Kızgın Güneşte Ve Büyük Kayanın Al - Sabir - 37. Sayfa
Kızgın Güneşte Ve Büyük Kayanın Altında “Allah Birdir” Diye İnleyen Mücahid: Bilal-İ Habeşî
Azılı müşriklerden Ümeyye b. Halef, Bilal-i Habeşî’nin ellerini ayaklarını sıkıca bağlattırır, çölü öldürücü cehenneme çeviren kızgın güneşin altında Mekke vadisinde çıplak olarak sırtüstü yatırır, sonra güneşte iyice kızmış büyük bir kaya parçasını onun göğsünün üzerine konulmasını emredip, koydurur. Bilal-i Habeşî’ye de “Vallahi, ya ölünceye kadar böyle kalırsın ya da Muhammed’i inkar eder, Lat ve Uzza’ya taparsın!” derdi. Bilal-i Habeşî, “Vallahi, onları kızdıracağım bundan daha ağır bir kelime bilseydim muhakkak onu söylerdim.” demiştir.
Bilal-i Habeşî’yi bir gün bir gece susuz bıraktıktan sonra demir gömlek giydirip Randa’nın şiddetli sıcağı altında tutarlar, vücudunun yağını eritirlerdi. Bilal-i Habeşî’nin bu ağır işkenceler altında bayılıp ayıldığı da olurdu. Bu işkenceler her gün tekrarlanıyordu. Nihayet cellatlardan bazıları, işkencenin şiddetinden dolayı kalpleri yumuşayıp, sadece bir tek kelimeyle de olsa tanrılarını iyi olarak zikretmesi karşılığında onu serbest bırakmaya razı oldular. Onlar için o bir kelime tanrılarının büyüklüğünü korumaya yetecekti. Kureyş ise kölelerinin direnmesi ve inadı karşısında rezil olduklarını söylemiyorlardı. Kalbinin gerisinden söyleyebileceği, imanını kaybetmeden hayatını ve canını satın alabileceği bu tek kelimeyi bile Bilal söylemeyi reddetti!..
Evet, onu söylemeyi reddetti ve onun yerine ebedî marşını tekrarlayıp durdu: “Ehad (Bir)!” Cellatları ona haykırıyor, hatta şöyle demesi için yalvarıyorlardı: “Lat ve Uzza’yı söyle!” O da onlara: “Ehad!.. Ehad!..” diye cevap veriyordu. Onlar: “Bizim dediğimiz gibi de!” diyorlardı, o da tuhaf bir tavırla ve can sıkıcı bir edayla: “Benim dilim onu iyi söyleyemiyor.” diyordu. Allah (c.c.) yolunda canını feda etmek, küfür sözü söylemekten daha kolay geliyordu ona. Bilal öğle vaktinin şiddetli sıcağında kalır, akşam olduğunda onu ayağa kaldırır ve boynuna bir ip takarlar, sonra çocuklara onu Mekke’nin sokaklarında, tepelerinde dolaştırmalarını emrederlerdi. Bilal’in dilinden mukaddes marşı “Ehad, Ehad (Allah bir, Allah bir)!” sözü düşmezdi. Gece olunca onunla şöyle pazarlık ederlerdi: “Yarın tanrılarımız hakkında iyi sözler söyle. Rabbim Lat ve Uzza’dır de. O zaman seni kendi hâline bırakırız. Sana işkence etmekten usandık, hatta sanki sen bize işkence ediyorsun!” O başını sallar ve şöyle derdi: “Ehad, Ehad!”
Ümeyye b. Halef onun yüzüne bir yumruk patlatıp, öfkeli ve üzüntülü olarak şunu haykırır: “Seni bana hangi uğursuz getirdi. Ey pis köle!... Lat ve Uzza’ya yemin olsun ki, seni köle ve efendilere ibret olacak hâle getireceğim.”
Bilal kesin bir iman ile ve ruh yüceliğiyle “Ehad, Ehad” derdi. Kendisine, ona acıyormuş rolünü oynama görevi verilen kimse tekrar konuşmaya ve pazarlığa başlar, “Ümeyye! Sen çekil, Lat bugünden sonra işkence etmeyecek. Bilal artık bizden, annesi bizim cariyemizdir, müslüman olmakla o bizi Kureyş’in dedikodusu ve maskarası yapmaya razı olmayacak.” derdi. Bilal onların yalancı ve sahte yüzlerine bakar, sabah aydınlığı gibi olan gülümsemesini keser ve onları titreten bir sakinlikle “Ehad, Ehad!” derdi. Yine sabah olur… Öğlen sıcağı yaklaşır, Bilal yine kızgın çöle götürülür… O her zamanki gibi sabırlı, dirençli ve azimlidir. [1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi