Muhtelif - 20. Sayfa - Muhkem Mutesabih
Yorum Noktaları:
Bir âyet aklın muhkem verisine, başka bir âyet, tarihin muhkem bilgisine, bir başka âyet de doğal bir olaydan çıkarılan evrensel bilgiye benzer kılınabilir. Bu da ancak ‘sağ duyulu ve bilmede derinlik sahibi’ kimselerin yapabileceği bir iştir.
Şimdi bu farklı durumları, birkaç örnekle açıklayalım; “Bakmıyorlar mı deveye, nasıl yaratıldı!” (88/Ğâşiye, 17. Muhammed Esed şöyle diyor; "Âyette ‘develer" anlamına gelen kelime ‘ibil’dir. Ama bu ismin aynı zamanda "yağmur taşıyan bulutlar"ı anlattığı da unutulmamalıdır. Eğer bu terim âyette "develer" anlamında kullanılmış olsaydı, ona yapılan atıf, öncelikle devenin, dikkat çekici dayanıklılığı, binme, yük taşıma, süt, et ve yün elde etme gibi çok çeşitli işlerde kullanılabilmesi ve çöl ortasında yaşayan insanlar için taşıdığı vazgeçilmezlik gibi sebeplerden dolayı kendileri için daima hayranlık duyulan bir nesne olarak Peygamber’in çağdaşı Araplara hitap etmiş olurdu. Ama "develer"e yapılan atıf, anlamını, belirli bir çevrenin ve belirli bir zamanın insanları ile sınırlamış olacağından, burada hiç dikkate alınmamalıdır. Çünkü Kur’ânda, Allah’ın yarattığı evrenin olağanüstülüklerini gözlemlemek için yapılan çağrı, bütün zamanların ve bütün toplumların insanlarına yöneliktir. Bu nedenle, ibil teriminin burada "develer" için değil, ama "su ile yüklü bulutlar" için kullanıldığını varsaymak için birçok neden vardır: Ayrıca, burada suyun buharlaşması, buharın göğe yükselmesi, yoğunlaşması ve sonunda yere düşmesi şeklindeki olağanüstü devrevî sürece işaret edilmiş olması, ne kadar hayranlık verici ve faydalı olsalar da "develer"e yapılan atıftan çok, daha sonraki âyetlerde gökyüzü, dağlar ve yeryüzünün anılması ile daha fazla uyumludur. Bkz. Kur’ân Mesajı, Gâşiye Sûresi, ilgili âyetin dipnotu.)
Şimdi, gökdelenlerde çalışan, akaryakıtlı araçlardan başka bir ulaşım ve nakil aracı göremeyen çağımızdaki insanlar için bu ‘deve’ örneği ne ifade eder? Hatta, vahyin indiği coğrafyada bugün yaşayan bazı kimseler için bile ‘deve’ uygun bir örnek midir acaba? Oysa, deve vahyin ilk muhâtaplarının hayatını dolduran bir hayvandı. Onlar için çok itaatkâr bir arkadaştı. Kocaman cüssesine rağmen bir çocuğa bile diz çökebilirdi. Kanaatkâr, tasarruflu ve sabırlı bir yardımcıydı. Çölde bulduğu bakır bir teli bile yiyebilir, on beş gün su içmeden durabilir, rutubet kaybetmemek için dilini çıkarmadan dudaklarıyla yayılabilirdi.
Gözünü dünyaya açan her Mekkeli, nakil vasıtası olarak deveyi görmüş, sonra da hayatını ondan kazanmıştı. Çölde onu kılavuz edinmiş, yolculukta eşyasını onun üzerinde taşımış, sırtına binmiş, sütünü içmiş, etini yemiş, derisini giyinmiş, kemiklerini kullanmıştı. Cinâyetlerde, diyeti onun üzerinden hesaplamıştı. Onun için şiirler yazmış, şarkılar bestelemiş, darb-ı meseller söylemişti. Kur’ân, bu nedenle ilk muhâtabının dikkatini ona çekiyordu. Bu nedenle, yukarıdaki âyet, deveyle birlikte yaşayan kimse için, elbette muhkemdi.
Bir başka örnek de sivrisinekle ilgili âyettir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Allah, bir sivrisineği ve onun da üstündekini örnek göstermekten çekinmez.” (2/Bakara, 26). Âyetin kelime kelime anlamı; ‘Sivrisineği ve onun da üstündekini’ biçimindedir. Bazıları, bu anlamı kısmen yorumlayarak, ‘cüsse itibariyle onun üstündekini’ biçiminde Türkçeleştirirler. O zaman, fil ve manda gibi iri hayvanların kastedilmiş olacağını düşünürüz. Bazı yorumcular da, ‘Küçüklükte onun üstündeki’ biçiminde anlam verirler. O zaman vurgulanan küçüklük vasfının üst derecesi olur. Birisinin, “Filan şahıs, insanların en alçağıdır, hatta ondan da fazla” demesi gibi. Bu kez kastedilen hayvanlar farklılaşır. Sivrisinekten daha küçük böcekler gelir akla. Âyet şöyle devam eder: “İnananlar, bilirler ki o, Rablerinden bir gerçektir.”
Bu örneğin anlaşılamayacak bir tarafı yoktur. Ancak doğal âyetler üzerinde kafa yormayan, şartlanmış kimselere bu ifade basit gelebilir. Hatta Kur’ân’ın muhâtapları, bu sözde ilk planda bir derinlik de bulamamış olabilirlerdi. Bu nedenle âyette; kimilerinin “Allah, bir böcekle uğraşıyor” diye, akıllarınca temsili alaya alarak sapkınlıklarını artırdıklarından söz eder; “İnkâra sapmışlar ise ‘Allah bu örnekle ne muradetti?’ derler. Allah birçoğunu onunla saptırır.” (2/Bakara, 26)
Çünkü âyet üzerinde düşünmüyorlar. Sivrisinek örneğini basit buluyorlar. Anlamı bir muhkeme ircâ etmiyorlar. Hatırlanacağı üzere, müteşâbihler kalplerinde eğrilik bulunanların fitne kapılarıydı. Sivrisinekle ilgili âyet şöyle sona erer; “Birçoğunu da onunla doğruya kılavuzlar.”
Bilgi çağı günümüzde, ilgili âyeti, laboratuar tahlilleriyle okuyan kimsenin algısı daha hızlı olabilir. Bu nedenle, “sivrisinek” örneği müteşâbih bilinmesi gerekirken, bu bilgilere ulaşan kimse için muhkem olabilir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi