Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 4. Sayfa - Meydan Okuma Kuranin Icazi

a- Kur'an-ı Kerim'in Hârikulâde Oluşu

 

Allah Teâlâ her peygambere, kendi zamanında geçerli ve rağbetli olan şeylere üstün gelecek cinsten mucizeler vermiştir. Bunun böyle olması gayet tabii ve bir bakıma gereklidir. Zira sihir ya da tıp alanında mâhir kişilerin bulunduğu bir devirde, başka cinsten mucizelerle ortaya çıkan kişilere, inanmayanlar tarafından "biz de sihrin en âlâsını yapıyor, birçok tehlikeli hastalıkları iyi edecek derecede tıbbı biliyoruz. Sen de onları yapamıyorsun" denilebilir. Mucizelerin, bahsedilen tarzda gösterilmesi ile, yapılması muhtemel olan bu tür itirazlara meydan verilmemiş olmaktadır.

Hz. Peygamber'e mucize olarak Kur'an'ın verilmesinin hikmeti de, o sırada Arap dilinin şiir, üslûp ve hitabetin en yüksek dereceye ulaşmış olmasıdır. Gerçekten Rasülüllah'ın peygamber olarak gönderildiği sırada Araplar, belâgat konusunda çok ileri gitmişlerdi. Şiirin her çeşidine vâkıf idiler. Lisanları şiire müsait idi. Bedevileri dahi güzel konuşur, konuşmalarını şiire benzetirdi. Methederler, hicvederlerdi. Methettiklerini yüceltir, hicvettiklerini batırırlardı. Panayırlarda şairler şiir yarışması yaparlar, halk dinler ve onlar hakkında notlarını verirdi. (1) Tertip edilen edebiyat ve şiir yarışmaları, bu edebî ürünlerin daha çok gelişmesine neden olurdu.

İşte, insanların edebî bakımdan en yüksek bir seviyeye ulaştıkları bu devirde fesâhat ve belâgatın en büyük timsali Kur'an-ı Kerim inzal edilerek, herkesin beğenisini kazandığı için Kâbe'nin duvarına asılmaya hak kazanan ve o devrin en büyük edebî ürünleri sayılan "Muallekat-ı Seb'a  (Yedi Askı)"nın değersizliğini ve dolayısıyla, kendi benzerinin yapılamayacağını ispat etmiştir. O gelince, şairler utandıklarından kendi şiirlerini indirmişler, büyüklüğü karşısında dize gelmişlerdi.

Gerçekten harfi, kelime ve cümleleri, onların kullandıkları ile aynı olmasına rağmen Kur'an-ı Kerim'in, Arapların alışılagelen nesir ve nazım formundan ayrı, tamamen kendine has bir üslûbu vardır. Onların nesirlerine, nazımlarına, secî, recez ve şiirlerine benzemeyen bir özelliğe sahiptir. Araplar bu üslûba hayran kalmışlar, onun kendi üslûplarından farklı ve üstün olduğunu itiraf etmişler, kendi kelamlarından onun bir benzerini getirmekten âciz kalmışlardır. Sadece bu özelliği, onun hârikulâde bir eser olduğunu göstermeye yeterlidir.