Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ruh Kelimesinin Türevleri - 13. Sayfa

Ruh Kelimesinin Türevleri:

 

Kur’an-ı Kerim’de ayrıca ruh kelimesi ile aynı kökten gelen rîh, ravh, riyah ve reyhan gibi kelimelere de rastlıyoruz; bu kelimeler, Kur’an’da 36 âyette geçer. “Rîh”, hareket halindeki hava veya rüzgârdır. Kur’an’da bazen azap olarak gelen rüzgârın yerine kullanılır.[1] Bir yerde ise koku anlamına gelmektedir.[2] “Rîh” aynı zamanda ‘güç, kuvvet, kudret’ manalarına da gelir:

“Allah’a ve Rasûlüne itaat edin; çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız ve rîhınız (rüzgârınız) gider.” (Enfâl: 8/46)

Bu anlamda Allah’ın insanlara gönderdiği vahy, insanların kalplerini, tıpkı yağmurun yeri dirilttiği gibi, diriltir ve onlara ‘can’ getirir. Nitekim Kur’an Hz. Muhammed’in davetini ‘insanı dirilten şey’ olarak niteliyor.[3]

“Ravh”; beklenti, umut, rahatlık, bekleme demektir. Böylesine bir umut veya rahatlık, ruh gibi görünmeyen, güzel kokular taşıyarak insanı rahatlatan bir şeydir.

“Allah’ın ravh’ından ümidinizi kesmeyin. Çünkü, kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın ravh’ından ümitsizliğe düşmez.” (Yusuf: 12/87)

“Riyah”, rahmet taşıyan rüzgârdır ve “ruh”la ilgilidir.

“O ki, riyah’ı rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderir.” (A’râf: 7/57; Âl-i İmrân: 3/164)

Aynı kökten gelen ‘reyhan’, hoş kokusu olan şey demektir. Reyhan ayrıca, ni’met, rızık, yenilen şey, göz nuru anlamlarına da gelir. “Çocuklar Allah’ın reyhanındandır” sözü buna işarettir. Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için “Cenette iki reyhandırlar” benzetmesini yapıyor. Kur’an’da şu şekilde geçmektedir:

“Yapraklı taneler ve reyhan (hoş) kokulu bitkiler.” (Rahmân: 55/12)

“Ravh, reyhan ve cennet nimetleri” (Vâkıa: 56/89)

Türkçe’de kullanılan ‘rahat’ ve ‘istirahat’ kelimeleri de aynı kökten gelirler. Bunların manalarının ruh, rüzgâr, güzel koku, umut ve rahatlık ile ilgilerinin olduğunu hatırlayalım.

İslâm inanışına göre insanların ruhları bedenle beraber ölmezler. Onlar Kıyamete kadar Allah’ın bildiği bir şekilde bekleyecekler. Kıyametten sonra yeniden diriliş, ruhlarla beraber olacaktır.[4] 

Ruh: Mâhiyet itibariyle beden denen özel cesede benzemeyen ve gülsuyunun gülde, zeytinyağının zeytin tanesinde yayıldığı gibi, bedene yayılan ve hayatla bizzat vasıflanan, nûrânî, ulvî, hareket ettirici, latif ve şeffaf bir cisimden ibarettir. Çözülme ve parçalara ayrılmayı kabul etmez. Beden ruhla birleşmeye elverişli olduğu sürece onunla birleşir, ona hayat verir. Bu denge bozulduğu zaman da hayat kesilir ve ölüm meydana gelir, yani ruh bedeni terk eder.

Ruh, mahlûktur, sonradan yaratılan her varlık gibi tek Yaratıcı olan Allah tarafından yaratılmıştır. Ruh, bedenden önce yaratılmıştır.

“Sizi (ruhlarınızı) yarattık, sonra size şekil verdik (cesetlerinizi yarattık), sonra da meleklere ‘Âdem’e secde edin’ diye emrettik. İblisten başka hepsi secde ettiler. Fakat o secde edenlerden olmadı.” (A’râf: 7/11)

Allah Teâlâ, Hz. Âdem’le başlayan ve Hz. Muhammed (s.a.s.) ile son bulan vahiy süreci  içerisinde insanoğlunu birçok gaybî meselede bilgilendirmiştir. Madde dışı âleme dair bilinen bilgilerden sağlıklı ve güvenilir olanı sadece, Allah’ın peygamberleri aracılığıyla insanlara ulaştırmış olduğu bilgilerdir. Kur’ân-ı Kerim’de insanı canlı kılan anlamdaki ruhun mâhiyeti hakkında hemen hemen hiçbir bilgiye yer verilmemiş olmasından hareketle; ilâhî hikmetin, ruhun hakikatini, Allah’ın insanoğluna vermiş olduğu ve bütün bilginin yanında çok cüz’î kalan mâlûmatın dışında tuttuğu söylenebilir. [5]   


 

[1] Yûnus: 10/22; Ahkaf: 46/24.

[2] Yusuf: 12/94.

[3] Enfal: 8/24.

[4] Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 543.

[5] Ahmed Kalkan, Kur’an-ı Kerim Kavram Tefsiri.