Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kitabın Tamamı Müteşâbihtir - Muhkem Mutesabih - 22. Sayfa

Kitabın Tamamı Müteşâbihtir:

 

Kendisini muhkem olarak niteleyen Kur’ân, aynı zamanda tamamını müteşâbih olarak da niteler; “Allah, sözün en güzelini, müteşâbih, ikişerli bir Kitap halinde indirdi.” (39/Zümer, 23).  Çünkü çelişkisizdir. Yani, bütün âyetler o konudaki ana âyetlere benzeşirler. Anlam itibarıyla olduğu gibi, lafzen de birbiri ile benzeşir. Bunlar lafzî benzerlik taşıyan (müştebih) âyetlerdir. Söz ya aynen, ya aynı lafızların yer değiştirmesi ile, ya da kıssalarda olduğu gibi kısmî lafız değişimleriyle tekrar edilir. (Bkz. 55/Rahmân, 10-77; 2/Bakara, 58; 7/A’râf, 161). Benzetimli, ikiz bölümlerden oluşur.

Ayrıca, Fâthâ Sûresini ümmü’l-Kitâb olarak görürsek, geriye kalan yüz on üç sûreyi de ona benzer bilmek yanlış olmayacaktır. Kitabın tamamı, hiç anlamayan için de müteşâbih bilinmelidir. Nitekim bir çocuk okuduğu her şeyi anlayamaz. Bu nedenle rüşt çağına kadar, Kur’ân onu ahkâmından sorumlu tutmaz. Çünkü rüştünden önce, okuduklarının pek azını anlayacaktır. Kur’ân’ın hepsini müteşâbih bilmesi gerekli olacaktır. Fakat idrâki geliştikçe, onun için muhkemleşenler artacaktır. Âyetler muhkem hâle geldikçe de zaten ahkâmla ilgili sorumluluğu artacaktır.

Kitabın tamamı, kendi dilinden okumayan kimse için de müteşâbih bilinmelidir. Bu durumda benzeteceği muhkemler, fıtratındaki muhkem bilgilerdir. Okuduğu şeyin adâleti isteyeceğini, zulmü kınayacağını bilmelidir. Kitabın bazı bölümleri kimi dinleyenlere muhkem gelmeyebilir. Bu durumun akla gelen ilk sebebi, okuyucunun kendisinde, diğeri de sözde olmasıdır. Okuyanın anlama düzeyi ve kültür farklılığı, sözün de tedrîcî, mücmel, temsîlî, tarihî, gaybî vs. olması hüküm çıkarmayı zorlaştırır. Toplumlar da böyledir. Onların çocukluk ve adamlık dönemleri olur. Elçiler, özellikle son elçi, müteşâbihlerle sapan bir toplumu uyarmıştır. Netice itibariyle şunu söyleyebiliriz. Makulat âlemindeki, başka bir ifadeyle levh-i mahfuzdaki, muhkem âyetler, mahsûsât âlemine inince, zaman ve mekân probleminden dolayı müteşâbih olarak ayrışır. Bunlar birbirine benzediği halde, pek anlamayanlara nâsih mensuh görünür. Makulat âlemindeki te’vilini bilenler, hepsini de muhkem görürler.