Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müteşâbih; Anlam ve Mâhiyeti Müteşâbih - İslami Bilgiler - Muhkem Mutesabih - 3. Sayfa

Müteşâbih; Anlam ve Mâhiyeti

 

Müteşâbih: Birbirine benzeyen birey ve cüzleri bulunan şeyler, kendisinde karışıklık ve iltibas bulunan şey; Kur'ân-ı Kerim'de mânâsı kapalı, birçok anlama gelebilen, tefsirinde güçlük çekilen âyet veya kelimelerdir. Bunlara müteşâbihât denir. Bunların hangi mânâya geldikleri yalnız kendilerinden anlaşılmaz. Başka hâricî bir delile ihtiyaç gösterirler. "Müteşâbih"in karşıtı "muhkem"dir. Allah'ın sıfatları, kıyâmetin durumu, Cennet nimetleri, Cehennem azâbı vs. hakkındaki lafızlar müteşâbihtir.

Bir âyette; "Allah, sözün en güzelini müteşâbih ikişerli, bir kitap halinde indirdi" (39/Zümer, 23) buyurularak Kur'ân'ın tamamının müteşâbih olduğu belirtilmektedir. Burada müteşâbih, benzeşme anlamında kullanılmıştır (Fahruddin er-Râzî, et-Tefsîru'l-Kebîr, Tahran (t.y), VII, 17). Kur'ân'ın baştan sona lafızları, anlatım üslûbu ve mânâları birbirine benzemekte ve birbiriyle uyum içerisindedir. Kur'ân'ın bir âyeti, başka bir âyetiyle çelişmez.

Başka bir âyette ise, Kur'ân-ı Kerim âyetleri muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır: “Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir/benzeşenlerdir. Kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık te’vilini/yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun te’vilini Allah'tan başkası bilemez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşün(e)mez.” (3/Âl-i İmrân, 7). Bu âyette müteşâbih, muhkem'in karşıtı olarak kullanılmıştır. Muhkem, mânâsı apaçık anlaşılan âyetlerdir. Ayrıca "kitabın anası -ummu'l kitab-” olarak vasıflandırılmaları Arap dili açısından diğerlerinin anlaşılmasında başvurulacak kaynak anlamına gelir ve diğerlerinden sayıca daha çok olduklarını gösterir (Ebû İshak eş-Şâtibî, el-Muvâfakat, Beyrut 1975, III, 86).

Müteşâbihler ise, birden fazla anlama gelebilen veya mânâsında kapalılık bulunan âyetlerdir. Müteşâbihlik ya lafız yönünden, ya mânâ yönünden ya da her ikisi yönünden olur. Lafızda müteşâbihlik ya kelimede, ya da cümlede olur. Kelimenin garip bir kelime olması veya birden fazla anlama gelmesi onu müteşâbih kılar. Cümlede müteşâbihlik ise, cümlenin kuruluşunda takdim-te’hîr gibi cümlenin üslûbundan kaynaklanan durumdur.

Mânâ yönünden müteşâbihlik; Allah'ın sıfatları, kıyâmet ile ilgili hususlar gibi insan aklının künhüne varmaktan âciz olduğu hususlardır. Hem mânâ, hem de lafız yönünden müteşâbihler ise; âmm-hâs, nâsih-mensûh ve mübhematu'l-Kur'ân'ı ilgilendiren hususlardır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fi Ğaribu'l-Kur'an, Beyrut (t.y),  s. 254).

Geniş anlamıyla müteşâbihlerin kapsamına yukarıda anlattığımız hususların hepsi girmesine rağmen, özel ve yaygın anlamıyla müteşâbih, Allah'ın sıfatlarını konu alan âyetlerdir. Kur'ân-ı Kerim Allah hakkında istivâ, vech (yüz), yed (el), ayn (göz) gibi sıfatlardan bahsetmektedir. Allah hakkında kullanılan bu sıfatlar zâhirleri üzere mi kabul edilecekler; yoksa te'vil mi edilecekler? Âlimler arasında bu hususlar tartışma konusu olduğundan, müteşâbih derken ilk akla gelen hususlar bunlar olmaktadır.

Selef âlimleri bu sıfatları zâhirleri üzere kabul eder, te'vil etmezlerdi. Onlara göre bu sıfatları te'vil etmek, meselâ "istivâ"ya "istilâ" demek "vech"e Allah'ın zâtı; "yed"e Allah'ın kudreti gibi anlamlar vermek, bu sıfatları ta’tîl (işlevsiz kılma) ve onları yok saymaktır.

Selef âlimleri bunu söylerken, Allah'ın elinin bizim elimize benzediğini ya da Allah'ın cisim olduğunu kasdetmezler. “Nasıl Allah'ın zat ve sıfatlarını bilmiyorsak, sıfatlarının da keyfiyetini bilemeyiz” derler. İmam Mâlik'in, "istivâ"nın ne olduğunu soran birine; "İstivânın keyfiyeti akıl ile bilinemez. İstivâ'nın dildeki anlamı ise meçhul değildir. Ayrıca buna iman etmek vâcip, hakkında soru sormak ise bid'attir" şeklindeki cevabı meşhurdur (Beyhakî, Kitabu'l-Esmâ ve's-Sıfât, Mısır 1358, s. 408).

Bu sıfatları ilk te'vil eden fırka, Mu'tezile olmuştur. Daha sonra Müteahhirûn diye bilinen Ehl-i Sünnet kelâmcıları, Mutezileye uyarak bu sıfatları te'vil etmiş ve "onları zâhirleri üzere kabul edersek, bu bizi teşbih ve tecsime götürür" demişlerdir. (2)