerinde bulunan ve tekrarlama suretiyle oluşan külfet yoktur. Sözde böyle bir söyleme zorluğunun bulunması, onu belâğatın en üst derecesinden indirir.

4- Ayet, söyleniş bakımından birbirine uygun harflerle, en güzel şekilde te'lif edilmiştir. Zira, "sad"dan sonra "hâ"yı söylemek, "elif"ten sonra "lâm"ı söylemekten daha kolaydır.

5- Kısas, katilden bir bakıma daha genel, bir bakıma daha özeldir. Daha geneldir, zira yaralamaları da içine alır. Daha özeldir, zira her öldürmeye kısas denmez. Ayrıca öldürmenin her çeşidi öldürmeye engel olmaz. Aksine, saldırgan katiller fitneyi arttırarak kargaşaya neden olur. O halde "El-katlü" kelimesi, kısasa tahsis edilmedikçe vecize sahih olmaz. Böyle yapılmış olsa bile, kısasın yaralamalarla ilgili kısmı hâriç kalır.

6- "Hayâtün" kelimesi, nekra olarak söylendiği için, tenvini ta'zim ifade ederek, herkesin hayatına ve hayat hakkının büyüklüğüne işaret etmektedir. Diğer söz ise, ilmî olan bu hukukî ve dinî incelikten mahrumdur. (10)

Her ne kadar, eski Arapların vecize cinsindeki bu sözleri beliğ ise de, sayılan özelliklerden dolayı, bu ayet, tartışmasız daha beliğ olmaktadır. Bu ayetin belâğatinden bahsedilirken, onun Arapların bir vecizesi ile mukayese edilmesi, o vecizeyi, hâşâ, Kur'an'ın bu ayetine bir nazire olarak veya bu söz, Kur'an nazil olmadan da Araplar arasında kullanıldığı için, ayetin o söze karşılık olarak indiğinin kabul edildiği manasına alınmamalıdır. Bu karşılaştırma-dan maksat, muallekat-ı seb'a (Yedi Askı) şairlerine, başlarını önlerine eğdirerek yazdıklarını yırttıran  o eşsiz fesâhat ve belâğat karşısında, Arapların üstün gördükleri daha nice söz, şiir ve hitabelerin ne kadar sönük kaldığına dikkat çekerek Kur'an'ın i'cazını göstermektir. (11)

Kur'an'ın indiği toplumda, ifade güzelliğinin revaçta olduğu, yukarıda ifade edildi. Kur'an'ın bu açıdan o dönem insanlarını ne kadar etkilediği, tarihî bilgilerle sabittir. Kur'an'dan birkaç ayeti dinledikten sonra, bu sözün insan sözü olamayacağını itiraf edenlerin sayısı pek çoktur.

İşte Hz. Ömer...  Ömer, Hz. Peygamber'i öldürmek üzere kılıcını kuşanmış, O'nu aramaktadır. O arada kız kardeşi ile kocasının da İslam'ı kabul ettiklerini duyar ve yolunu değiştirerek herşeyden önce onlara bir ders vermeyi kararlaştırır. Büyük bir hiddet ve öfkeyle kız kardeşini tokatlar. Ancak orada Kur'an'dan birkaç ayeti dinledikten sonra bu sözün insan sözü olamayacağını itiraf eder ve İslam dinini kabul eder.

İfade güzelliği konusunda âdeta uzmanlaşmış olan o toplum, Kur'an'ın ifade güzelliği karşısında şaşkına dönmüş, inatlarından bazen Kur'an için bu bir şiirdir, demiş, sonra kendileri bu yakıştırmanın tutmayacağını anlayarak, bu bir sihirdir, insanları büyülüyor demişlerdir. (Bkz. 21/Enbiyâ, 5) Kur'an'ın karşısında âciz duruma düşen kâfirler, bazen şöyle, bazen böyle diyorlardı; bazen de iftira mahsulü düzmece sözlerdir, diyorlardı. Kur'an, işte bu konuda meydan okudu, hâlâ meydan okumaktadır.

Günümüzde de nice insan, hatta Arapça bilmeyen, Kur'an'ı meal veya tefsirinden okuyan nice inançsız insan, Arapça'daki güzelliğinin çoğunun muhafaza edilemediği bir mealden etkilenerek, bu ifade güzelliğine hayran olmakta, arayış ve iyi niyet sahibiyse İslam'ı kabul etmek zorunda kalmaktadır. Yine Arapça bilmeyen, okunan Kur'an'ın anlamından haberdar olmayan insanları bile, bir hâfızın Kur'an kıraati duygulandırmakta, ruhunun derinliklerine kadar etkisini hisseettirmekte, kalpleri ürpertip titretmektedir.