Muhtelif - 40. Sayfa - Sabir
Önemli İlaç
Hükümdarın biri bir vezirine bir sebepten dolayı kızmış, hapse atılmasını ve sadece katıksız kuru ekmek verilmesini emretmiş.
Günler geçtiği hâlde vezirden herhangi bir şikayet ve yalvarma gelmeyince merak eden hükümdar, zindana adamlar göndermiş, nasıl olup da tahammül edebildiğini, feryat ve figana düşmediğini anlamak istemiş. Gidenler sormuşlar, “Büyük sıkıntı içindesin. Elin, ayağın zincirlerle bağlı olduğu hâlde yine de yüzün sararıp solmamış, sıhhatin sarsılmamış. Hayret doğrusu? Ne yaptın da kendini böyle koruyabildin?”
Vezir şöyle cevap vermiş:
- Altı tane ilacım var. Onları kullanıyorum.
Hayretle sormuşlar:
- Nedir onlar? Hani nerede?
Vezir açıklamış:
- Birinci ilacım: Tevekküldür. Yani Allah’a dayanıp, O’na güveniyorum.
İkinci ilacım: Kadere rızadır. Yani Allah’ın takdirlerine boyun eğiyorum, itiraz etmiyorum, çırpınıp üzülmüyorum.
Üçüncü ilacım: Meşakkate sabırdır.
Dördüncü ilacım: Ye’se (ümitsizliğe) düşmemektir. Yani yılıp yıkılmıyorum, kendimi kapıp koyvermiyorum.
Beşinci ilacım: Müteselli olmak. Yani benden daha kötü durumda olanları düşünüp, bu halime hamd ediyorum.
Altıncı ilacım: Ümittir. Yani bir gün olup buradan nasılsa çıkacağım, diye ümit ile yaşıyorum, moralimi yüksek tutuyorum.
Allah Teâlâ hepimizi Kur’an’dan ve sünnetten kaynaklanmayan ilimden sakındırsın (amin).
Günümüzde sabır sadece manevî nedenle gösterilmez, insanlar artık menfaatleri bekleyip sonuçta alacakları mükâfat için sabrediyorlar. Manevî anlamda sabır sadece birbirine güvenen insanlar arasında oluyor. Diğer sabredenlerin sonuçta sadece maddî çıkar için bekledikleri söylenebilir ve bu da genel olarak doğrudur.
Rabbimiz bize gerçek çileler, meşakkatler ve işkenceler yolunda sabır ve tahammülle, başımız dik olarak yürümeyi nasip eylesin. Zalimler zulümlerini arttırdığı müddetçe Bilallerin, Yasirlerin, Ammarların, Sümeyyelerin, Maşitelerin, Zinnûrelerin, Zeynep Gazalîlerin soyu devam etmektedir.
Sabredeceğimiz şu dört hususa dikkat etmeliyiz:
1. İlim yolunda sabretmek.
2. Amellerimiz yolunda sabretmek.
3. Allah’a davet konusunda sabretmek.
4. Davet ettiğimiz kimselerin eziyetlerine karşı sabretmek.
“En güzel bir şekilde karşılık ver.”[1] ayeti gereği öfkesini yenenler ve insanları affedenler olabilmek için, “Affa sarıl. Ma’rufu emret ve cahillerden yüz çevir.”[2] emrini yerine getirmek için onların kötülüklerine iyilikle karşılık vermek gerekir.
Halktan bir kimse, bilhassa akraba ve arkadaş gibi sende büyük hakkı olan bir kimse, söz ile veya davranışlarıyla sana bir kötülük yaptığı zaman ona iyilikle karşılık ver; şayet o seninle ilişkilerini keserse, sen yeniden kur. Sana zulmederse, onu affet. Gıyabında veya yanında senin aleyhine konuşursa sen karşılık verme, onu bağışla ve yumuşak sözlerle karşılık ver. Seni bırakır, konuşmayı keserse, onunla hoş konuş, ondan selâmı esirgeme. Sen kötülüğe iyilikle karşılık verirsen, bundan büyük bir fayda doğacaktır.
“Aranızda düşmanlık olan kimse sana sıcak bir dost gibi olur.”[3] Ancak bu güzel haslete hoşlanmadığı şeylere karşı sabredenler ve nefislerini Allah’ın sevdiği şeylere mecbur edenler nail olurlar. Ölümü hatırlamak, nefis hastalıklarının ilacıdır. Abdülkadir Geylani Hazretleri “el-Fethu’r-Rabbânî” adlı eserinde (s. 246) şöyle der:
“Yıllarca, gece gündüz Allah’ı hep hatırımda tuttum. O’nu hatırlamakla felah buldum. Nefsimi ancak ölümü hatırlayarak dizginledim.”
Salihlerden biri şöyle demiştir:
“Bu insanlara şaşarım: Cesedi yiyen (toprak) için ağlarlar, fakat kalbi yiyen (günahlar) için ağlamazlar. Oysa ikincisi daha büyük bir felâkettir.”
İbn Teymiye (rah.a.) şöyle demiştir: “Kalp için zikir, balık için su gibidir. Balığı sudan çıkarırsanız hâli nice olur?”
İbn Kayyim de “el-Vâbilü’s-sayyib” adlı kitabında şöyle der:
“Zikir, kalbin ve ruhun gıdasıdır. Zikirsiz kalan kul, azıksız kalan kimse gibidir. Zikir şeytanı kovar. Allah’ı razı eder. Kalbi ve yüzü aydınlatır. Kalpten gam ve kederi giderir, bir sevinç ve ferahlık meydana getirir. Allah’ı zikreden kimse heybet elbisesini kuşanır, yüzü hoş, sözü tatlı olur. Allah’a karşı muhabbet ve takva duyar ve her işinde O’na dayanır.”
Zikir ayrıca Allah’ın, kulu zikretmesini sağlar. Nitekim Kur’an’da “Siz beni anın ki ben de sizi anayım.”[4] buyurulmuştur.
Zikrin sadece şu son faydasının insana kazandırdığı şeref ve fazilet yeter. Bundan başka zikir, kalbi gaflete karşı uyanık tutar ve insanı hatalardan alıkor. Ameller içinde en basiti olduğu hâlde karşılığında terettüp eden mükâfat başka amellere verilmemiştir. Buharî ve Müslim’in Hz. Ebû Hüreyre’den rivayet ettiklerine göre, Allah’ın Resülu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Her kim günde yüz defa «Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr» derse, Allah on köle azat etmiş gibi sevap verir, kendisine yüz iyilik yazılır, yüz kötülüğü de silinmiş olur. O gün akşama kadar şeytanın vesvesesinden de korunmuş olur. Daha fazla amel edenler hariç hiç kimse bundan daha faziletli bir amelle Allah’ın huzuruna gelemez.”[5]
Yine burada “Ashâb-ı Kehf”i (rıdvanullahi aleyhim ecmain) anmak gerekiyor. Ashâb-ı Kehf, Kur’an-ı Kerim’in “Kehf” sûre-i celilesinde yer alır. Bu kıssayı yazmakta yarar görüyorum. [6]
İslami Okul Okulların En Önemlisi