Muhtelif - 25. Sayfa - Sabir
Hz. Musa ile Hızır Kıssası
“Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: “Durup dinlenmeyeceğim, ta iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.”[1]
Tefsirde Musa’nın genç adamının Yuşa b. Nun adında biri olduğu, Hz. Musa’ya hizmet ettiği, ondan ilim öğrendiği rivayet edilmektedir.
Ayette sözü edilen iki denizin hangi denizler olduğuna dair bir sarahat yoktur. Bunların Hazar denizi ile Karadeniz olduğu, yahut Nil ile Mavi Nil olabileceği ifâde edilmektedir. Bir başka anlayışa göre, bu iki denizden biri Hz. Musa, diğeri de Hızır (a.s.)’ın batın âleminin denizidir.
“Her ikisi iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yola koyulmuştu.”[2]
Rivayete göre, genç bir yakını ile Hz. Musa (a.s.) bu yolculuğa Allah (c.c.) tarafından kendisinden bilgili olduğu haber verilen Hızır (a.s.) ile buluşmak için çıkmıştı.
Yanlarında bir de cansız balık vardı, bu balık Allah’ın kudretiyle canlanır, denize sıçrayıp giderse, bu, Hızır (a.s.)’ın orada olduğuna işaret olacaktı.
“Buluşma yerini geçip gittiklerinde Musa, genç adamına: «Kuşluk yemeğimizi getir, hakikaten yolculuğumuz yüzünden başımıza epeyce sıkıntı geldi.» dedi.
Genç adam: «Gördün mü?» dedi, «Kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O şaşılacak şekilde denizde yolunu bulup gitmişti.»”[3]
Burada Hz. Musa (a.s.) ın genç arkadaşına şaşkınlık veren, ölmüş bir balığın bir mucize neticesinde canlanarak denize akıp gitmesidir. Bu mucizenin tahakkuk ettiği yer Hz. Hızın (a.s.) ın bulunduğu yerdi.
Hz. Musa (a.s.) bunu bildiği için, adamına balığın canlanarak denize girmesi hâlinde bundan kendisini haberdar etmesini tembih etmişti. Fakat bir kayanın yanında istirahata çekildiklerinde ve belki de Hz. Musa (a.s.)’ın uykuya daldığı bir sırada balık denize sıçradığı hâlde adam haber verme görevini unutmuştu. Bir miktar daha ilerleyip, Hz. Musa yemekten bahsedince arkadaşı balığın denize gittiğini hatırlamıştı.
“Musa: «İşte aradığımız o idi.» dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.
Derken kullarımızdan bir kul buldular, ki ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan ilim öğretmiştik.
Musa ona: «Sana öğretilenden bana doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?» dedi.
Dedi ki: «Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin! İç yüzünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?»
Musa: «İnşallah,» dedi. «sen beni sabreder bulacaksın, senin emrine karşı gelmem.»
(O, kul:) «Eğer bana tabi olursan, sana bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma.» dedi.
Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır), gemiyi deldi. Musa: «Halkını boğmak için mi deldin? Gerçekten sen ziyanı büyük bir iş yaptın.»
(Hızır:) «Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?» dedi.
Musa dedi ki: «Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme, işimde bana güçlük çıkarma!» dedi.
Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü.
Musa dedi ki: «Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği hâlde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın.»
(Hızır:) «Ben sana benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?» dedi.
Musa dedi ki: «Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme, hakikaten benim tarafımdan sen özre ulaştın.»”[4]
Bu sözü ile Hz. Musa artık özür dileyecek hâli kalmadığını anlatmak istemişti.
“Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Bunun üzerine köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Bu arada orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: «Dileseydin, elbette buna karşılık bir ücret alırdın!» dedi.
(Hızır) şöyle dedi: «İşte bu seninle aramızın açılmasıdır. Şimdi sana hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereyim:
O gemi var ya, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) onların ilerisinde her (sağlam) gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı.”[5]
Şu hâlde Hızır (a.s.), fakir denizcilerin gemisini yaralamakla geminin gasp edilme ihtimalini ortadan kaldırmış, böylece fakirlere iyilik etmişti.
“Erkek çocuğa gelince, onun mü’min olan ana ve babasına karşı azgınlık ve nankörlük göstereceğini yahut onları saptırarak azgınlık ve inkarcılığa boğacağını önceden biliyorduk.
(Devam etti:) Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.
Duvara gelince.. Şehirde iki yetimin idi. Altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları ise iyi yaşayışlı kimse idi. Rableri istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler, Rablerinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”[6]
İşte sabırsızlık böyle toptan ayrılıklara sebep oluyor. [7]
İslami Okul Okulların En Önemlisi