Musibetlere Sabretmek - Sabir - 34. Sayfa
Musibetlere Sabretmek
Allah (c.c.) ondan razı olsun, Muaz b. Cebel anlatır:
“Benim bir oğlum ölmüştü.[1] Resûlullah (s.a.v.) bu vesileyle bana yazmış olduğu bir mektupta şöyle diyordu:
“Allah’ın Resûlü Muhammed’den Muaz b. Cebel’e, es-selâmü aleyke. Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’a hamd ederim.
Allah senin ecrini artırsın, sabır, metanet versin. Bize de sana da kendisine şükreyleme nimetini bahşeylesin. Şurası muhakkak ki, gerek bizim canlarımız, mallarımız, amellerimiz, evlatlarımız ve gerekse aile efradımızın malları, canları Allah’ın bize olan ihsanları ve emaneten bize bırakmış olduğu armağanları cümlesindendir. Biz muayyen bir zamana kadar onlardan faydalanırız. Allah onları belli bir zaman için, bize bırakır. Sonra verdiği nimetlere şükretmemizi, maruz bıraktığı musibetlere de sabredip tahammül göstermemizi farz kılmıştır. Senin bu vefat eden evladına, Allah’ın sana olan mevhibeleri ve emanet olarak bıraktığı armağanları cümlesindendir. Eğer sabreder, feryat figan eylemezsen, Allah gerek hüsnühâl ve gerekse sevinç hususunda seni onunla faydalandırır ve onu büyük bir ecirle almış olur. Ya Muaz! Sende alacağın ecri iptal edecek hâller bulunmasın, feryat etme, sonra kaçırdığın ecirden dolayı nedamet duyarsın. Eğer maruz kaldığın musibetten ötürü nail olacağın sevabı görmüş olsan, o musibetin mazhar olunacak sevaptan çok daha değersiz bir şey olduğunu anlarsın. Şu hususu iyi bil ki, ağlayıp, sızlanmak, ölüme mani olmadığı gibi kaderi de gideremez. Bir gün mutlaka sana da gelecek olan ölümü düşün, düşün ki kederin dağılsın. Sanki kendine de ölümün gelmiş olduğunu kabul et. Ves-selâmü aleyke.”
İşte musibetlere sabretmek hususunda Resûlullah (s.a.v)’in Muaz b. Cebel’e yazmış olduğu mektup.. Buna bir örnek olarak da okuyalım.
İnsan kendi ölümünü ve kısa bir müddet sonra mutlaka öleceğini düşünürse, ağlayıp sızlanmaya mecali kalmaz. Zira ağlayıp sızlanmak ölüme engel olmadığı gibi, kaderi de yok edemez. Üstelik, maruz kalınan musibetten dolayı nail olunacak sevabın iptaline de sebep olur. Zira musibet karşısında ah vah eden, Rabbinden şikayet ediyor, onun kararını reddediyor demektir.
Allah ondan razı olsun, Enes b. Malik rivayet eder:
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
- Kim sabaha çıktığında, dünyevî meselelerden ötürü hüzünlenirse, Rabbine gücenmiş olarak sabaha çıkmış olur. Kim maruz kaldığı bir musibetten ötürü ötekine berikine şikayetçi olur durursa, o ancak şanı yüce olan Allah’ı şikayetçi olmuş demektir. Kim sırf malından faydalanmak için bir zengine tevazu gösterirse Allah onun amellerinin üçte birini iptal eder. Kim Allah ona Kur’an esaslarını bilmiş olma nimetini verirde o, bu esaslarla amel etmez ve cehenneme girmeye müstahak olacak duruma gelirse, Allah onu rahmetinden uzaklaştırır.
Allah ondan razı olsun, Vehb b. Münebbih anlatır:
- Ben, Tevrat’ta şu dört şeyi okudum:
1. Kim Allah’ın kitabını okur ve onunla amel eder de kendisinin mağfiret olunmadığını zannederse o, şanı yüce olan Allah’ın ayetleriyle alay edenlerdendir.
2. Kim duçar olduğu bir musibetten ötürü ötekine berikine şikayetçi olursa, o ancak Rabbi’ni şikayetçi olmuştur.
3. Kim elinden kaçırdığı dünyevî bir nimetten ötürü tasalanırsa o, Rabbi’nin hükmüne gücenmiş olur.
4. Kim sırf malından-mülkünden-servetinden faydalanmak için bir zengine tevazu gösterirse onun dininin üçte biri gider. Yani imanının kuvvet derecesinde noksanlık meydana gelir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
- Kimin üç çocuğu ölürse, o, cehenneme girmez. Ancak Allah’ın şu yemininin yerine gelmesi için girer. Şanı yüce olan Allah şöyle buyurmuştur:
“Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere, elbette oraya (cehenneme) uğrayacaktır. Bu Rabbi’nin üzerine kesin olarak aldığı, hükmettiği bir şeydir.”[2]
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Kim bir musibete duçar olur da onu sabırla ve metanetle geçirdikten daha sonra yine aynı musibeti hatırlar ve “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn” diye istircada bulunsa, o musibetin vakti çoktan geçmiş bile olsa, Allah bu istircası sebebiyle, ona, musibetin geldiği ilk günün sevabını aynen verir."[3]
Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun, Hasan Basrî anlatır:
Musa (a.s.) Rabbi’ne sordu:
- Ya Rabbi, hastaları ziyaret edenlere ne gibi ecirler verirsin?
Allah buyurdu:
- Analarından doğdukları günkü gibi günahlarından temizlerim!
Musa (a.s.) sordu:
- Cenazeleri teşyi edenlere ne gibi ecirler verirsin?
Allah buyurdu:
- Onlar öldükleri zaman cenazelerine katılmak üzere melekler gönderirim. Önce kabre kadar onu teşyi ederler, daha sonra kıyamet gününde mahşer yerine kadar.
Musa (a.s.) sordu:
- Musibetlere duçar olanlara taziyede bulunanlara ne gibi ecirler verirsin?
Allah buyurdu:
- Hiçbir gölgenin bulunmadığı ve ancak benim gölgemin bulunduğu kıyamet günü onları gölgemde yani Arş’ın gölgesinde gölgelendiririm.
Enes b. Malik rivayet eder:
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular :
“Allah indinde, kişinin mülayemetle yendiği öfke yudumu ile sabırla karşıladığı musibet yudumundan daha sevimli iki yudum yoktur. Yine Allah nezdinde, kişinin fisebilillah döktüğü bir damla kan ile, gecenin karanlığında, Allah’tan başka kimsenin görmediği bir sırada secdede iken döktüğü bir damla gözyaşından daha sevimli iki damla yoktur. Ve nihayet Allah nazarında kişinin, farz namazları kılmak için attığı bir adım ile, akraba ve taallukatını ziyaret etmek maksadıyla attığı bir adımdan daha sevimli iki adım yoktur.”
Allah ondan razı olsun, Ebu’d-Derda anlatır:
- Süleyman (a.s.)’ın bir oğlu ölmüş, O da buna şiddetle üzülmüştü. Bunun üzerine kendisine Allah’ın emri ile iki melek geldi. Fakat onlar, birbirinden davacı iki insan sûretinde gelmişlerdi. İki hasım gibi onun önüne oturdular. Birisi söze başlayarak dedi ki:
- Ben ekin ekmiştim. Fakat mahsul alamadım, zira bu adam oradan geçerek benim ekinimi çiğnedi ve mahsul alamamama sebep oldu!
Süleyman (a.s.) hakem sıfatıyla ötekine sordu:
- Ne dersin ?
O cevap verdi:
- Yoldan gidiyordum. Bir ekine rast geldim. Sağa gittim, sola gittim, geçecek bir yer yok. Her tarafa ekilmişti. Çiğneyip geçmek zorunda kaldım.
Bu cevap üzerine Süleyman (a.s.) bu sefer birinciye döndü ve:
- Ahaliye geçecek bir yol gerektiğini bilmiyor musun? Yolu ekerek niye kapattın? dedi.
Süleyman (a.s.)’ın bu sözü üzerine insan sûretindeki melek, taşı gediğine koydu:
- Peki, sen çocuğun öldü diye neye tasalanıp duruyorsun? Ahirete gitmek için mutlaka bir yol gerektiğini, bunun da ölüm olduğunu bilmiyor musun?
Bunun üzerine Süleyman (a.s.) Allah’a tevbe istiğfar etti. Çocuğunun ölümü için bir daha tasalanmadı.
Anlatılır ki: Bir defasında İbn Abbas (r.a.) seferdeyken kendisine bir kızının öldüğü haberi ulaştırıldı. Bunu duyan İbn Abbas hemen, içini çekti sonrada şöyle dedi:
- Örtülecek bir şey idi, Allah örttü.
Bir ecir idi, Allah onu bize gönderdi.
Bir zahmet idi, Allah ona yetti.
Sonra indi, iki rekat namaz kıldı. Daha sonra dedi ki:
- Şanı yüce olan Allah’ın bize yapmamızı emrettiği şeyi yaptık. Allah şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Musibetlere karşı, sabır ve namazla yardım isteyiniz. Muhakkak ki, Allah, sabredenlerle beraberdir.”[4]
Allah ondan razı olsun, Ümmü Seleme rivayet eder: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim:
"Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn, Allahümme ecirnî fî musibetî vahluf lî hayran minhâ. (Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver.)” derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir."[5]
Allah kendisinden razı olsun, Ümmü Seleme der ki:
- Ebû Seleme öldüğü zaman ben, Allah Resûlü’nün dediği gibi hareket ettim. Şanı yüce olan Allah bana çok nimetler ihsan eyledi.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Musibete duçar olunduğunda, ah vah edip dizlere vurmak sevabı yok eder. Musibetin ilk anlarında sabretmek ecri artırır. Ecrin büyüklüğü musibetin büyüklüğü nisbetindedir. Kim musibet geçtikten sonra da “…..” derse, Allah musibete maruz kalışının ilk günü gibi onun ecrini yeniler.”[6]
Cübeyr oğlu Said şöyle der:
- Ölüm ve musibet anında “…..”[7] demek yalnız Ümmet-i Muhammed’e mahsustur. Eğer bu hususiyet, Ümmet-i Muhammed’den başkasına verilmiş olsaydı Yakup (a.s.)’a verilirdi. Görülmez mi ki Yakup (a.s.), oğlu Yusuf’u kaybettiği zaman şöyle demiştir:
“Ey Yusuf’un üstüne titreyen tasam...”[8]
Allah ondan razı olsun, Hattab oğlu Ömer der ki:
- Yükün iki dengi ile yük başı ne güzeldir. Ayetin “Onlar var ya, işte Rablerinden mağfiretler ve rahmet hep onlaradır” kısmı iki denk, “ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir ”[9] kısmı da yük başıdır.
Anlatılır ki, Resûlullah (s.a.v.)’in oğlu İbrahim vefat ettiği zaman Resûlullah ağladı. Gözlerinden yaşlar aktı. Bu durumu gören sahabeden Abdurrahman dedi ki:
- Ya Resûlullah ağlıyor musunuz? Ağlamaktan menetmemiş miydiniz?
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Hayır, ben böyle ağlamayı yasaklamadım. Gözyaşı dökmeyi yasaklamadım. Ben feryat ve figan etmeyi, ağıt söylemeyi, yırtınıp dövünmeyi, üstünü başını yırtmayı, şeytan sesini ve müzikli mersiyeyi yasakladım. Zira, bunlar birer oyundur, oynayıştır, şeytanın çalgısıdır. Benim bu ağlayışım ve gözyaşı döküşüm ise bir rahmettir ki, şanı yüce olan Allah onu merhametlilerin kalplerine koymuştur. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”
Allah Resûlü daha sonra buyurdular ki:
“Kalp hüzünlenir, göz ağlar. Biz noksan sıfatlardan münezzeh ve yüce Rabbi gazaplandıracak bir harekette bulunmayız.”
Hasan Basrî der ki:
- Şanı yüce olan Allah sizin hataen veya unutarak, yaptıklarınızı bağışladı. Size, hoşlanmayacağınızı yahut gücünüzün yetmeyeceğini teklif etmedi. Normal zamanlar için haram kıldığı birçok şeyi zaruret hâllerinde helal saydı. Size beş şey verdi:
1. Size dünyayı fazlından verdi. Borç olarak geri istedi. Ahlâkınızı güzelleştirmek için dünyada her ne amel yapar, ona verirseniz, o bunun karşılığını bire on, bire yedi yüz olarak öder. Bundan başka vereceklerini de hesaba katmaz.
2. Sizi, hoşlanmayacağınız bir şeye maruz bırakır, siz de buna sabreder, tahammül gösterirseniz, bu vesileyle o da size mağfiretler ve rahmetler verir. Nitekim şanı yüce olan Allah buyuruyor:
“Onlar var ya, işte Rablerinden mağfiretler ve rahmet hep onlaradır. Ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir.”[10]
3. Şükrederseniz nimetini artırır. Nitekim şanı yüce olan Allah şöyle buyurur:
“Yemin olsun, şükrederseniz elbette nimetimi artırırım. Yemin olsun, nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz benim azabım gerçekten çetindir.”[11]
4. Sizden biri günahları küfre varacak derecede günah işlese de sonra tevbe istiğfar etse, Allah onun tevbesini kabul eder. Ayrıca kendisini sever. Nitekim şanı yüce olan Allah buyuruyor:
“Şüphesiz ki Allah, hem çok tevbe istiğfar edip günahlardan dönenleri, hem de kötü ahlâktan temizlenenleri sever.”[12]
5. Eğer size verdiklerini Cebrail ile Mikail’e vermiş olsaydı muhakkak ki onlar için de sahavet ve mürüvvet göstermiş olurdu.
Şanı yüce olan Allah şöyle buyuruyor:
“Ey kullarım! Beni çağırınız, size icabet ederim.”[13]
Cabir Taî rivayet eder:
Resûlullah buyurdular ki:
“İnsanın, ölmeden önce önden gönderdiği ve Allah katında en sevimli ve en çok sevabı olan şey, on iki yaşlarında ölmüş çocuğudur.”
Denir ki:
Sabır, musibetin ilk anlarındadır. Musibetin ilk anları geçtikten sonra ister sabreder, isterse sabırsızlık emareleri gösterir. Akıllı kişi musibete maruz kalışının ilk anlarında sabırlı-tahammüllü olan kişidir. Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun, İbn Mübarek’in oğlu ölmüştü. Bu vesileyle mecusî bir komşusu, kendisine taziyede bulunmaya gelmişti. Bu esnada İbn Mübarek’e dedi ki:
- Bugün, cahillerin beş altı gün sonra yaptıklarını yapmak gerek!
Köklü bir İslamî terbiye ve ahlâka sahip olmayan insanlar, bir ölüleri oldu mu umumiyetle ilk beş-altı günü feryat figan ederler. Allah’ın hükmüne sabır ve tahammül gösteremezler. Fakat bu müddetten sonra artık yatışırlar. Gerçek bir müslüman sabrı gösterirler. Mecusî yukarıdaki sözüyle bu hususu belirtmek istiyor.
Mecusînin bu sözü üzerine İbn Mübarek etrafındakilere şöyle dedi:
- Bu sözü kaydedin.
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Kim musibete duçar olmuş birisine taziyede bulunsa, onun aldığı ecrin bir misli kadar ecir alır.”
Yine Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Sabır üçtür:
1. İbadet ve taatlere sabır.
2. Musibet ve belâlara sabır.
3. Günah olan şeyleri işlememek için sabır.
Kim nefsi çektiği hâlde günah olan bir şeyi işlemez de sabrederse, Allah ona üç yüz derece verir. Kim de ibadet ve taatlerin meşakkatlerine katlanır, sabrederse Allah ona altı yüz derece verir. Ve nihayet kim de musibet ve felâketlerin vereceği acıya sabır ve metanet gösterir, ah vah etmezse, Allah ona dokuz yüz derece verir.”
Allah ondan razı olsun, İbn Abbas şöyle der:
Şanı yüce olan Allah’ın Levh-i Mahfuz’a ilk yazdığı şey şuydu:
“Şüphesiz ki ben, işte ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yok. Ancak ve yalnız ben varım. Muhammed de benim resûlümdür. Kim benim hükmüme teslim olur, benim takdirimle gelecek musibetlere sabreder ve nimetlerime şükreylerse, ben onu sıddîk olarak yazar, kıyamet gününde sıddîklarla beraber haşrederim. Kim de benim hükmüme teslimiyet göstermez, benim takdirimle gelecek musibetlere sabretmez ve nimetlerime şükreylemezse, o benden başka bir ilah bulsun.”
İbn Mübarek şöyle der:
- Musibet birdir. Fakat bir musibete duçar olan, ağlayıp-sızlanırsa, o bir olan musibet ikiye çıkar.
Bunlardan biri, esas musibettir. Yani başa gelen musibettir. Diğeri ise, musibetin ecrinin yitirilmesidir.
Musibet gelince ona duçar olan kişi ağlayıp-sızlanırsa, musibete sabretmezse sevabını yitirmiş olur. Bu ise, musibetin en büyüğüdür.
Allah onun yüzünü şereflendirsin, Ebû Talip oğlu Ali rivayet eder:
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Kimin başına bir musibet gelirse, onu benim başıma gelen musibetlerle kıyaslasın. Zira benim maruz kaldığım musibet, musibetlerin en büyüğüdür.”
“Cennete müştak olan, hayır işlemeye koşar. Cehennemden korkan günahları terk eder. Mutlaka öleceğine inanan dünyevî zevk ve heveslere iltifat etmez. Dünyada zühd sahibi olana, musibetlere sabır ve tahammül etmek kolay gelir.”
Bazı kitaplarda şu altı kaide yazılıdır:
1. Kimin sabahleyin bütün düşüncesi dünyevî meseleler olursa, o, Allah’ı gazaplandırmış olarak sabaha çıkmıştır.
2. Her kim duçar olduğu musibetten ötürü ah-vah eder durursa, o, Rabbi’ni şikayet etmiş demektir.
3. Kim rızkının nereden geldiğine aldırış etmezse, Allah’ın onu cehennemin hangi kapısından içeri sokacağına aldırış etmemiş demektir.
4. Gülerek günah işleyen, ağlayarak cehenneme girer.
5. Kimin en büyük zevki hevaî arzular olursa, Allah onun kalbinden ahiret korkusunu kaldırır.
6. Her kim, zenginliğinden dolayı zengine tevazu gösterirse, onun hayatı açgözlülük içinde geçer.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Yoksa siz Allah (c.c.) içinizden cihad edenlerle (musibetlere) sabredenleri belli etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”[14]
“Sakın Allah’ı (c.c.) zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma, gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onların azabını ertelemektedir!”[15]
Allah bizi Kur’an ve sünnetten kaynaklanmayan amellerden sakındırsın (amin). [16]
[1] Muaz b. Cebel’in çocuğunun olmadığı daha ağırlıklı bilinendir. - Şerafettin Kalay.
[2] Meryem, 19/71
[3] Hadisin “…..” arası kitabın aslında eksik kalmış olup, selam.s5.com yapımı olan Kütübü Sitte Hadis Külliyatı isimli programdan araştırılarak tarafımızdan eklenmiştir. Adı geçen programda hadis, Hz. Hüseyin radıyallahu anh tarafından rivayet edilmekte olup, Ölüm, 6454’te yer almaktadır. -O. Arpaçukuru.
[4] Bakara, 2/153
[5] Bu hadisin bir bölümü kitabın aslında eksik kalmış olup, selam.s5.com yapımı olan Kütübü Sitte Hadis Külliyatı isimli programdan araştırılarak tarafımızdan eklenmiştir. Adı geçen programda hadisin (Sabır, 3208) kaynakları MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizî, Da'avât 88; (3506) olarak verilmiştir. -O.Arpaçukuru.
[6] Hadisin “…..” arası kitapta eksik bırakılmış, hadis tarafımızdan da bulunamamıştır. Bu boşluğun "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn” istirca sözü olması muhtemeldir. -O. Arpaçukuru.
[7] “…..” arası kitapta eksik bırakılmış, tarafımızdan da bulunamamıştır. Bu boşluğun "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn” istirca sözü olması muhtemeldir. -O. Arpaçukuru.
[8] Yusuf, 12/84
[9] Bakara, 2/157
[10] Bakara, 2/157
[11] İbrahim, 14/7
[12] Bakara, 2/222
[13] Ğafir (Mü’min), 40/60
[14] Âl-i İmran, 3/142
[15] İbrahim, 14/42
[16] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.
İslami Okul Okulların En Önemlisi