Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 12. Sayfa - Nur

Kur'an ve Peygamber Nur ve Münîr (Aydınlatan) dir

 

Kur'an-ı Kerim ve onu tebliğ eden peygamber; insanları şirkin, putperestliğin, cahilî hayatın karanlığından kurtarıp hidayet aydınlığına ulaştıran bir nurdur. (Bkz. 35/Fâtır, 25; 25/Furkan, 61; 33/Ahzâb, 46)

Nur, genel adlarından biri de "Kitab" olan vahyin genel adlarından biridir. (bkz. 7/A'râf, 157; 64/Teğâbün, 8; 4/Nisâ, 17; 6/En'âm, 91) Kitapla nur arasında çok sağlam bir ilişki vardır ve bu iki kavram, hidayet için temel değerlerdir. (bkz. 5/Mâide, 15; 6/En'âm, 91; 42/Şûrâ, 52) Vahiy ve özellikle Kur'an, hem nur, hem de münîr (nurlandıran, ışık saçan) olarak nitelendirilmektedir. (3/Âl-i İmran, 184; 35/Fâtır, 25) Vahye karşı çıkanların sahip olmadıkları en önemli değer, "kitab-ı münîr (nurlandıran, aydınlık getiren kitap)dir.

Vahyin tebliğcisi olan Hz. Peygamber; şâhid, müjdeci, uyarıcı, davetçi olmanın yanı sıra bir sirâc-ı münîr (aydınlatan, ışık saçan kandil) olarak da anılır. (33/Ahzâb, 45-46) İlginçtir ki, Kur'an bu sirâc (kandil) sıfatını bir de güneş için kullanır. (25/Furkan, 61; 71/Nuh, 16) Buna dayanarak diyebiliriz ki, madde dünyası için güneşin yeri ne ise, ruh ve mânâ dünyası için Rasülüllah'ın yeri odur. Bu anlamda vahiy ve rasül, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiş ilahî lütuflardır. (5/Mâide, 16; 14/İbrahim, 1; 33/Ahzâb, 43; 57/Hadîd, 3; 65/Talak, 1)

Nur kelimesi, fiil olarak Kur'an'da hiç kullanılmaz. Nur, hissedilen ışık anlamında geçmekle birlikte, daha çok manevî ışık için kullanılır. Vahiy (A'raf, 157), hidayet, tevfik ve lütuf (24/Nur, 40; 39/Zümer, 22) anlamlarında zikredilir. İki ayette "nûrullah"  tabiri geçer ki "Allah'ın dini, hücceti veya Kur'an"  diye tefsir olunur. Mü'minlerin uhrevî nurları vardır (57/Hadîd, 12). Birkaç  ayette  nur  ve  hüdâ  kelimeleri  birlikte  kullanılır  (6/En'âm, 91; 5/Mâide, 44, 46)  ki, bu da, nur'un hidayet'ten başka bir şey olduğunu gösterir; ama bunların çok yakın kavramlar olduğuna da işaret eder.

Unutkanlığı ve gafletiyle kalbini, aklını ve duyularını bir gece haline getiren insanda fecrin doğması için Allah, nurunu, yani kitaplarını gönderir. Kitabın ayetleri bir nur hüzmeleri halinde gelir ve insanın duyuları aracılığıyla kalbine yönelir. Eğer insan inat etmez ve kalbini aydınlatmak isterse duyularını açar ve kalbindeki  karanlığı  giderir.  Eğer,  iç gözünü ve kulağını iyice mühürler, kalbine de kalkmaz bir ağırlık yerleştirirse, nur huzmeleri böyle gözlerden ve kulaklardan giremez, kalbe ulaşamaz. Bir taş haline gelir böyle insanların kalbi, hatta taşlardan daha kesif; çünkü, taşlarda da belli oranda nur vardır. Böyle insanlarda ise, nurdan eser yoktur. Onlar, yaktıkları ateşleri, sözgelimi, Kur'an'ın diliyle "savaş ateşleri"ni gerçek nur sanırlar; cehennemi gerçek nur sanırlar; bu ateşlerin ışığında gitmeye çalışırlar; aslında, karanlıkta yol almaktadırlar ve sonunda cehennemin ateşine düşerler.

Duyularını ve kalbini Allah'ın nuruna açan insanlarda ise kalp nurlanır; Ay'ın, Güneş'in, ağaçların, çiçeklerin, taşın, toprağın, otların, göklerin ve yerin saçtığı nurlar, yeryüzünde ve evrende cereyan eden tüm olayların yansıttığı nurlar, Kur'an'da kümelenen aynı nurlarla birlikte kalbindeki geceyi gündüz yapar ve bu insanda  iman  meydana  gelir.  Bu  imanın  ışığında  gider artık o; demek ki, iman da bir nurdur;  Yani,  nur  nuru  oluşturmakta,  nur  üstüne  nur  meydana

gelmektedir. Kuşkusuz, nurlanan, imanın nurunda giden bir insanla, nuru örtmek demek olan küfürde yarışan insan bir olmayacaktır. "Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkmayan kimse gibi olur mu?" (6/En'am, 122)