Muhtelif - 10. Sayfa - Sabir
Mütevazi Olmak
Davetçi, peygamber vazifesini yüklenmiş kimsedir. Bu bakımdan her müslümandan daha hassas bir noktada bulunmakta ve dolayısıyla daha büyük bir sorumluluk taşımaktadır. Davetçinin tek örneği Hz. Peygamber (s.a.v.)‘dir. O, zengin, fakir, köle, hür, herkese karşı büyük bir tevazu içinde bulunur, hiç kimseyi hor ve hakir görmezdi. Herkesle ilgilenir, herkese değer verirdi. Çünkü Yüce Allah onu terbiye ederek, insanlara örnek olarak göndermişti.
Onda kibir, gurur, kendini beğenme, başkasını küçük görme gibi bir özellik söz konusu değildi. İnsanların makam ve şöhretlerine, zenginlik ve fakirliklerine göre farklı bir muameleye tabi tutulamayacağı birçok ayetle Hz. Peygamber (s.a.v.)‘e hatırlatılmıştı. Herkes bir tarağın dişleri gibi müsavi olup, kimsenin kimseye karşı bir üstünlük iddia etmeye hakkının olmadığı belirtilmişti.
Kureyş’in ileri gelenleri kibir, gurur ve hasetlerinden dolayı İslam davetini kabul etmeye yanaşmamışlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.)‘in etrafında Süheyb, Ammar b. Yasir, Habbab, Selman-ı Farîsî, Bilal ve İbn Mes’ud (r.a.) gibi fakirlerin bulunması sebebiyle onlarla bir arada oturup konuşmayı kendileri için bir şerefsizlik sayarak, Peygamber’le görüşmek için çevresindeki bu fakir insanları kovmasını veya kendileri için ayrı bir toplantı yeri tahsis etmesini istemişlerdi.[1] Böylece Kureyş’in ileri gelenlerinin bulunduğu toplantıda bu fakir insanların yeri olmayacak, dolayısıyla cahiliye dönemlerinden kalan kendi imtiyaz ve hakimiyetlerini İslamî dönemde de sürdüreceklerini zannediyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.)‘in onları İslam’a çekmek için bu isteklerini yerine getirme duygusuna kapılmasının üzerine şu ayet nazil olarak, onu ikaz etmiştir:
“Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O’na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur ki, onları kovarak zulmedenlerden olasın.”[2]
Bu ayetle Kureyş’in ileri gelenlerinin istekleri reddedilmiş ve Hz. Peygamber (s.a.v.) de uyarılmış oluyordu. Çünkü İslamiyet’in değer ölçüsü, insanların zengin veya fakir oluşları değil samimiyetle Allah’a inanmaları ve O’na ibadet etmeleridir.[3]
Benzeri başka bir ayet de aynı noktaya dokunarak, Kureyş’in ileri gelenlerinin aldatıcı sözlerine iltifat edilmemesini hatırlatmıştır:
“Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini ondan ayırma. Bizi anmayı kendisine unutturduğumuz, heva ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme.”[4]
Bu ayetler gösteriyor ki, davetçi karşısındaki insanların sosyal durumlarına göre farklı ve imtiyazlı bir tavır takınmamalıdır. Çünkü İslamiyet, nesep, mal, mülk ve makama dayanan üstünlük anlayışını kaldırmış, onun yerine takvaya dayanan üstünlük anlayışını getirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in etrafındaki müslümanlar fakir olmakla birlikte samimi olarak Allah’a inanmış insanlardı. Onları bırakıp Kureyş’in kibirli ve inatçı büyüklerinin sözlerine kulak vermenin doğru olmadığı ayetlerle ortaya konulmuştur.
Abdullah b. Ümmü Mektum hâdisesi, bu konuda daha ibret verici bir örnektir:
Hz. Peygamber (s.a.v.) Kureyş büyüklerinden Rebia’nın oğulları Utbe ve Şeybe, Hişam b. Amr, Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef ve Velid olduğu bir sırada İbn Ümmü Mektum gelerek “Ya Resûlallah! Bana Kur’an oku ve Allah’ın (c.c.) sana öğrettiklerinden bir şeyler öğret.” der ve bu isteğini tekrarlar. Hz. Peygamber (s.a.v.) meşgul iken bu şekilde sözünün kesilmesinden memnun olmayarak yüzünü çevirir. Adı geçen Kureyşlilerle meşgul olur. Bunun üzerine şu ayet nazil olarak İbn Ümmü Mektum’a karşı yapılan bu davranışın iyi olmadığını sert bir üslupla ihtar etmiştir.[5]
“Yanına âmâ bir kimse geldi diye Peygamber yüzünü çevirdi.
Ey Muhammed!.. Ne bilirsin belki de o, arınacak yahut öğüt alacaktı. Bu öğüt kendisine fayda verecekti. Ama sen kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun. Arınmak istememesinden sana ne? Sen Allah’tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun!”[6]
Böylece davet hususunda hiç kimseye farklı bir muamele yapılamayacağı, kuvvetli-zayıf, zengin-fakir, efendi-köle, erkek-kadın, büyük-küçük herkesin eşit olduğu açıklanmıştır.
“Bundan sonra Allah dilediğini doğru yola yöneltir, dilediğini de dalalette bırakır.”[7]
Davetçiye düşen, tebliğ vazifesini yapmaktır. Allah’ın koymuş olduğu bu ölçü, tevazu ve ağırbaşlılık davetçinin bütün hayatını kaplamalıdır. Konuşmasında, giyinmesinde, oturup kalkmasında, yiyip içmesinde daima mütevazi olmalıdır. Hiç kimsenin haysiyetini ve şerefini rencide edecek davranışları bulunmamalıdır.[8] Nitekim tevazu konusunda Kur’an’ın pek çok ayetinden bazısı şu gerçekleri insanın dikkatine sunmaktadır:
“Rahman olan Allah’ın kulları yeryüzünde mütevazi (şekilde) yürürler. Cahiller kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel sözler söylerler.”[9]
Başka bir ayet de şöyledir:
“İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Allah kendini beğenip, övünen kimseleri sevmez.”[10]
Diğer bir ayette:
“Bana kulluk etmeyi gururlarına yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme girecektir.”[11] buyurulmuştur.
Bütün bu ayetler gösteriyor ki soyuna, sopuna, ilmine, malına ve benzeri hususlara güvenerek büyüklenenlere karşı Allah’ın (c.c.) gazabı ve azabı vardır. Böyle olan insanların kalpleri kararmış ve gerçekleri görmekten çok uzak kalmış olduklarını başka bir ayet şöyle bildirmektedir:
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine inanmazlar, doğru yolu görseler yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu görseler hemen onu yol edinirler.”[12]
Böylece kibirlenen insanların Kur’an-ı Kerim’i anlamaktan nasıl mahrum kaldıkları açıklanmıştır.
Hz. İsa: “Mahsul ovada, sulu ve yumuşak toprakta yetişir; dağlarda ve sert topraklarda yetişmez. Bunun gibi hikmet de mütevazi olanların kalplerinde gelişir, kibirli olanların kalplerinde gelişmez. Görmez misin? Başını tavanlara kaldıranların başları tavana değer ve yaralanır, başını eğenlere ise tavan gölgelik yapar ve kendini korur.” demiştir. İşte bu büyüklük taslayanların hikmetten nasıl mahrum kaldıklarını göstermektedir.[13]
Hz. Peygamber de tevazu konusunda şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ki Allah Teâlâ (c.c.) bana sizin mütevazi olmanızı emretti. Hiçbir kimse diğerine karşı övünmesin ve tecavüzde bulunmasın.”[14]
Başka bir hadis-i şerif de şu anlamdadır:
“Allah, suçu bağışlayan kimsenin şerefini artırır, tevazu gösterenlerin de kadrini yükseltir.”[15]
[1] Mefâtîhu’l-ğayb, 50
[2] En’am, 6/52
[3] Mefâtîhu’l-ğayb, 51-52
[4] Kehf, 18/28
[5] Tefsir, Taberî, 32-34
[6] Abese, 80/1-10
[7] Fâtır, 35/8. İbn Kesir, Tefsir, 470
[8] Furkan, 25/63
[9] Furkan, 25/63
[10] Lokman, 31/18
[11] Gafir (Mü’min), 40/60
[12] A’raf, 7/146
[13] Gazali, İhya, 299
[14] Müslim
[15] Müslim
Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.
İslami Okul Okulların En Önemlisi