Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Ashâb-I Kehf “Kehf” Sûre-İ Celilesinde Yer Alır - İslami Bilgiler - Sabir - 41. Sayfa

Ashâb-ı Kehf

 

“Kehf” sûre-i celilesinde yer alır.  Cenab-ı Hak, 8-25. ayeti kerimelerde onlardan bahis buyurur.

Ashâb-ı Kehf’in bilinen isimleri şunlardır:

Telmiha, Mekselmina, Meslina, Mernus, Şazenuş, Dedernus, Keşeftatayyuş ve peşlerine takılıp, mağara­nın iç kapısında onları bekleyen köpekleri Kıtmir.

Yaşadıkları asır:

Hazreti İsa (a.s.) ile Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) dev­ri­nin ortalarında, hıristiyanlığın bilinip, yer yer unutul­duğu çağdadır. Gerçeği ise, onların Tarsus şehrinde bulunduk­larıdır. Roma İmparatorluğu’na bağlı bu şehri ziyaret eden İmparator Dekyanus, hâdisenin başlangı­cının vesi­lesidir. Halkı putperestliğe çağıran İmparator, gençlerin kendisine teslim ve batıla tâbi olmamalarına karşılık “kendilerini öldüreceğini” söylemiş, gençler de davala­rında ısrar edince, hükümdar onlar için bir müddet tayin edip, başka şehre yönelmişti.

Gençler, topluca mezkur mağaraya sığınmışlar ve Kur’an-ı Kerim’in beyanıyla da burada üç yüz dokuz sene uyumuşlardır. İmparator Dekyanus dönüp de onların mağaraya saklandıklarını öğrenince, çıkmala­rına engel olmak için mağaranın girişini kapatmış, iki büyük zat da Ashâb-ı Kehf’in hayat hikayelerini ve adlarını bir levhaya yazarak duvarların arasına koy­muşlardı ki “Rakim” deni­len, bu levhadır.

Uykusu muntazam olmayan çocuklara, gecelerini sı­kıntılı geçiren hastalara, rahat bir gece geçirip, mışıl mışıl uyusunlar diye yaşlı ninelerimizin sonsuz bir iti­matla isimlerini sıralayarak, okuyup üfledikleri yedisi insan ve sonuncusu köpek olan Ashâb-ı Kehf hikaye­sini belki işit­memiş olanlarınız vardır.

Kur’an-ı Kerim’de Kehf sûresinin sekizinci ayetin­den yirmi beşinci ayetine kadar olan on sekiz ayet-i kerime onları bize tanıtır ve meraklı maceralarını anla­tır.

Telmiha, Mekselmina, Meslina, Mernus, Şazenuş, Dedernus, Keşeftatayyuş isimli olan bu yedi mübarek zatın Kıtmir adında bir de köpekleri vardır. Havarîler­den St. Paul (Sen Pol) Tarsus şehrine gelerek Hıristiyan akide­sini yaydığı sırada ilk iman edenlerden oldukla­rına göre, bu zatların, miladın ilk asrının ikinci yarı­sında yaşamış olmaları icap eder. Yani bu kimseler za­manımızdan 1700 küsur sene evvel yaşamış olan mü­minlerdir. Çünkü, he­nüz Hz. İsa (a.s.)’ın dini ve kitabı, vahdaniyet bozulma­mış, Hıristiyanlık parlamamıştı. O tarihte Tarsus şehri de diğer birçok Anadolu şehri gibi Roma İmparatorluğu’nun idaresi altında bulunmak­taydı. Putperest olan Romalılar yeni yayılmaya başla­yan Hıristiyanlık dinini menfur sayı­yorlar ve bu se­beple Hıristiyanlık dinini kabul edenleri merhametsizce öldürmekten çekinmiyorlardı. Sirklerde toplanan mu­azzam insan kalabalıkları huzurunda hıristiyanlar vahşi hayvanlara parçalatılırken, seyirciler büyük bir zevkle bu feci manzarayı seyrederlerdi. Bu baskı ve zulme rağmen İsa (a.s.)’ın dinine iman edenler yılmıyorlar, mahzenlerde, mağaralarda, ıssız saray hara­belerinin karanlık dehlizlerinde ibadetlerine devam edi­yorlardı.

İşte bu korkunç devirde Roma İmparatoru Dekyanus Tarsus şehrine gitmişti.

Hadise buradan başlamaktadır…[1]

 


 

[1] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.