Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müteşâbihteki Gizliliğin Belirdiği Yönler - Muhkem Mutesabih - 9. Sayfa

Müteşâbihteki Gizliliğin Belirdiği Yönler:

 

Müteşâbihteki gizlilik şu yönlerde belirebilir:

1) Müteşâbihliğin Sadece Lafızda Olması: Müteşâbih olan lafız ya müfred veya mürekkeb olabilir. Müfreddeki gizlilik ise kelimenin garabetinden veya müşterek olmasından ileri gelebilir. Mürekkebdeki gizlilik ise mürekkebin muhtasar olmasından, itnab veya tertib cihetlerinden olabilir. Şimdi bunlara birer örnek verelim: Garabeti ve az kullanılması sebebiyle müfred lafızdaki teşâbühe örnek: 80/Abese, 31. âyetteki “Ebben” kelimesi bu âyeti tâkip eden âyet yardımıyla hayvanların otladığı merâ mânâsına kullanıldığı anlaşılmaktadır. Müşterek olması sebebiyle teşâbühe örnek; 37/Sâffât, 93. âyetindeki “yemîn” kelimesi sağ el, kuvvet ve kasem mânâları arasında müşterektir. Bu üç mânâdan hangisi verilirse verilsin mânâsı câiz olur. Mürekkebdeki teşâbühe örnek: “Elhamdu lillâhillezî enzele alâ abdihi’l-kitâbe ve lem yec’al lehû ıvecen kayyimen” (18/Kehf, 1). Bu âyetteki gizlilik “ıvecen” kelimesiyle “kayyimen” kelimelerindeki tertibdedir. Eğer bu tertib şöyle olsaydı daha zâhir olurdu: “Elhamdu lillâhillezî enzele alâ abdihi’l-kitâbe kayyimen velem yec’al lehû ıvecen” (Menâhil, 175). 

2) Müteşâbihliğin Sadece Mânâda Olması: Bu kısmın açık örneklerini, Allah’ın sıfatları, kıyâmetin ahvâli, cennet nimetleri, cehennem azabı gibi hususlar teşkil eder. Çünkü insan aklı, Yaratanın sıfatlarının hakikatını ve diğer hususların durumunu ihâta edemez (Menâhil: 175).

3) Müteşâbihin Hem Lafız Hem de Mânâda Oluşu: Bunun için de pek çok örnekler vardır. Meselâ: “İyilik evlere arkalarından gelmeniz değildir.” (2/Bakara, 189). Eğer bir kimse Arapların câhiliyye dönemindeki âdetlerini bilmezse Kur’an’ın bu nassını anlamaya muvaffak olamaz. Bu gibi âyetlerin anlaşılması hem lafızlara hem de mânâlara ait tarihi, ictimaî, ahlâkî vs. gibi birçok şeyin bilinmesine bağlıdır. Câhiliyye devrinde Araplar ihrama girdiklerinde evlerine kapılarından girmezler, duvardan bir delik açıp oradan girip çıkarlardı. Cenâb-ı Hak bunun için bu âyeti inzal etti. Bu âyetin hem lafzında ihtisardan dolayı bir teşâbüh, hem de mânâsında bir teşâbüh vardır. Eğer lafız “İyilik hac veya umre ihramında olduğunuz halde evlere arkalarından gelmeniz değildir.” şeklinde olsaydı daha açık olurdu. Câhilî Arap âdetini bilmezsek bu âyete bir mânâ verme imkânına da sahip olamayız (İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü, s. 132). 

Müteşâbih olan sıfatlar konusunda ulemâ iki görüşe ayrılmıştır.

1) Selef Mezhebi: Allah’ın isim ve sıfatlarını teşbih, te’vil, ta’tiyl, tekyif ve temsil etmeden, olduğu gibi iman ederler. Bu konuda hiçbir yorum yapmazlar. Onlara göre Allah’ın isim ve sıfatları zâtına bağlıdır. Allah’ın zâtının mâhiyetini bilemeyeceğimiz için bu isim ve sıfatların mâhiyetini de bilemeyiz. İmam Mâlik b. Enes’e istivâ hakkında sorulduğunda şöyle demiştir: “İstivâ mâlumdur, keyfiyeti meçhuldür, ondan sual etmek bid’attir. Senin kötü bir insan olduğunu zanndiyorum, onu benden uzaklaştırın.”

2) Halef Mezhebi: Allah’ın isim ve sıfatlarını Arap dil kaidelerine uygun olarak zâtına lâyık bir şekilde te’vil ederler. Halef mezhebinin öncüleri İmamu’l-Harameyn, Abdu’l-Melik b. Ebi Abdillah b. Yusuf b. Muhammed el-Cüveynî eş-Şâfiî, Ebu’l-Meâlî (478/1085) ve ona tâbi olanlardır.