Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kızgın Güneşte Ve Büyük Kayanın Al - Sabir - 37. Sayfa

Kızgın Güneşte Ve Büyük Kayanın Al­tında “Allah Birdir” Diye İnleyen Mü­cahid: Bilal-İ Habeşî

 

Azılı müşriklerden Ümeyye b. Halef, Bilal-i Ha­beşî’nin ellerini ayaklarını sıkıca bağlattırır, çölü öldü­rücü cehenneme çeviren kızgın güneşin altında Mekke vadi­sinde çıplak olarak sırtüstü yatırır, sonra güneşte iyice kızmış büyük bir kaya parçasını onun göğsünün üzerine konulmasını emredip, koydurur. Bilal-i Ha­beşî’ye de “Vallahi, ya ölünceye kadar böyle kalırsın ya da Muham­med’i inkar eder, Lat ve Uzza’ya taparsın!” derdi. Bilal-i Habeşî, “Vallahi, onları kızdıracağım bun­dan daha ağır bir kelime bilseydim muhakkak onu söylerdim.” demiştir.

Bilal-i Habeşî’yi bir gün bir gece susuz bıraktıktan sonra demir gömlek giydirip Randa’nın şiddetli sıcağı altında tutarlar, vücudunun yağını eritirlerdi. Bilal-i Ha­beşî’nin bu ağır işkenceler altında bayılıp ayıldığı da olurdu. Bu işkenceler her gün tekrarlanıyordu. Nihayet cellatlardan bazıları, işkencenin şiddetinden dolayı kalp­leri yumuşayıp, sadece bir tek kelimeyle de olsa tanrılarını iyi olarak zikretmesi karşılığında onu serbest bırakmaya razı oldular. Onlar için o bir kelime tanrıla­rının büyüklü­ğünü korumaya yetecekti. Kureyş ise kölelerinin diren­mesi ve inadı karşısında rezil oldukla­rını söylemiyorlardı. Kalbinin gerisinden söyleyebile­ceği, imanını kaybetme­den hayatını ve canını satın ala­bileceği bu tek kelimeyi bile Bilal söylemeyi red­detti!..

Evet, onu söylemeyi reddetti ve onun yerine ebedî marşını tekrarlayıp durdu: “Ehad (Bir)!” Cellatları ona haykırıyor, hatta şöyle demesi için yalvarıyorlardı: “Lat ve Uzza’yı söyle!” O da onlara: “Ehad!.. Ehad!..” diye cevap veriyordu. Onlar: “Bizim dediğimiz gibi de!” diyorlardı, o da tuhaf bir tavırla ve can sıkıcı bir edayla: “Benim dilim onu iyi söyleyemiyor.” diyordu. Allah (c.c.) yolunda ca­nını feda etmek, küfür sözü söyle­mekten daha kolay geli­yordu ona. Bilal öğle vaktinin şiddetli sıcağında kalır, ak­şam olduğunda onu ayağa kaldırır ve boynuna bir ip ta­karlar, sonra çocuklara onu Mekke’nin sokaklarında, te­pelerinde dolaştırmalarını emrederlerdi. Bilal’in dilinden mukaddes marşı “Ehad, Ehad (Allah bir, Allah bir)!” sözü düşmezdi. Gece olunca onunla şöyle pazarlık ederlerdi: “Yarın tanrıla­rımız hakkında iyi sözler söyle. Rabbim Lat ve Uzza’dır de. O zaman seni kendi hâline bırakırız. Sana işkence etmekten usandık, hatta sanki sen bize işkence ediyor­sun!” O başını sallar ve şöyle derdi: “Ehad, Ehad!”

Ümeyye b. Halef onun yüzüne bir yumruk patla­tıp, öfkeli ve üzüntülü olarak şunu haykırır: “Seni bana hangi uğursuz getirdi. Ey pis köle!... Lat ve Uzza’ya yemin olsun ki, seni köle ve efendilere ibret olacak hâle getireceğim.”

Bilal kesin bir iman ile ve ruh yüceliğiyle “Ehad, Ehad” derdi. Kendisine, ona acıyormuş rolünü oynama görevi verilen kimse tekrar konuşmaya ve pazarlığa baş­lar, “Ümeyye! Sen çekil, Lat bugünden sonra iş­kence et­meyecek. Bilal artık bizden, annesi bizim cari­yemizdir, müslüman olmakla o bizi Kureyş’in dediko­dusu ve mas­karası yapmaya razı olmayacak.” derdi. Bilal onların ya­lancı ve sahte yüzlerine bakar, sabah aydınlığı gibi olan gülümsemesini keser ve onları titre­ten bir sakinlikle “Ehad, Ehad!” derdi. Yine sabah olur… Öğlen sıcağı yak­laşır, Bilal yine kızgın çöle götü­rülür… O her zamanki gibi sabırlı, dirençli ve azimlidir. [1]


 

[1] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.