Muhtelif - 2. Sayfa - Nisyan Unutma
Nisyân/Unutma; Anlam ve Mâhiyeti
Nisyân, Arapça bir kelime olup unutma anlamındadır. Nisyân/unutma: hatırlama ve ezberin zıddı anlamına gelmektedir. Kur’an’da da bu anlamın yanında, şu mânâlar için de kullanılır: Yeni bir çabayı gerektirecek şekilde bir şeyin kalpten ve bellekten kaybolması veya insanın, ya düşünce zayıflığından veya gaflet ve kasıttan dolayı kendisine emânet bırakılan bir şeyi unutuluncaya kadar terk edip anmaması, ihmal etmesi.
Hatırlamanın insan hayatında önemli yeri vardır. Çünkü hatırlamamız, önceki tecrübelerimizden oluştuğu için, gelecekte önümüze çıkacak problemlerimizi, zihnimizin geçmişte edindiği bu engin deneyimleri sâyesinde çözebiliriz. Hatırlamanın birçok faydasının yanında, Kur’an vâsıtasıyla geçmiş ümmetlerin başına gelen felâketleri, hesap günü ve cehennem gibi çetin merhaleleri hatırlayarak iyi ve hayırlı işlere yönelmemizde etkin bir rol oynamaktadır. Bundan dolayı hatırlama, insanı iyiye yönlendirmede azımsanamayacak kadar büyük bir öneme sahiptir. Kur’an, birçok âyetin bitim noktasında, ibâdete teşvik etmek amacına yönelik olarak, kişiyi Allah’ın verdiği nimetleri ve gönderdiği hidâyeti hatırlamaya dâvet etmektedir.
Genellikle hatırlama gücünün bir zaafı olarak meselelere önem vermemekten ve biyolojik yıpranmadan dolayı meydana gelen hata ve unutkanlığın, biyolojik izahı şöyle yapılmaktadır: İnsan organizmasının en önemli bölümünü teşkil eden beyin, 18 yaşına kadar gelişimini tamamlamaktadır. Bu yaşta beyin, yaklaşık olarak 10-11 milyar sinir hücresine sahip olup tabiatın en mükemmel ve en karmaşık yapısı halinde kafatasımız içinde yerleşik bir halde bulunmaktadır. Bu yaştan sonra, beyin ihtiyarlamaya, eskimeye başlar. İnsandaki düşünme kabiliyetini sağlayan ve insanın çevresine uyumunu temin eden beyin hücreleri, bir daha yerine gelmemek üzere giderek eksilmeye başlar. İnsan zekâsı, 20 yaşını geçtiğinde 16; 80 yaşını geçtiğinde ise 12 yaş düzeyine inmektedir. “Kimi uzun ömür ile yaşatırsak, yaradılışını tersine çevirip değiştiririz. Hâlâ akletmezler mi?” (36/Yâsin, 68) âyeti, insanın bu biyolojik yıpranmasına işaret etmektedir. İslâm hukuku kişideki fıtrat kanunlarını göz önüne alarak 70 yaştan sonrasını ateh (bunama) yaşı olarak kabul etmektedir. (Ateh, kişide meydana gelen aklın bozulmasını, hâfızanın zayıflamasını gerektiren bir âfettir. Bu zaafa uğrayanın bazı sözleri akıllılara, bazıları da deli sözlerine benzer. Bu yüzden ma’tûh, idrâki zarara uğrayan, sözleri karmakarışık, tedbiri bozuk olan biri olarak tarif edilir.) Ateh yaşı olan 70’e varanın, karînelere (söz ve davranışlarına) bakılarak ateh devresinde olduğu tesbit edildiğinde -ehliyeti tamamıyla zaafa uğrayacağı gerekçesiyle- temyiz kabiliyetini hâiz bir çocuk gibi muâmeleye tâbi tutulmaktadır. İslâm hukuku bu devrede kanunî bir hak olarak kendisine bir vasî tayin etmeyi hükme bağlamaktadır. Bu durumda olan kişinin mahrum kaldığı hak ve vazifelerle, sahip olduğu hak ve vazifeler, mümeyyiz bir çocuğun hak ve görevleri gibidir.
70 Yaşındaki insan beyni hücrelerinin zayıflamasının, yaklaşık olarak bülûğ yaşına tekabül etmekte olması, İslâm hukukçularının ateh konusunda takdir ettikleri yaşın, bugün kabul edilen anlayışa tam olarak uygun düştüğünü göstermektedir. Bu da İslâm hukukçularının derin ferâsetini göstermektedir. (1)
Unutkanlığa mâruz olmak, insanın problemlerinden, zayıflık ve âcizlik yönlerinden birisidir. Kur’an, birçok âyette unutkanlığı dile getirmektedir. Hatırlamanın, insanın bilimsel ve pratik hayatında da önemi vardır; dinî açıdan da kendisi için büyük fayda sağlamaktadır. İnsanın sürekli olarak Allah’ı, O’nun yüceliğini, hayatta kendisine verdiği sayısız nimetleri, âhireti, hesap gününü, onu bekleyen sevap ve cezayı hatırlaması, insan için çok önemlidir. Çünkü bu hatırlama, onu takvâya ve sâlih amellerde bulunmaya ve üstün ahlâka sevk edecektir. O halde hatırlama, hem âhiret hem de dünyada insana hayırların gerçekleşmesi için yararlıdır. Kur’ân-ı Kerim, birçok âyetinde Allah’ı, O’nun yaratıklardaki âyetlerini, peygamberlerin getirdikleri delilleri ve hidâyeti, müjdeledikleri ve korkuttukları şeyleri hatırlamaya teşvik etmektedir. Kur’an’da; “...hatırlamaz (öğüt almaz) mısınız?”, “...umulur ki hatırlarlar (öğüt alırlar)”, “...ne de az hatırlıyorsunuz?”, “...hatırlamazlar (öğüt almazlar) mı?”, “...umulur ki hatırlarlar”, ...sağduyu sahiplerinin hatırlaması için”, “...sadece sağduyu sahipleri hatırlarlar” ifadeleri çokça tekrarlanmaktadır.
Kur’an’da birçok âyet, insanlara, tevhid inancını, âhiretteki diriliş ve hesabı, unuttukları ve gâfil oldukları önceki peygamberlerin öğretilerini hatırlatması için Allah’ın Hz. Peygamber’i gönderdiğini, ona Kur’an’ı indirdiğini ifade etmektedir. “(Bu,) kendisiyle insanları uyarman, mü’minlere öğüt vermen için sana indirilen bir Kitaptır. Onun için (bunu tebliğ ederken kâfirlerin inkârından ötürü) kalbinde bir sıkıntı olmasın! Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun ve O’ndan başkasını dostlar edinip peşlerine düşmeyin. Ne kadar da az hatırlıyor (öğüt alıyor)sunuz!” (7/A’râf, 2-3) “Bu (Kur’an), insanlara bir tebliğdir. (İnsanlar,) bununla uyarılsınlar. O’nun yalnız tek ilâh olduğunu bilsinler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir).” (14/İbrâhim, 52) “...Senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar.” (28/Kasas, 46) “Ama yine de hatırlat, çünkü hatırla(t)mak, mü’minlere fayda verir.” (51/Zâriyât, 55) “Hatırlat (öğüt ver), çünkü sen ancak hatırlatıcısın (öğüt vericisin).” (88/Ğâşiye, 21)
Hatırlamanın, insan hayatında büyük önemi vardır. Çünkü önceki bilgi ve haberleri, önceki öğrendiklerimizi hatırlamak, gelecekte bizim karşılaşacağımız yeni problemleri çözmemizi mümkün kılacaktır. Nitekim yeni bilgileri kazanmada, yeni realiteleri keşfetmede, geçmişte edindiğimiz bilgilerimiz yardımcı olmaktadır. Bu ise, insana ait bilimsel ve kültürel gelişim aşamasında önemi hâiz olan bir durumdur. Unutkanlık, Kur’an ışığında değerlendirildiğinde şu kısımlara ayrılır:
1- İnsan zihninde olaylar, şahıs isimleri ve insanın daha önce edindiği çeşitli bilgilerle ilgili meydana gelen unutkanlık. Bu tür unutkanlık, insanların başına gelen normal unutkanlık olup bilgilerin birikimi ve kompleksliği sonucunda meydana gelmektedir. Psikologlar, bu çeşit unutkanlık üzerinde faydalı etüdlerde bulunmuş ve onu bilgilerin kompleksliğine bağlamışlardır. Onlar, unutmayı; geriye ket vurma, ileriye ket vurma şeklinde ikiye ayırırlar. Geriye ket vurma, elde edilen yeni bilgilerin önceden elde edilen bilgileri zayıflatmaya götürmekle oluşur. İleriye ket vurma ise, yeni öğrendiğimiz şeyleri hatırlamada eskiden öğrendiğimiz âdet ve alışkanlıklarımız, faâliyetlerimiz ve eski bilgilerimizin engellemesiyle oluşur. Geçmiş bilgi ve performans, yeni öğrendiğimiz bir meseleyi öğrenmeyi zorlaştırır. Oysa eğer geçmiş bilgi ve performansınız daha az olmuş olsaydı, bu yeni şeyi öğrenmeniz daha kolay olurdu. Bu yüzden çocuklar, geçmiş olayların detaylarını hatırlamakta büyüklerden daha güçlü olmaktadırlar. Kur’an, bu çeşit unutkanlığa şöyle işaret etmektedir: “Sana Kur’an’ı okutacağız, unutmayacaksın.” (87/A’lâ, 6)
2- Sehv (hata) anlamındaki unutkanlık: insanın herhangi bir yerdeki bir şeyi unutması veya herhangi bir şahıs ile çeşitli şeyleri konuşmayı arzu etmesiyle birlikte konuşma sırasında bir kısmını dile getirip diğer bir kısmını unutması gibi. Ancak bu unuttuklarını çoğunlukla sonradan hatırlar. Kur’an’ın, Hz. Mûsâ ile beraber, kendisinden ilim almak için sâlih bir kulla buluşmaya çıktığı genç arkadaşından bahseden şu ifadesi, bunun örneğidir: “(Genç adam:) ‘Gördün mü, dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu. O (balık), şaşılacak bir şekilde denizin içinde yolunu tutup gitmişti.” (18/Kehf, 63). Hz. Mûsâ’nın birlikte olduğu Alah’ın ilim verdiği sâlih kula söylediği şu söz de bunun örneğidir: “Mûsâ, ‘unuttuğum şeyden ötürü beni kınama, işimde bana güçlük çıkarma’ dedi.” (18/Kehf, 73) Bu çeşit unutkanlığı da, ileriye ket vurma şeklinde yorumlamak mümkündür.
3- Herhangi bir işte özenin kaybolması anlamındaki unutkanlık: Unutkanlığın bu çeşidi, şu âyetlerde belirtilmektedir: “Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu.” (9/Tevbe, 67) “Allah’ı unuttular”ın anlamı, Allah’ın emirlerine itaat hususundaki özenleri kaybolduğundan O'na olan itaati unuttular şeklinde anlaşılmalıdır. “Allah da onları unuttu”nun anlamı ise, Allah, onlardan ihsânını kaldırdı, onları kendi başlarına bıraktı anlamındadır. Şu âyetlerdeki ifadeler, bu tür unutkanlık örneklerindendir: “Şu, Allah’ı unuttuklarından dolayı (Allah’ın da) onlara kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın...” (59/Haşr, 19) Âyette geçen “kendi nefislerini unutturduğu”, "kendileri için dünyada bir hayır ve sâlih amel yapmazlar, kendi hayırlarını, kendilerine yararlı olmayı unuturlar" anlamındadır. Hz. Âdem’e nisbet edilen unutkanlık da bu çeşittendir. “Andolsun Biz, önceden Âdem’e (o ağaçtan yememesini) ahid vermiş, tavsiye etmiştik; (Bizim tavsiyemizi) unuttu. Biz onda bir azim (sabır ve kararlılık) bulamadık.” (20/Tâhâ, 115) Bunun anlamı, Hz.Âdem’in kalbinin bir an bile olsa, Allah'a karşı olan sorumluluğundan gevşeklik göstermesi, Allah’ın nehyettiği şeyi unutmasıdır. Bu yüzden şeytan ona vesvese verdi, saptırdı ve yanlışa düşürdü.
İslami Okul Okulların En Önemlisi