Muhtelif - 4. Sayfa - Muhkem Mutesabih
Kur'ân-ı Kerim'de Muhkem ve Müteşâbih Kavramı
Kur’ân-ı Kerim’de “muhkemetun” kelimesi Muhammed sûresi, 20. âyette; “muhkemât” şeklinde çoğul olarak da Âl-i İmrân sûresi 7. âyette geçmektedir. “Muhkem” kelimesinin türediği h-k-m (hukm) ve türevleri ise Kur’ân-ı Kerim’de tam 210 yerde geçer. “Müteşâbih” ve çoğulu ise toplam 5 yerde (2/Bakara, 25; 3/Âl-i İmrân, 7; 6/En’âm, 99, 141; 39/Zümer, 23), bu kelimenin türediği ş-b-h ve türevleri ise Kur’ân-ı Kerim’de toplam 12 yerde kullanılır.
Muhkem ve müteşâbih kelimeleri Kur’an’da değişik anlamlarda kullanılmıştır. Buna göre:
1) Kur’an’ın tamamı muhkemdir. “Elif, Lâm, Râ. Bu kitap öyle bir kitap ki, onun âyetleri muhkem kılınmıştır.” (11/Hud, 1). Bu âyete göre Kur’an’ın bütün âyetleri muhkemdir. Bundan kasıt; onun hak kitap olduğunu, onda bir eksiklik bulunmadığını, lafızlarının fasih, mânâlarının sahih, bütün âyetlerinin ise hikmetle dolu olduğunu bildirmektir.
2) Kur’an’ın tamamı müteşâbihtir. “Allah en güzel sözü indirmiştir. O müteşâbih bir kitaptır.” (39/Zümer, 23). Bu âyete göre Kur’an’ın hepsi müteşâbihtir. Müteşâbih kelimesi birbirine benzer mânâsındadır. Buna göre bu âyetteki müteşâbihten kasıt; Kur’an’ın bütün âyetleri güzellik, doğruluk ve hidâyeti gösterme bakımından birbirine benziyor demektir. Her âyetin bir mânâsı vardır. Fakat bu mânâlar hiç bir zaman birbirine zıt değildir.
3) Kur’an’ın bir kısmı muhkem, bir kısmı ise müteşâbihtir. “Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise müteşâbihtir/benzeşenlerdir. Kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık te’vilini/yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun te’vilini Allah'tan başkası bilemez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşün(e)mez.” (3/Âl-i İmrân, 7)
Yani Ey Muhammed! Kur’an’ı sana Allah indirdi. Hiç kimsenin bu konuda şüphesi olmasın. Bu kitabın içerisinde birbirine zıt hiçbir hüküm yoktur. Âyetleri birbirleriyle çelişkili değildir. Kur’an’daki âyetlerin bir kısmı muhkemdir ki onlar kitabın temeli ve esasıdır. Bunlar mânâsı ve tefsiri bilinen, tek mânâ ifâde eden, başka anlam verilemeyen, mânâsı tahrif edilip saptırılamayan, başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulmadan anlaşılan, haramı, helâli, emirleri, nehiyleri, vaadi, tehdidi, cezaları, ögütleri ve ibretleri belirten, nesheden, kendisiyle amel edilen âyetlerdir. Kur’an’ın çok az bir kısmı da müteşâbihtir. Bunlar gerçek mânâsını Allah’tan başka kimsenin bilmediği, birkaç mânâya gelen, anlamı tahrif edilmeye, değişik mânâlar verilmeye müsait olan, anlaşılması için başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulan, Kur’an’ın yeminlerini ve misallerini anlatan, neshedilen ve kendisiyle pratik hayatta amel edilmeyen âyetlerdir. Kalplerinde şüphe hastalığı bulunan, hakkı istemeyen kimseler, müslümanlar arasında fitne çıkarmak için müteşâbih âyetleri hevâ ve heveslerine göre te’vil ederler. Halbuki müteşâbih âyetlerin gerçek te’vilini Allah'tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olan kimseler ancak Allah’ın dilediği oranda cüz’î bilgiye sahip olurlar. Onlar şöyle derler: "Biz, muhkemiyle müteşâbihiyle Kur’an âyetlerinin tamamına iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır. Aralarında hiçbir çelişki yoktur. Akıl sahiplerinden başkası böyle düşünmez."
“Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir/benzeşenlerdir. Kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık te’vilini/yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun te’vilini Allah'tan başkası bilemez. İlimde râsih olanlar (derinleşenler) ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşün(e)mez.” (3/Âl-i İmrân, 7)
“Elif, Lâm, Râ. Bu kitap öyle bir kitap ki, onun âyetleri muhkem kılınmıştır.” (11/Hud, 1)
"Allah, sözün en güzelini müteşâbih, ikişerli bir kitap halinde indirdi." (39/Zümer, 23)
“İman etmiş olanlar ‘Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı!’ derler. Ama hükmü açık (‘muhkemetun’ müteşâbih olmayan, muhkem) bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelsin!” (47/Muhammed, 20)
“İman edip sâlih amel işleyenler için, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildiği vakit, ‘bu, bundan önce dünyada bize verilenlerdendir’ derler. Ve bu rızık onlara bazı yönlerden dünyadakine benzer olarak (müteşâbih) verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler vardır. Ve onlar orada ebedî kalacaklar.” (2/Bakara, 25)
“O gökten suyu indirendir. İşte Biz, bitip gelişen her bitkiyi onunla yetiştirdik. O bitkiden bir yeşillik çıkardık ki, ondan birbiri üzerine binmiş dâneler çıkarttık. Hurmanın tomurcuğundan sarkan, (koparmak isteyene yakın) salkımlar; üzüm bağları, bir kısmı birbirine benzeyen (müştebih) bir kısmı da benzemeyen (ğayru müteşâbih) zeytin ve nar bahçeleri çıkardık. Meyve verilirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda iman eden bir toplum için âyetler/ibretler vardır.” (6/En’âm, 99)
“Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde (müteşâbih ve ğayru müteşâbih) zeytin ve narları yaratan O’dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah, israf edenleri sevmez.” (6/En’âm, 141)
“Bilmeyenler dediler ki: ‘Allah bizimle konuşmalı, ya da bize bir âyet (mûcize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalpleri (akılları) birbirine benzedi (teşâbehet). Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik.” (2/Bakara, 118)
“Yâ Mûsâ! Rabbine duâ et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, zira o, bizce karıştı (Başka ineklere benzer oldu, ‘teşâbehe’). Biz, inşâallah emredileni yapmaya yol buluruz’ dediler.” (2/Bakara, 70)
“De ki: Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki: Allah’tır. O halde, O’nu bırakıp da bizzat kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz? De ki: Körle, gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu? Yoksa O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi (teşâbehe) göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, güçlüdür ve kahredicidir.” (13/Ra’d, 16)
İslami Okul Okulların En Önemlisi