Nurun Karşıtı Karanlıklar - 9. Sayfa
Nurun Karşıtı Karanlıklar, Sayısız Denecek Kadar Çoktur
Nur'un karşıtı olan "zulmet", aydınlanabilen şeyde nur'un, ışığın olmamasıdır. Arapça'da zulmet, aynı zamanda "noksanlık" demektir. Zulmet, Kur'an'da kullanıldığı 23 yerin tamamında çoğul halde, "zulumât" şeklindedir. Bu da, karanlığın bir ışık yokluğu ve bir iğretilik olduğunu gösterir. Bundan şu anlaşılır: Nuru kaybetmek veya ona sırt dönmek, insanı sayısız alternatiflerle yüz yüze getirerek şaşırtır, bocalatır ve buhrana mahkûm eder. Işığı kaybetmek, kaosa düşmektir ve kaos, tek olan çıkış yolunu çok hale getirerek insanın tereddütlere ve iç acılarına yenik düşmesine yol açar. Tevhid, nurdur ve tek yoldur, bocalatmaz; şirk çokluktur, seçim yapılamayacak giriftlikte yollar kavşağıdır, karmaşadır. Tevhid, mutluluk ve güven; şirk ise bunalım ve huzursuzluktur. Hak, doğru tektir; yanlış ise sayısız denilecek kadar çoktur.
Elmalılı bu konuda şöyle der: Dünyada çok zulmet (karanlık) vardır. Bütün bu karanlıkları ortadan kaldıracak nur ise, birdir ki, o da Hakk'ın nurudur (24/Nur, 35). Herhangi bir konuda Hakk'ın nuru bulunmayınca insanı her tarafından sayısız karanlıklar kaplar. Hakk'ın nuru ortaya çıkınca da o karanlıklar kalkar. Hakk'ın nuru bulunmayınca, yerler ve gökler, bir hiç; gündüz, gece; güneşler, zifi gözler, kör; kulaklar sağır olur; kalpler, bin türlü hayal ile buhranlar içinde çırpınır kalır; aranan bulunmaz; ne aranacağı bilinmez; gönüllere kuruntular, acılar, azaplar çöker; çevreyi kuruntular kaplar; cinler, şeytanlar, başa toplanır. O zaman insana var olmak bir bela kesilir de, "keşke hiç hayata gelmeseydim!" diye haykırır, o sırada herhangi bir sebepten Hakk'ın nuru ortaya çıkıverirse, gökler güler, yıldızlar doğar, baharlar açılır, sevinçler sunulur, acılar silinir, sıkıntılar unutulur, gönüller ferahlık ve sevinçle dolar, var olmanın tadı duyulur. Bu tadı sonsuza dek sürdürmek isteyen akıllı kimseler de, kendini kendine bırakmaktan vazgeçip Hakk'ın nuruna ermek için onun sağlam kulpuna yapışmalıdır.
Bilindiği üzere, her şeyin ancak bir doğru yönü vardır ve Allah'a ancak o yönden gidilir. Buna karşılık her şeyde bâtıl yönler sonsuzdur. Mesela bir şey yitirdiniz, o bir yerdedir ve ancak oradadır. O anda bu şey için doğru yön budur. Fakat siz bir kez onu bilmiyor ve hele o yeri bildiğiniz halde, o orada yoktur diye inanmış bulunuyorsanız, oradan başka hangi taraf aklınıza gelse, oralar hep bâtıl olan yönlerdir, bulamazsınız. Bu bir şeye karşı dünyanın bütün yönleri bâtıl kesilir. Bu şekilde herhangi bir şeyde bir hak yöne karşılık, sonsuz bâtıl yönler vardır. Hakk'ın nuru olan marifet doğunca bu karanlıklardan çıkılır. Şu halde karanlıklar çok, nur birdir. Nur var olmaya, bütün karanlıklar yok olmaya adaydır. Bir varlığa, sonsuz yokluk karşılık olur. Bütün varlıklar üzerinde idareci olan da ancak Allah Teala'dır. Bunun için Allah'a iman, Hakk'ın nurunun, kuşkusuz ilmin, mutlak ferahlığın doğmaya başlaması ve şafağıdır. İman ve marifete karşı veya muhalif olan yokluk, ümitsizlik, küfür, kuşku, kuruntu, sapıklık, cahillik, eksik bilgi, fasıklık, heveslere uyma, terbiyesizlik, nankörlük, ahlaksızlık, haddini bilmezlik ve benzerleri hep birer karanlıktır.[1]
Kur'an'da hep nurun tekil sığasıyla, karşıtı olan kelimenin çoğul sığasıyla bildirilmiş olmasıyla da anlaşılır ki doğru tektir; yanlış çok fazladır. İnsan, İslam'ın doğru yolundan bir çıktımı, her tarafa giden yol yanlış yöne götürür. İslam'ın doğrularına inanmayan insan sayısınca yanlışlık vardır. İşte bütün beşerî ideolojiler, bütün izmler bu yanlışlıkların sonucudur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi